11 Ekim 2026 Pazar

Diyanet Vakfı Fonda Yokmuş!

İnternetle birlikte iletişimin doruğunu yaşıyoruz. Buna paralel olarak sanal alem ve sosyal medya da hayatımızın bir parçası. Haber kaynakları da çeşitlendi. Haber, olay ve iddialar o kadar hızlı yayılır oldu. Gündem de çok çabuk değişiyor. Yazılı basının haberleri eskimiş olarak önümüze düşüyor. O yüzden çoğunluğun tercihi, yazılı basından ziyade sanal âlemi okumak. Çünkü en son taze haberler sanal alemde. 

Haberin kaynakları eskisi gibi sadece gazeteciler değil. Günümüzde teknolojiyi kullanan ve sosyal medya paylaşımı yapan herkes adeta birer gazeteci. 

Herkesin gazeteci olduğu günümüzde paylaşılan her şey teyide muhtaç. Çünkü paylaşımı yapanın bir sorumluluğu yok. Duyduğunu, işittiğini ve gördüğünü paylaşıyor. Üstelik sosyal medya algı oluşturmaya yönelik trol hesaplarıyla dolu. 

Haliyle gördüğümüz, okuduğumuz, işittiğimiz her haber ve olay dezenformasyon bilgi içerebilmekte. 

Sosyal medyadaki trol hesaplarının niyetini bildiğim için gördüğüm her sosyal medyaya temkinli yaklaşırım, önüme düşen her habere atlamam. 

Gazetesi, televizyonu ve Youtube'u olan haber kaynaklarını tüzel kişilikleri dolayısıyla sosyal medya paylaşımı gibi görmem. Derim ki bunların sorumlulukları vardır. Bir şeyi haber yapmadan önce araştırmışlardır diye düşünürüm. 

9 Ekim 2026 tarihinde "Diyanet Vakfı ve Fon" başlıklı yazımın haber kaynağı da Sözcü gazetesinin İnternet sayfası. Bu İnternet sayfasının haberine göre güya "Diyanet Vakfı, vakfın uhdesinde bulunan paraları değerlendirmek için fona yatırmış. Fon skandalıyla birlikte fonlar ve borsa dip yapınca Vakf'ın parası da yüzde 48 oranında azalmış. Diyanet İşleri Başkanı'nın talimatıyla fondan çıkılmış". 

Aslında Diyanet'in de fonda parası olduğunu ilk kez WhatsApp aracılığıyla bir arkadaştan öğrenmiştim." Bunu da yazı konusu et" yazmıştı arkadaş. Habere temkinli yaklaştım. Oralı olmadım. Ertesi günü arkadaşın yazdığını iki ulusal gazetede, değişik sosyal medya hesaplarında da gördüm. Üstelik bir tanesi Diyanet'ten bir yetkiliye dayandırarak "Diyanet'in de fona girdiğini" Youtube'da konu ediniyor gördüm. Bu bilgileri teyit için Diyanet'in Web sayfasına girdim. Çünkü fon olayına dair Diyanet'in mutlaka bir açıklaması vardır diye düşündüm. Fakat herhangi bir açıklamaya rastlamadım. Sükut ikrardandır. Şu ana kadar bir açıklama yoksa herhalde Vakıf da fona girmiş olmalı diye düşündüm. 

Bir gün daha bekleyerek Sözcü gazetesinin iddiasına yazı konusu edindim. Yazımda da çoğu haber kaynağında göremediğim bu bilginin aslı var veya yok diye belirttim. Paranın faizde değerlendirilip değerlendirilmediğiyle ilgili kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiğini yazdım. Fonda parası varsa bundan sonra vatandaş yardım yaparken temkinli yaklaşabilir endişemi dile getirdim. 

Ve yazıyı yazıp gazeteye gönderdikten ve bu yazımı sosyal medyada da paylaştıktan saatler sonra yazımı okuyan bir okuyucum, Diyanet Vakfı'nın fon açıklamasına dair bir metni yorum olarak yazımın altına eklemiş. Yorumu görünce nihayet Diyanet, hakkındaki iddialara cevap vermiş dedim. Açıklamasından bir bölüm şöyle: "Son dönemde piyasalarda adı geçen portföy yönetim şirketlerinde ve tasfiye kararı alınan ilgili fonlarda Vakfımızın herhangi bir mali kaynağı bulunmamaktadır. Ayrıca basında yer alan Vakfımızın mali kaynaklarının değer kaybına uğradığı, faizli ürünlerde kaynağını değerlendirdiği, borsa üzerinde yatırımlarının olduğu yönünde çıkan haberler gerçeği yansıtmamaktadır". 

Bazı kapalı yerler olsa da ve açıklama konusunda geç kalsa da Diyanet'in bu açıklamasına sevindim. Meğer fonda parası yokmuş ve parasını faizde değerlendirmiyormuş. 

Gönül ister ki yazılı ve görsel basında ve sosyal medyada yer alan küçücük bir iddiaya bile kurumlarımız zamanında açıklama yapabilsin. Çünkü başta Diyanet olmak üzere çoğu kurumlarımızın basınla ilgili bölümleri var. Günlük haberleri tarayıp hakkındaki iddialara açıklık getirmeleri gerekiyor. Ki çoğu kurum iddialara anında cevap veriyor. 

