Ana içeriğe atla

Dili Tesettüre Girmemiş Bir Tesettürlü

Küfür, küfürlü konuşmak yadırgansa da bu toplumda küfür bir vakıa. Kimi sinirlenince gerçek kimliği ortaya çıkar. İçinde gizlediği ne varsa, karşı tarafa boşaltır kimi de küfürbazlığı meslek edinmiştir. Sözlerine küfürle başlar, küfürle devam eder, küfürle bitirir. Ortamdakilerden tepki de gelmeyince hatta övgü alınca küfrüne devam eder.

Toplumda gördüğümüz küfürler genellikle erkeklerden sadır olur. Kadınlar bu konuda daha hassas iseler de içlerinde erkekleri aratmayanlar çıkıyor. İşte onlardan biri.

Sabah evden çıktım. İstasyon, Feridiye Karakolu, Anıt'tan, Yeni Larende Caddesi boyunca yürüyorum. Menzilim Mevlana Kültür Merkezi.

Karatay Belediyesini soluma alıp kendi halimde yürümeye devam ederken karşımda, giyimi kuşamı tepeden tırnağa tesettürlü, siyah gözlüklü, telefonu kulağında yüksek sesle konuşan bir kadın yürüyerek geliyordu. Ağzından çıkan küfürle irkildim. Telefondakine mi küfrediyor derken, az önce karşımdan beni sollayıp geçen bir erkeğe küfrettiğini anladım. Çünkü küfrü duyan erkek yönünü dönüp onu beklemeye koyuldu. Zaten ondan başka kimsecikler yoktu orada. Yaş durumlarına bakarsak, küfrettiği erkek olsa olsa kocası olur.

Haydi söyleyiver şu küfrü dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. Nasıl söyleyeceğimi de edebim el vermiyor. O yüzden top çeviriyorum.

Nasıl söyler, bunu buraya nasıl yazarım bilmiyorum. Bir an için kem söz sahibine ait deyip unutayım dedim. Unutmak ne mümkün. Maalesef en kötü yönüm unutmamak. Tam yazmaya yelteniyorum, bir insana duyduğu her şeyi aktarması günah olarak yeter sözü aklıma geliyor. 

Karşımda olsanız, çaylarımızı yudumlarken aklınıza gelen her türlü küfrü söyleyin, bu kadının küfrünü bulabilecek misiniz derim. Ama yalnızım. Hoş bir ordu karşımda olsa onlara bugüne kadar duyduğunuz her türlü küfrü şu kağıtlara yazın, bana verin desem, yazılan küfürler içinde bu kadının yaptığı küfrün yanına yaklaşamaz. Çünkü bugüne kadar öyle orijinal küfürler duydum ama böylesi küfrü ne işittim ne okudum. Olsa olsa kişiye özgü nevi şahsına münhasır bir küfür olur.

Küfreden kadını ve küfrü yiyen erkeği tanımıyorum. Tesettürlü kadının ağzından çıkanı yazmaya edebim el vermese de toplumun ahlaki seviyesinin geldiği noktayı görmemiz bakımından maalesef bu cümleyi buraya alacağım: “Orospunun a...dan çıkana bak”. Evet, çok da yaşlı olmayan otuz yaşlarındaki kadının sarf ettiği küfür bu. Duyduğum küfürle nutkum tutulunca, sonraki küfürleri duymadım bile. Yazarken utandım. Kusura bakmayın. Ben gün görmedik bu tür bir küfrü ilk defa duysam da küfürle beraber erkek durduğuna göre belli ki bu küfrü hanımından daha önce de duymuş olmalı.

Vücudu tesettürlü ama bu tesettürün t’si dahi diline yansımamış, kaporta Müslümanı bu küfürbaz kadın; evlerden, çevrenizden ırak olsun. Böylesini düşmanınıza dahi vermesin. Ne böylesi kızımız ne gelinimiz ne de eşimiz olsun. Allah kimseyi dilinde fermuar olmayan, edep, haya nedir bilmeyen bu kadınla aynı havayı teneffüs ettirmek zorunda bırakmasın. Bu kocaya da Allah sabırlar ve tahammül gücü versin. Allah kimseyi böylesi ile imtihan etmesin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde