Ana içeriğe atla

İlginin Bezdiren Türü

Çitgöl Kaplıcanın yerleştiği alan aynı zamanda bir mesire yeri gibi. Bahçesinde az dolaştıktan sonra içerisi müşteriyle dolu bir kafeterya var. Karşısında ise masalar ve etrafında dörderli sandalyeler var. Işıklandırma falan yoktu. Gelip geçen otursun diye kaplıcanın bir hizmeti olsa gerek. Biraz nefeslenelim diye oturduk.

Sen misin oturan? Hemen karşı taraftan ışık yakıldı. Gençten biri hızlıca geldi. Ne alırsınız dedi. Çayınız var mı dedik. Varmış. İki çay getirir misin dedik. İki çay hemen geldi. O kadar hızlı getirdi ki tabağına çayı bile dökmüş garson. Hizmet hızını görünce belli ki burası bir işletmeye ait.

Ayrılmadan bizim oğlanlar geldi.

Arkadaşın çocuğu bir şey almayacağım dedi. Severim böyle çocuğu. Çocuk dediğin babasına masraf ettirmeyecek ama benimki babasına masraf ettirecek ya çayı sevmemesine rağmen ben çay içerim dedi. Neyse. Daha yanımızdan yeni ayrılmaktan olan gence bir çay. Delikanlı bir çay daha dedik. Genç arkasına bakmadan gitti. Duymadı galiba. Ya da angarya gördü bir çayı demeye başlamıştık ki bir çay kapıp getirdi hemen

Sonrasında fazla vakit geçmeden bir şeyler alır mısınız diye biri geldi. Yok sağ olun dedik.

Daha üç beş dakika geçmedi, bir başkası ne alırsınız diye geldi tekrar. İlgiyi severim de bezdirir türden olanından nefret ederim.

Baktık olmayacak, üç çay ne kadar dedik. 6 liraymış. Parayı, çocuğu çay içmeyen verdi. Kalktık.

Bu arada arkadaşın eli cebine gitmede pratikmiş. Hoşuma gitti. Severim böylelerini. 

Bir on dakikada üç defa istediğiniz bir şey var mı diye gelinmesi hizmeti güzel ama bilin ki bezdirdi. 10 dakikada üç defa gelinmez ki. Üstelik ben burayı, belediyenin kaplıcadakiler soluklansınlar, gelip geçen çayını getirip içsin diye yaptı sanmıştım. Meğerse burası söğüt gölgesi değilmiş. Düpedüz bir işletme imiş. Aman siz siz olun. Kaplıcaya gelirseniz, benim söğüt gölgesi sandığım bu yere oturmayın.

Yok illa içeceğim, bir de ben göreyim diyorsanız, çay ilçe Simav'da 1.5 TL, beldesinde 2 lira. Tercih sizin.

Burada size bir soru. Kaplıcanın içindeki kafeteryayı belediye mi işletiyor yoksa özel sektör mü? 10.08.2021

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde