Etrafı düşmanla çevrili bir ülkede
yaşıyoruz. Biraz sendelesek bizi yok etmek için akbabalar gibi üzerimize
üşüşecek ülkeler var. Ortadoğu’daki savaş ve iç savaş durumları bizi hep olumsuz
etkiliyor. Zaten 80 yılından beri PKK denilen kanlı terör örgütüyle başımız
dertte. Dağ ve kırsalda yuvalanan bu terör örgütünün şehirdeki ikizi olan FETÖ
ile son yıllarda başarısız kanlı bir darbe teşebbüsüne maruz kaldık. Tehlike daha
tam geçmiş değil. Çünkü bu sinsi örgüt milletimizin göz bebeği askeriyenin
içinde yuvalanmış. Ordumuz Irak ve Suriye’ye zaman zaman operasyon
düzenlemekte. Libya’daki iç karışıklığı önlemek için bu ülkeye asker gönderiyoruz.
Stratejik ortağımız denilen ABD ile hiç olmadığı kadar gerilimli günler
yaşıyoruz. Böyle bir ülkede yaşıyorsanız orduya büyük önem vermek ve güçlü bir
orduya sahip olmak zorundasınız. Ordu, yarın sefere çıkacakmış gibi savaşa
hazır olmalı. Aynı zamanda askeri işlerden anlayan danışmanlara da ihtiyacınız
var.
Ülkeyi yönetenler; ordumuz ne durumda,
neye ihtiyacı var, asker, teçhizat ve teknoloji yönünden yeterli mi, bir savaş
çıktığı zaman stratejimiz ve taktiğimiz ne olmalı gibi askeri konularda yol
göstersin diye danışman tayin ediyor. Böyle bir danışman, askeri konulara
yoğunlaşıp eksik ve zaaf yönlerimizi tespit ederek giderilmesi için hükümete
öneri sunup yol göstereceği yerde, ilahiyatçıların bile kendi arasında, gelip
gelmeyeceği tartışma konusu olan Mehdilik konusunda “Mehdi gelecek.
Ortamı buna göre hazırlamalıyız” açıklamasında bulunuyor ve esas vazifesinin
dışında gündeme geliyorsa ne oluyoruz dememek mümkün değil. Çünkü Mehdi
beklemek, Mehdi ile ilgili görüş serdetmek askerin ve askeri alanda danışmanlık
yapanların işi değil.
Kendi
görev alanı dışında açıklama yapmak şimdiki muvazzaf askerimizde yok. Zira asker,
olması gereken alanına çekildi. Ama eski TSK’da, ülkeyi dıştan gelebilecek
tehlikelere karşı korumaktan ziyade vatandaşla uğraşmak, siyasete baskı yapmak,
Cumhurbaşkanı seçimine müdahale etmek, kılık kıyafetle uğraşmak, kendilerini
laikliğin güvencesi görmek, irtica adı altında bu milletin değerleriyle
mücadele etmek gibi bir gelenek vardı. Vazifesinin dışında her işe burnunu
sokan ve her şeyi tehdit olarak algılayan asker, maalesef burnunun dibinde
yuvalanan terör örgütü mensuplarını göremedi. Türkiye bunun bedelini çok ağır
ödedi. Yaptığı açıklamayla gündeme gelen ve tartışma konusu olan danışmanımız
da eski bir asker olduğu için görev alanı dışındaki işlere karışmak, sanırım genlerinde
kalmış olmalı. Türkiye o devri, bir daha açılmayacak şekilde geride bıraktı.
Birileri bunu danışmana anlatmalı. Hala danışman olarak kalması gerekiyorsa
esas alanına odaklanmalı. Zira buna çok ihtiyacımız var.
İlgili
danışmanın, görev alanı dışında yaptığı bu açıklamayı okuyunca yazıma son
vermeden, aklıma gelen iki anekdotu sizinle paylaşmak istiyorum. Sanırım bu
anekdotlar ne demek istediğimi daha iyi anlatır:
Bir
şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri, incelemesi için Shakespeare'e
gönderir. Ünlü yazarın cevabı: “Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın,
sadece şemsiye yapın...” olur.
Sefer
esnasında bir padişahın atının üzengisi bozulur. Eratın içinden bir tamirci
aranır. Bir asker onu kısa süre içinde tamir eder. Askerin ustalığı,
padişahın hoşuna gider. Bir kese altınla ödüllendirir onu. Ardından işine son
verir. Adamları: "Padişahım! Oldu mu şimdi yaptığınız? Aynı anda hem ödül
hem de ceza verdiniz" derler. Padişah: "Hem de çok iyi oldu. Çünkü
asker, üzenginin tamirini çok güzel yaptı. Demek ki bu konuda çok maharetli.
Fakat bu askerimizin asıl görevi askerliktir. Eğer bir insan bir başka işi
kendi işinden daha iyi yapıyorsa asıl işini ihmal eder. Bu yüzden askerlik
görevine son verdim" der.
Sanırım
maksadımı anlatabildim. Başka söze ne hacet!
***04/01/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.
***04/01/2020 tarihinde Pusula Haber gazetesinde Barbaros ULU adıyla yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder