Haydi polisle sorunları var, pusu
kurup öldürme yoluna gidiyorlar. Askerle sorunları var, yok etmek
istiyorlar. Çünkü polis-asker; astıklarını astık, kestikleri kestik
imkanı vermedikleri için ayak bağıdırlar. Onları kalleşçe öldürmezlerse
gün yüzü göremeyecekler. Polisi ve askeri öldürmelerinin de bir anlamı yok ya.
Haydi bu durumun bir izahı var diyelim.
Kaymakamdan ne isterler bu kalleş
katiller sürüsü. İlçenin başta güvenlik olmak üzere tüm sorunlarını çözmek için
kendisini seferber eden devletin ilçedeki en yüksek mülki amiri. Kapısında
doğru dürüst güvenliği bile olmaz. Elinde, belinde silahı yok. Akşama
kadar kapısı sonuna kadar vatandaşa açık. Dert dinler durmadan,
şikayetleri not eder. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı (Fak Fuk Fon)
vasıtasıyla ilçedeki ihtiyaç sahiplerinin odun, kömür, yiyecek,
içecek, sağlık, barınma vs her türlü ihtiyacını gidermek için
gecesini gündüzüne katan bu insandan ne isterler? Anlamak zor gerçekten. Bir
yerde kendisine silah doğrultulması gereken en son kişi olması gerekir bu
fedakar insanların. Zor şartlarda devleti temsil eden bu insanı öldürenin olsa
olsa kendisiyle sorunu olur. Kendi kavgasını masumda arama psikolojisidir bu.
Hele şimdilerde bir yerin mülki amirleri, devletin şefkat yönünü gösteren
babacan kişilerdir. Eskilerde kaldı halka kan kusturan, devletin soğuk yüzünü
temsil eden yöneticiler. Güney Doğu’da devletin şefkat damarını gösteren
yöneticilerini gördüler mi adamlar kırmızı görmüş boğa gibi oluveriyorlar
hemen. Yok edilmeli ki; halka baskı gelsin, baskı geldikçe, “Bakın devlet size
kan kusturuyor” edebiyatı yapabilsinler. Devletin imkanlarını halka seferber
eden bu kişiler yok edilmeli ki kendi kötü emellerine hizmet edecek avane ve
sempatizanları olsun her daim. Böyle yapmazlarsa yaşadıkları bölgede ekmek yok
kendilerine. Diyarbakır emniyetinde farklı bir emniyet müdür profili çizen,
kısa zamanda halkın gönlünde taht kuran Gaffar OKKAN nasıl yok edildiyse böyle
kaymakamlar da yaşamamalıydı aralarında.
Ömrün yarısı denen 35’inde kıydılar
maalesef. Birileri o bölgemizde maalesef huzur ve barış istemiyor. Sürekli
kandan besleniyorlar. Halka iyilikten başka bir şey düşünmeyen bu insanı
öldürmek için insanın aklından zoru olmalı, vicdan denen duygusu olmamalı,
fıtratı bozulmuş olmalı böyle satılık, kiralık, kancık katillerin. Haydi ülkede
huzur istemeyenler ilçedeki devletin en yüksek mülki amirini öldürerek devlete
meydan okumak istediler diyelim. Kötü, kötüdür. Mutlaka kötülüğünü yapacak,
meşrebini ortaya koyacak...Peki bu adamlar kaymakamın odasına kadar girip
masasının altına bombayı nasıl koydular? Odasına nasıl girdiler? Demek ki içeriden
destek gördüler. İçeride işbirlikçileri var. Kim bilir içerideki haine kaymakam
ne iyiliklerde bulunmuş, ne sorununu çözmüştür. Haydi dışarıdaki terörist
kaymakamı tanımıyor. İçerideki adam amiriyle kaç defa yüz yüze gelmiştir,
oturup kalkmıştır. Beraber çay ve kahve içmişlerdir. İnsan olan, beraber
çalıştığı mesai arkadaşının öldürülmesi uğruna bir başkasına nasıl yardım ve
yataklık yapabilir? İnsanda biraz mide olmalı. Kaymakamlık dediğin yerde
yüzlerce insan çalışmaz ki, çalışanın sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Gerçi benim ki de laf yani. Hain için ihanetin sınırı olamaz. Hala
öğrenemedim gitti. Adamlar devletin en tepesindeki kişinin yaveri olacak
şekilde kendilerini gizleyerek merdivenleri tırmanmış ya da tırmandırılmış,
kaymakamlıkta mı olmayacak?
Ülkemizin gücünü beğenir ya da
beğenmezsiniz. Ama bir hakkı teslim edelim. Bu kadar haini içinde barındıran
bir devlet hala ayakta ise bu devlet dünyanın en güçlü devletidir. Hiçbir
devlet bizimle bu konuda boy ölçüşemez.
Yazıklar olsun kandan beslenen hainlere!
Bunlarla aynı ülkede yaşamaktan, aynı familyadan olmaktan utanç duyuyorum.
İnsan bu kadar alçalamaz. Bu kadar kendini satamaz. Aklını kullanmamazlık
edemez. İnsan olan; havasını teneffüs ettiği, ekmeğini yediği kaba pislemez.
Bunlar, insanlıktan nasibini almamış, insan görünümlü heyula yaratıklardır
maalesef.
Kaymakamım sen rahat uyu! Fedailerin o bölgeyi dar edecek
onlara. Rabbim sana merhamet etsin! Sen şehadet şerbetini içerek kurtulup
gittin, en yüce makamdaki yerini aldın. Ya biz ne yapacağız? Eceline susadığı için cami duvarına
işeyen bu beyinsizlerle yaşamaya devam edeceğiz maalesef... istesek
de istemesek de. Buna yaşama denirse eğer... 13/11/2016
Not: Derik Kaymakamı Muhammed Fatih SAFİTÜRK'ün anısına kaleme alınmıştır.
* 16/11/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
* 16/11/2016 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder