Ağa olmasam da zamanında böyle bir teklif yapmıştım. Teklifle
de kalmadım. Verdim:
Ortaokul veya lisede öğrenciyim 80’li yıllar. O zamanlar ilçe
değildi Güneysınır.
Bizim Karasınır’ın otobüsleri öğle oldu mu Konya’dan hareket
ederdi. Biz de akşamüstü Karaman otobüslerinden bilet alır, Karasınır’a on km.lik
mesafede inerdik. Ondan sonra kah sırtında kah elinde, içi kirli valizi yayan yapırdak
yürür dururduk. O zamanlar tekerlekli valizi nerede bulacaksın. Varsa da semtimize
uğramazdı. Kaç defa yürümüşlüğümüz var elimizde ağır valizle bu on kilometrelik
yolu.
Bazen tek tük araç gelirdi. Ama el kaldırmazdık. Çünkü cepte
beş kuruş para kalmazdı. Zaten öğrenciyiz. Olan parayı da son kuruşuna kadar Karaman
otobüslerine verirdik.
Bazen yalnız olurdum bu yolda bazen bir arkadaş.
Kendi halimde yürürken bazen arkadan gelen bir araba biz el
kaldırmadan durur, alırdı bizi.
Yine bir gün Karaman otobüsünden indim. Elimde valiz yürüyorum.
Ara ara arkaya bakıyorum gelen araba var mı diye. Çünkü cebimde bu sefer bir yirmi
vardı ama o zamanlar o para 20 bin miydi yoksa 20 milyon muydu bilmiyorum.
Baktım, bir kamyon geliyor. Hiç yapmadığımı yaptım. Bu cesaret
herhalde cebimdeki paradan olmalı.
Kamyon durdu. Kabinde yer yoktu. Kamyoncu da simaca tanıdık
geldi. Ayakkabıcı amcaoğlunun dükkanında yaz dönemlerinde birkaç defa görmüştüm.
Kamyonun üstüne binersen bin dedi. Olur dedim. Güç bela valizi
kamyona attım. Ardından ben bindim.
Karasınır’da indim. Şoföre, teşekkür ettim. Borcum ne kadar
dedim. Ne verirsen ver dedi. Elimi cebime atarak son kurşunu uzattım. Buyur dedim.
Bu fazla. Bozuk yok mu dedi. Yok dedim. Ne yapacağız ya dedi. Al fazla olsun. İşimi
gördün dedim. Aldı. O yoluna devam etti. Ben ise son sermayem olan son kurşunun
elden gitmesinden dolayı herhalde bir güzel ağırlık hissetmişimdir.
Birkaç gün sonra ayakkabıcı amcaoğlunu dükkanında ziyaret ettim.
Hoşbeşten sonra ne zaman, nasıl geldiğimi sordu. Şu gün geldim. Karaman otobüsleri
ile yolda indim. Bu tarafa da bir kamyona bindim. O şekilde geldim dedim. Tanıdık
mı kamyoncu dedi. Sizin burada görmüşlüğüm var. Sanırım falan köylü olmalı. Şöyle
biri dedi. Tarifinden şu köylü, bu olmalı dedi. O bizim tanıdık. Gelir laflarız
dedi. Ardından para aldı mı dedi. Yok mok dedim ise de amcaoğlu, doğru söyle dedi.
O istemedi de ben verdim. Almak istemedi. Zorla verdim dedim. Miktarı da söyletti
bana.
Aradan birkaç gün geçti. Yine amcaoğlunu ziyaretteyim. Al şu
paranı dedi. Ne parası dedim. Kamyoncuya verdiğin para dedi. Nasıl aldın dedim.
Dün uğradı. Geçen gün 20/bin/milyon parasını aldığın kişi benim amcamın oğlu. Nasıl
alırsın ondan? Ver şu parayı demiş. Sağ olsun benim son kurşunumu geri almış bu
şekil. Kaybettiğim eşeğimi yeniden bulmuş gibi oldum. Bir sevindim bir sevindim.
Sormayın.
Gördüğünüz gibi benim de yine bu yolda, zamanın behrinde otostopçuluk
yapmışlığım var. Her ne kadar nakliye parası versem de ve bu otostopçuluk bana pahalıya
patlasa da amcaoğlu sayesinde sermayemi geri aldım. Siz siz olun, otostopçuluk yapandan
para falan ne umun ne de isteyin. Otostopçuluk yaptığına göre vardır bir derdi.
Neyse biz gelelim tekrar otostopçu Ali’ye.
Namı diğer Siverekli Ali ile arabada 50 dakika böyle hasbihâl ettik. Hoşsohbet biriydi
bu arada. Araya benim eski defterler girince hoşsohbetin içine ettim gördüğünüz
gibi.
Sonunda Ali gitti geri yoluna, biz gittik yolumuza. Ali'nin
başka da akıbetini bilmiyorum.
İstedim ki bu anekdotu yazıp paylaşayım. Ülkemdeki insan manzaralarından bir kesit sunayım. Daha böyle ne kesitler ne hayatlar var bu ülkede, kim bilir...