Nagehan
Alçı’yı ne okurum ne de TV kanallarına çıktığı zaman takip ederim. Kanalları
gezinirken konuşur görürsem, es geçerim. Sayın Alçı,“Okulları kapalı tutarak
bir nesli mahvetmek üzereyiz” başlıklı bir yazı kaleme almış. Yazısının içinde
geçen “Öğretmenler rahata alıştı sanki” kısmı başta öğretmenler olmak üzere
çoğu kimsenin tepkisine neden oldu. Ne demiş diyerek yazısını bularak okudum.
Kadın,
baştan sona “Okulların kapalı tutulmasından dert yanıyor. Başka ülkelere göre
en uzun süreli okul kapatmanın bizde olduğundan dem vuruyor. Çocuklar markette,
her yerde ama okullara alınmıyor. Böyle giderse bir nesli yok ederiz” diyor
özetle. Yazının tümüne birden bakarsak haklı bir haykırış var ve tespitleri
doğru. Açıkçası bu kadar tepkiyi anlamış değilim. Hele bir cümleye takılıp
kalmayı hiç doğru bulmuyorum. Çünkü o cümle yani “Öğretmenler rahata kavuştu
sanki” cümlesi, yazıdan çıkarılabilecek bir ana fikir bile değil. Diyelim ki
burada öğretmenlere bir sataşma var. Tepki göstereceğiz. “Sayın Alçı, okulların
kapalı olmasının müsebbibi biz değiliz. Sizin gibi biz de bekliyoruz. Bunu MEB’e
iletin. Bilim Kurulunu aşarak bunu başarabilirseniz bundan biz de memnuniyet
duyacağız. Uzaktan eğitim derslerinde verimin ve geri dönüşün olup olmadığını
gözünüzle görmek isterseniz, sizi derslerimize misafir kabul etmek isteriz.” şeklinde
bir tepki daha şık olmaz mıydı? Eğitimcilere de böyle bir üslubun çok güzel yakışacağını
düşünüyorum.
Gelelim
çok tepki gösterilen “rahatlık” meselesine…
Bu
rahatlık bakış açısına göre değişir. Öğretmenler hem rahat hem değil diye
düşünebiliriz. Rahattır. Çünkü soğuk ve sıcakta belli bir mesafe kat etmeden
evinden veya bulunduğu yerden okulunca belirlenen ders programına göre dersini
veriyor. Bu, rahatlık değil mi? Burada zaman kaybı, fiziken yorulma ve derse
yetişeceğim, trafiğe takılacağım telaşesi yok.
Öğretmenler
rahat değil. Bunu derken öğretmen tıpkı okuldaki görevini evinde yerine
getiriyor. Neler yapıyor?
1. Okulunun
verdiği haftalık ders programını, EBA’daki “Harici canlı ders ekle” butonunu
açarak işleyeceği dersin konusunu, sınıfını, saatini, dersi işleyeceği platformun
linkini, şifresini, şubesini, ünitesini ve dersine girecek öğrencileri
belirliyor ve kaydediyor. Tüm bunları yaparken sistem arıza verdiği zaman
sorunu çözmek için okulların öğretmen grupları geç vakte kadar yazışma yapıyor
ve sorunu çözüyorlar.
2.
İşleyeceği dersi öğrencilerine duyurmak
için tüm sınıfın veli/öğrenci telefonlarını kaydederek bir iletişim grubu
kuruyor, link gönderiyor. Buradan öğrenci ve velileriyle haberleşiyor. Dersine
kimin katılmadığını anında veliye bildiriyor. Ödevini buradan veriyor. Dersine
sürekli katılamayan öğrencinin velisine ulaşıyor ve niçin katılamadığını
araştırıyor. Hepsi olmasa da çoğu öğretmen, planlanan dersinin dışında akşam, zoom
üzerinden ilave ders yapıyor.
3.
Dersini saatinde açan öğretmen, tüm
öğrencilerinin derse katılımını “Günaydın, hoş geldin” diyerek tek tek
karşılıyor.
4.
