İsraf denince bu
toplumun aklına hep ve ilk başta ekmek israfı gelir. "Yazık, bak şu ekmeği
çöpün oraya koymuşlar. Nimet atılır mı ya! Günlük çöpe atılan ekmekle şu kadar
asfalt, bu kadar okul yapılır. İnsanımız bayat ekmeği yemiyor. Bunu bulamayan
da var. Biz bayat ekmeği şöyle yapar yeriz. Başımıza gelenler ekmeği israf
ettiğimizden..." deriz. Tüm bunları söylerken de ekmek israfının içine
kendimizi koymayız.
Ekmek ve birçok
alanda bu ülkede israf var mı? Var. Özellikle kamu kaynakları çarçur ediliyor
mu? Ediliyor. Zira kamu kaynaklarının sahibi yok.
Niyetim ekmek ve
diğer kamu kaynaklarının israf edilmesini ele almak değil. Hepsi ayrı ayrı yazı
konusu. Maalesef her alanda israf karnemiz kabarıktır. Bu yazımda tüm israf
alanlarını bir tarafa bırakarak özelde eleştirisi yapılan fakat genelde
çoğumuzun sesinin çıkmadığı iki israftan bahsedeceğim. Bunlar, cami ve Kur'an
kurslarıdır. Bu konuyu ele almadan önce israfın tarifini yeniden bir
hatırlayalım. TDK israfı, gereksiz yere para, zaman, emek vb.yi harcamak,
savurganlık, tutumsuzluk şeklinde tarif eder. Kısaca ihtiyaç fazlası ve yerli
yerinde kullanılmayan her şeye israf diyebiliriz.
Gelelim camilere...
2020 sonu itibariyle DİB verilerine göre Türkiye'deki cami sayısı 89. 445'tir.
Başı 3. 530 cami ile İstanbul çekerken 3.238 cami ile Konya 2.sırada, Ankara
ise 3.171 cami ile 3. sıradadır. Bu sayıya son iki yılda yapılan camiler ve
Diyanet'e bağlı olmayan camiler dahil değildir. Nüfusu 85 milyon kabul edersek,
Türkiye'de her 900 kişiye bir cami düşerken Konya özelinde 700 kişiye bir cami
düşüyor. Her ne kadar en fazla cami İstanbul'da ise de nüfusa oranlarsak, 4.250
kişiye bir cami düşüyor. Bu sayıya sabi sıbyan, Müslim ve gayri Müslim de
dahildir.
İşin istatistiğinde
değilim. Cami sayısı 89 bin değil, 100 bin de olabilir. Yeter ki ihtiyaç olsun
ve içi doldurulsun. Yine nüfusa göre camileri oranlamak da bizi yanıltabilir.
Yerleşim alanının dağlık ve dağınık olması da cami ihtiyacını artıran
etkenlerden biridir.
Burada üzerinde
durulması gereken bu camilerin ne kadarı ihtiyaç ne kadarı değil? Bu camilerin
birbirine uzaklığı ne kadardır? Camilerimizin cuma ve bayram namazları dışında
doluluk oranı nedir? Bir yere cami yaparken yetkililerin elinde bir plan var
mıdır yoksa rastgele mi yapılmaktadır. Bir yerde meskun mahal olmadan ilk önce
cami yapılan kaç yerimiz var? Camiler yapılırken bu caminin ihtiyaçlarını
karşılayacak gelir getirici işyerine yer veriyor muyuz? Yanında hastane,
kütüphane, aşevi, okul, yatakhane gibi müştemilatı olan kaç camimiz var? Etrafı
açık olan ve yüksek binalar arasında sıkışmamış kaç camimiz var? Yapılan bu
cami mahalle sakinlerinin hepsini alır mı ya da yapılan bu cami birkaç yıl
sonra ihtiyaca cevap veremeyecek duruma gelebiliyor mu? Yapılan camilerin
birbirine mesafesine bakılırsa cami yapmada bir planlama olduğu kanaatinde
değilim. Üç beş kişinin öncülüğüyle, bir hayırseverin arsa bağışlamasıyla cami
inşaatına kalkıldığı şeklinde bir görüntü var. Öyle camiler var ki yola sıfır
yapılmış. Yol genişleyecek veya mahallede kentsel dönüşüm yapılıyor. Evler tek
tek yıkılırken cami orada kalıyor. Normal şartlarda caminin de yıkılması
gerekiyor ama kaç yetkili buna yanaşır. Adının cami yıkan başkan olmasını
hiçbir belediye başkanı istemez. Tüm bunları geçtim. Bugün belli muhitlerdeki
bazı camilerin dışında kalan birçok cami tek tük cemaatle beş vakti kılıyor.
Eskiye oranla camiye devam eden cemaat sayısında her geçen yıl bir azalma söz
konusu. Mevcut camilere nasıl cemaat çekeriz, bu insanımızın camilerden uzaklaşmasının
sebep ya da sebepleri nelerdir üzerine kafa yoracağımıza, ihtiyaç mı, değil mi
demeden cami yapımına devam ediyoruz. Eskiden cami yapımına karışmayan devlet
ve belediyeler cami yapımına öncülük ediyor hatta yardım ediyor. Tamam yapsın.
Zira bu da dini ve toplumsal bir ihtiyaç. Ama Millet Bahçelerinde olduğu gibi
yeşil alanın büyük bir kısmını kapsayacak şekilde büyükçe bir cami yapılmamalı
diye düşünüyorum. Elbette bu tür yeşil alanlarda nasıl ki yeme, içme, büfe, WC,
lavabo ile birlikte burada eğlenen insanların namazlarını kılabileceği küçük
bir mescit de olsun. Ama her gördüğümüz boşluğa illa büyük bir cami kondurma
hülyasından vazgeçmek lazım. Böyle yapmazsak, Avrupa'daki cemaati olmayan
kilise bolluğu gibi yakında bizde de cemaati olmayan cami bolluğu olacaktır.
Hristiyanların her yerde kilisesi anlaşılabilir. Çünkü Hristiyanlara göre ayin
mutlaka kilisede yapılmalı. Halbuki bizde cuma ve bayram namazları dışında
ibadet her yerde bireysel ve toplu yapılır. Bunun için de illa cami olması gerekmez.
Zira bize göre yeryüzünün her bir yeri mescittir ve her yerde ibadet yapılır.
Durum bu iken cami yapımını abartmamak lazım. Birbirine yakın yapılan her cami
diğer caminin cemaatini eksiltmektedir. Bu da topluluk anlamına gelen cemaatin,
toplayan anlamına gelen caminin köküne dinamit koymaktır. Kısaca yerinde ve
ihtiyaca binaen yapılmayan her cami ekmek israfına rahmet okutacak şekilde
israftır.
* 09 Aralık 2022 günü Barbaros Ulu adıyla Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder