Şehrin içinde, herkesin gözü önünde sabahın erken saatinden
geç vakte kadar salıverilmiş köpekten geçilmiyor. Bir tane de değil, grup
halinde bulunuyorlar üstelik. Köpeklerin mesken edindiği yeri bilenler kestirme
olsa bile köpeklerle karşılaşmamak için yollarını uzatarak başka yoldan gitmek
zorunda kalıyor. İte dalanmaktansa, çalıyı dolanmak daha evladır dercesine.
Köpeklerin
arasından iki yıldır geçip gidiyorum. Sanmayın ki korkmuyorum. Köpek bu. Ne
yapacağı belli olmaz. Korka korka, titreye titreye, bildiğim duaları arka
arkaya okuyarak cahil cesaretiyle gidiyor ve geliyorum; kötüye bir şey olmaz
diye diye kendimi avuturcasına.
Rahatları beyde yok. Kimi boğuşuyor kendi aralarında, kimi
yola sere serpe uzanmış, kimi uyuyor, kimi dik dik sana bakıyor, kimi herhangi
bir tehlike ve ava karşı hazır tetikte bekliyor. Geçen gün saat 07.20 sularında
karanlık bir havada yine aralarından geçerken fazla köpek yoktu. Nerede bunlar
derken az ileride bir köpek gördüm. Ama kafası normal köpeğin kafasına
benzemiyordu. Acaba, köpeğin dışında başka dört ayaklılar da mı var burada diye
endişelenmeye başlamıştım ki, köpek kafasını çıkardı. Meğer köpek, bir başka
köpeğin altını kaşıyormuş. Benim kafası dediğim kısım diğer bir köpeğin arka
tarafıymış.
Geçen yıl yolların karla kaplı, kimi yerlerin buz tuttuğu
yoldan -yine köpeklerin bölgesinden- geçiyorum.
Derse yetişmek için acele ediyorum. Bir taraftan da kaymamak için çaba
sarf ediyorum. Tam sokağın bitiminden sağa döneceğim yerde hazır kıta olmuş bir
köpek ön iki ayaklarını dikmiş bekliyor. “Ya Rabbi! Beni köpekten koru’ derken
sağa döneceğimde ayağımın hafif kaymasıyla beraber kendisine zarar vereceğimi
hisseden köpek, hemen havlamaya başladı. ‘Hoşt!’ diyerek daha bir hızlandırdım adımlarımı,
buzdan düşmeye aldırmadan. Nihayet atlattım. Yine kötüye bir şey olmadı.
Bir
gün öğle vakti yine evime gitmek için köpeklerin bulunduğu mahalden yürüyorum.
Daha köpeklerin yoğun olduğu kısma gelmemiştim ki baktım iri yarı, kabadayı
görünümlü biri, kenarda bekliyor ve dik dik bana bakıyor. Issız bir yer,
köpekten korkarken şimdi de bir adam çıktı. Hırlı mı hırsız mı, kimdir, necidir
diye düşünmeye başladım, bir taraftan da yürüyorum ona doğru. İçimden 'Ramazan!
Bugüne kadar içlerinden geçerek gittiğin köpekler sana zarar vermedi ama şimdi
kendi cinsinden biri sana zarar verecek, görmüyor musun adam seni bekliyor.
Adamla kavga etsen; beceremezsin, zira adam sana bir vursa yumruğunun yarısı
boşa gider' dedim. Tam adamın yanından geçerken adam benim yanıma yaklaştı. ‘Şimdi
bittin oğlum Ramazan’ dedim. Baktım adam benimle beraber yürümeye başladı.
Tanıdık mı dedim, yüzüne baktım. Hayır, böyle birini ilk defa görüyorum. Baktım
adam hala benimle beraber yürüyor. Adamın derdi anlaşıldı. Zira bu adam köpekten
korkuyor. "Yoksa köpeklerden mi korktun" dedim. Evet dedi. Derin bir
oh çektim kendi kendime. Korkusuz korkak olarak korkan birine yardım ettim
anlayacağınız. Bir beş dakika birlikte yürüdük. Adam köpeklerden dertliymiş.
Başladı köpeklerin çokluğundan, sahipsizliğinden, geçemediğinden… tehlike
geçince adam yanımdan ayrıldı gitti.
Sahi, bu köpeklerin sahibi yok mu? Sahipsizse niçin
meydanlarda alenen gezip dolaşıyor? Sahibi varsa niçin salıveriyorlar bu köpeklerini?
Bu şekilde ulu orta salıverilen köpeklere bakmayacaklarsa, işlerine yaramıyorsa,
ihtiyacı olan birine vermeyi düşünmezler
mi? Belediyemiz bu konuda sahipsiz köpekler için ne düşünüyor? Köpeklerin gelip
geçenleri daha doğrusu korkudan geçemeyenleri korkuttukları yeter artık. Tedbir
alınması için illaki köpeklerden birinin bir vatandaşı ısırması mı gerekiyor?
Bu köpekleri belediyenin götürmesini sahipleri istemiyorsa o zaman her köpeğin
kime ait olduğunu belirten bir numara verilsin, köpeğini evinin önüne
bağlamayan veya dışarıda gezerken sahibi yanında olmayan sahipsiz köpeklerin kulaklarındaki
numaraya yani köpek sahiplerine ceza yazılsın. Bu şekildeki bir tedbir,
sahipsiz köpeklerin önüne geçecektir. Yeter ki ucunda ceza olsun. 08/01/2018
Ramazan YÜCE, KONYA