Öğrenci çözemediği soru için öğretmenine
whatsapp aracılığıyla soru gönderiyor, ödevini soruyor. Öğretmenler anında cevap
veriyor.
5.
Hafta sonu geldiğinde öğretmen, ben
tatilim demiyor. Milli Eğitim Müdürlüklerinin her cumartesi ve pazar günleri,
farklı sınıflara yaptığı kazanım değerlendirme sınavlarına öğrencilerinin
katılımını sağlıyor. “Şu katılmadı, bu katılmadı, şöyle katılacaksınız,
şifreleriniz bunlar…” yazışmalarını yaptığına inanmazsanız, her şeyimizi
kaydeden Whatsappa sorabilirsiniz. Sınav bittikten sonra da sınav analizi
hazırlamak zorunda öğretmen.
6.
Öğretmenin işlediği canlı dersine,
öğrencinin dışında evde olan herkes katılıyor. Yani sınıf mevcudundan fazla
kişi dersi dinliyor. Bir öğrenciye soru sorduğunda, öğrenciden cevap alamazsa
aynı anda Whatsappına anne, “Öğretmenim, sorduğunuz soruyu çocuğum biliyor. Yalnız
mikrofonu bozuk” cevabını alan öğretmen sayısı az değil. Yani ders herkese
alabildiğine açık ve şeffaf. Sayın Alçı da bu derslere katılabilir.
7.
Dersini vermeden önce öğretmenin ilgili
konusuna hazırlığını, oluşturacağı ders materyalini saymaya gerek yok sanırım.
8.
Evinde işlediği derslerin yanında
haftada bir gün de okuluna gidip yapılan toplantıya katılmak zorunda
öğretmenler.
9.
Dersi, bire bir öğrencinin okumasına
bağlı olan uygulama derslerinde ise öyle öğrenciler var ki “Öğretmenim! Ben ders
okumak istiyorum, dersime hazırım. Beni okutmak için müsait misiniz?” mesajı
gönderdiğini gecenin 11’inde öğretmenin zoomu açıp öğrencisiyle bire bir ders
yaptığını öyle zannediyorum, çoğunuz gibi Nagehan Alçı da bilmiyordur.
10. Teknik
vs nedenlerle dersini işleyemeyen öğretmen, çocukların uygun olduğu bir saatte
dersini yapıyor…
Hasılı,
yüz yüze öğretimde olduğu gibi dersini ayakta işleyemeyen öğretmen, canlı
derslerde de zamanla yarışarak bir koşuşturma içine giriyor ve en az yüz yüze
eğitimde olduğu gibi yoruluyor.
Buna
rağmen bu aşamadan sonra okulların açılması, çoğu öğrencinin ve öğretmenin
işine gelir mi? Doğrusu açılması. Mantık da bunu kabul eder. Ama vücut ve
insanların psikolojisi buna hazır mı? Buna pek hazır diyemeyeceğim. Çünkü vücut
işe gitmeden evde iş yapmaya alışmıştır. Bu da doğaldır. Malumunuz çoğu öğrenci
ve çalışanda pazartesi sendromu olur. Pazar gününden başlar bu sendrom.
Pazartesi okul veya işe ölümüne gider ama akşamına alışır. Marttan bu yana bazı
sınıf kademelerinin kısa süreli yüz yüze eğitim yapmasının dışında bu ülkede 10
aydır okullar kapalı. Dile kolay. Uzun süre işinden uzak olan öğrenci ve
öğretmen elbette ilk etapta zorlanacaktır. Keşke açılsın da varsın tüm zorluk
bu olsun.
Bu
arada öğretmenlerim! Siz de pek alıngan olmayın. Bugüne kadar Nagehan Hanım’a
gelinceye kadar yüz yüze eğitim yaparken bile az mı eleştiriye tabi tutuldunuz?
Her şeyin müsebbibi olarak sizler gösterilmediniz mi? Maalesef toplumun bir
kesiminde böyle bir algı var. Ağzınızla kuş tutsanız dahi bu kesime
yaranamazsınız ve bu algıyı değiştiremezsiniz. Bırakın balık bilmezse Hâlık
bilsin.
*13/01/2021 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder