Ana içeriğe atla

Bir Danışmanlık Nasıl Aklıma Gelmedi?

—Üstadım! Bir isteğin olursa gel demiştin ya...
—Evet, demiştim. Söyle, elimden gelirse seve seve yaparım.
—Biliyorum, devlet büyüğümüz olan Zatı Muhterem ile aran iyi. Ha söylesen de beni kendisine danışman alsa.
—Hangi alanda danışman olmak istiyorsun?
—Fark etmez, her alan ile ilgili yeterince bilgi ve birikime sahip olduğuma dair bir his var içimde.
—Branşın ne idi senin?
—İlahiyat, efendim!
—Hım...Ama ilahiyatçı danışmana ihtiyacı yok bildiğim kadarıyla. Çünkü dini konularda büyük bir birikimi var. Bu konuda kendisine güveniyor. Keşke askeri işlerden anlasaydın. Çünkü bu alanda ihtiyaç var.
—Askeri işlerden sorumlu danışmanı var sanırım.
—Var. Ama bugünlerde askeri danışmana çok ihtiyaç var. Çünkü etrafımızdaki ülkeler kaynıyor. Bu kaynamadan biz de payımızı alıyoruz. Bölgemiz cadı kazanı gibi. Ne zaman, ne taraftan bir savaş çıkması an meselesi. Bu yüzden uyanık olmanız lazım.
—Aslında askeri işlerden anlarım. Branşıma da yakın sayılır. Lisede iken tarih derslerini çok severdim. Vur-kaç, hilal gibi taktikleri de iyi bilirim. Eğer ihtiyaç hissederse Beyefendi'yi bu konularda doğru bilgilendiririm.
—İlahiyat ve askerlik ne alaka?
—Öyle deme efendim! Her Türk asker doğar bizde. Ayrıca yeri değil belki ama darbe planlayıcısı da bir ilahiyatçı idi. Yine ilahiyatçıların çoğunda yöneticilik kabiliyeti var. Bundandır ki makamların çoğunda bu meslek grubu var.
—Konuyu dağıtmayalım. Sözün özü, askeri işlerden anlar mısın?
—Dedim ya efendim, anlarım diye. Sonra her askeri işlerden sorumlu danışman askeri işlere mi bakıyor bu ülkede? Askeri işlerden ziyade Mehdilik, İsa-Mesih gibi konularda söz söylediğim gibi işi söz faslında bırakmam, hazırlık da yaparım. 
—Git Allahıyın aşkına! Dalga mı geçiyorsun benimle? Dalganın sırası değil şimdi.
—Hiç olmadığı kadar ciddiyim ve danışman olmak istiyorum. Esirgemeyin benden bunu. Sanki danışman sınırlaması mı var? Mesaisi de yok. Beyefendi ihtiyaç hissederse bana ulaşacak. Ben de tüm birikimimi ona aktaracağım. Aktardıklarımı gördükçe yine daha önce yanıma alıp danışman yapmadım diyecek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hutbelerde Okunan "Fîmâ kâl ev kemâ kâl" Kısmı

Cuma ve bayram namazlarına gidenlerimiz bilir. Hatip hutbeye çıkınca arada Türkçe hutbe olmak üzere başta ve sonda Arapça hutbe irat eder. Hatip ilk yani giriş kısmında içinde Allah'a hamd, peygamberimiz salavat ve kelimeyi şehadet getirir. Ardından "Ey Allah'ın kulları! Allah'tan korkun ve ona itaat edin. Şüphesiz Allah müttekiler ve işini iyi yapanları sever" der Arapça olarak. Sonra okunacak Türkçe kısma/metne temel olmak üzere Kur'an'dan ilgili bir ayet okur. Ayeti "Allah doğru söylemiştir" demek suretiyle tastikler. Akabinde bir hadis okur. Hadisi de "Rasulullah doğru söylemiştir" diyerek bitirir. Buraya kadar sorun yok. Esas sorun buradan sonra başlıyor. Sen sanırsın ki bundan sonra imam, Türkçe metni okumaya geçecek. Bizim imam, "Ve netaka habîbullâh, fîmâ kâl ev kemâ kâl" okumaya devam ediyor. Yani Allah'ın sevgili kulu bu konuda şöyle veya şunun gibi demiştir." diyor. Böyle okuyan birinden aynı konuda

Kıvrak Eğitim

— -Oğlum, niye erken geldin okuldan? — Bugün kıvrak eğitim yaptık. - — Ö ğretmenler hızlı hızlı mı ders işlediler? — Hayır, baba. Kıvrak o değil. Bir günde işlenecek dersin yarısını işlemek demektir. — Niye yarısını işliyorsunuz ki? Önemli bir durum mu var? — Öğretmenler toplantısı varmış. — Niye şimdi toplanıyorlar ki? — Çalışma  programında bugünmüş. — Oğlum daha iki gün oldu okul açılalı. Başlamışken biraz devam edilseydi de daha sonra yapsalardı, bu dediğin kıvrak eğitimi. Herkes mi böyle yapacak bugün? — Hayır, sadece ikili öğretim yapan okullar. Ama iyi oldu. Yedi saat ders işleyecektik, böylece üç ders işlendi. — -Bu toplantıyı başka zaman yapsalar olmaz mıydı? Mesela siz 15 tatili yaparken öğretmenler o yaptığı şeyi yapsalardı olmaz mıydı? — Baba, tatil o zaman. Tatilde toplantı yapılır mı? — İyi de yavrum! Size tatil. Öğretmenlere değil ki. Haydi, öğretmenler de sizin gibi yoruldular diyelim. Bir hafta tatil yapsınlar, ikinci hafta siz tatile devam eder

Kırgınlık ve dargınlık

Türkçemiz zengin dillerdendir. Bakmayın siz iki-üç yüz kelimeyle konuştuğumuza. Okuyup kelime hazinemizi geliştirmediğimizden işin kolayına kaçıyoruz. Tembelliğimizin cezasını güzel Türkçemiz çekiyor vesselam. İnce ve derin kelimelerimizin sayısı hiç az değildir. Kırgınlık ve dargınlık bunlardan biridir. Aralarında nüanslar vardır. Arasındaki farkı görmek için sözlüğe bakma ihtiyacı da hissetmeyiz. Çoğu zaman birbirinin yerine kullanırız. Siyak ve sibaktan anlarız neyi kastettiğini. Kırgın, "Bir kimseye gücenmiş, gönlü kırılmış olan" demektir. Dargın ise, "Darılmış olan, küskün" demektir. Gördüğümüz gibi iki kelime farklı anlamlara gelmektedir. Kırgınlıkta dargınlığın aksine küsme yoktur, incinme vardır. İnsan kime kırgın olur? Sevdiğine. Kırgın gibi olduğuna, geri durduğuna, mesafeli olduğuna bakmayın siz. Gözü her yerde o dostunu arar. Başına bir şey geldi mi hemen imdadına koşar. Çünkü bunlar ölümüne dosttur. Dargınlıkta ise küslük vardır. Herhangi bir yerde