Bu vesileyle Diyanet hakkındaki iddialara cevap vermiş ve kafalarda oluşan müphemlere açıklama getirmiş oldu. Ümit ederim ki Diyanet bundan sonra daha hızlı hareket eder. Çünkü nasıl ki geciken adalet, adalet değilse, zamanında yapılmayan açıklama da bir dezenformasyon bilginin daha hızlı yayılmasına sebebiyet verebilir. Çünkü bir şeyin şüyuu vukuundan beterdir. Bunu da en iyi Diyanet bilir.

Daha sorumlu davranırlar. Çünkü tüzel kişilikleri var dediğim gazetelerin de bir şeyin aslını astarını öğrenmeden haber yapmaları doğru değil. Çünkü gazetecilik etiğine sığmaz. Hoş, bu ülkede çoğu kimsenin etik diye bir derdi yok. Bu da ayrı bir konu. 

9 Ekim 2026 Cuma

Fatma Betül Günah Keçisi mi?

Fon skandalı gündemden düşmüyor. Bu kadar gündemde olmasına rağmen kamuoyunu beklediği açıklamalar yok. Herkesin kafasında soru işaretleri devam ediyor.

Mademki fon skandalının üzerine gidiliyor. Ucu kime dokunursa deniyor. Ama nedense aynı kişilerin ismi geçiyor. 

Kaç gündür Fatma Betül Kaya ile yatıp kalkıyoruz. Fondan yararlanan ve parasını katlayan sadece Fatma Betül mü? Diğerlerinin isimlerine niçin yer verilmiyor? Acaba diğerlerini kapatmak için  Fatma Betül günah keçisi ilan edilmiş olabilir mi? Öyle zannediyorum, Fatma Betül bu konuda yalnız değil. Çünkü fonun içini tek başına boşaltamaz. 

Mademki devlet bu skandala el koydu. Skandalı her yönüyle deşifre etmesi gerekir. Mesela, 

Fatma Betül ifadeye çağrılabilir. Tüyoyu kim verdi diye sorulabilir. Bu iş sadece Fatma Betül ve birkaç kişinin üzerinde kalmamalı. Daha başka kimler var, hepsi açıklanmalı, özellikle siyasiler. Hayati Yazıcı'nın oğlunun firmasının başında bulunan kişinin ölmesi ya da öldürülmesinin fonla bağlantısı olabilir mi?  

Fon ve borsayı denetleme, takip, izleme ve uyarı görevi olan SPK üyeleri bu işin neresinde? Niçin görevlerini yapmamışlar? Manipülasyonu görmemişler mi, gördüler de seslerini çıkarmadılar mı, birileri bunlara görmezden gelin mi dedi? Görevini yapmadığı için SPK'den görevinden el çektirilen var mı? Bunlara inceleme başlatıldı mı? Bunlar görevinin başında iken gerçek nasıl ortaya çıkacak? Bunları sorgulamak isteyen nasıl sorgulasın? Bunlar ifadede ne derece doğruyu söylerler? 

Bu fon krizi olmasaydı daha iyi olurdu ama oldu. Artık geçip gitti. Bundan sonra önümüze bakmak lazım. Önümüze bakarken de bu fon krizi kulağımıza küpe olmalı. Bir daha manipülasyon, haksız kazanç ve mağduriyetlerin olmaması için sıkı tedbirler almak gerek. Yalnız geçmişin de hesabının sorulması lazım. 

Belediyelerin El Değiştirmesinin Düşündürdükleri

Çok şey beklediğim siyasetten 2019 yılından itibaren sıkımı sıyırdım. Hiç olmadığı kadar apolitiğim.

Siyasetçilerin ne dediği ne yaptığı ne yiyip ne içtiği ne vaat ettiği de hiç umurumda değil.

Hiç olmadığı kadar siyasetten uzaklaşsam da birkaç günde bir İnternet sayfalarına bakarak gündeme dair üstünkörü bilgi sahibi olurum. 

Gün sektirmeyen operasyonlar başı çekse de nicedir belediyeler hep gündemde. Ya bir belediyeye dair operasyon yapılıyor ya başkan vekili seçimi ya belediye başkanı ya da meclis üyeleri iktidar partisine geçiyor. 

Geçmişte de partisinden istifa eden başkanlar olurdu. Ama bu dönemli kadar çok değildi. Bir de geçişler genelde aynı taban ve zihniyete hitap eden partiler arasında olurdu. Şimdi ise taban tabana zıt oldukları partiye geçiş var, hem de akın akın. Böyle giderse seçime kadar iktidar partisine geçmeyen belediye başkanı kalmayacak. En son olarak başkanlarını kaybeden genel başkan, "Size geldim. Zira bizimkiler hep burada" deyip o da gelecek.

Kimsenin yakıştıramadığı bu geçişleri nasıl anlamamız gerekir? Bu konuda bir şeyler yazacağım ama her ne yazarsam yazayım, isabet ettireceğimi sanmıyorum. Bunu anlamam için siyasetin içinde olmam, parti değiştiren ve partisine kabul eden olmam lazım. 

Partisini bırakıp iktidar partisine geçen bir belediye başkanı ya da belediye meclis üyesi;

Partisinden umduğunu bulamadığı için, 

Eksik gediği vardır, operasyona maruz kalmamak için, 

Bir çıkar ve beklentisi olduğu için veya böyle bir söz verildiği için, 

Gelecek seçimde aday gösterilme garantisi verildiği için,

Tehdit ve şantaja maruz kaldığı için, 

Seçilince gerçek yerinin iktidar partisi olduğunu anladığı için, 

İktidar partisine geçerek şehrine daha iyi hizmet edeceğini hesaba kattığı için vb.

Sebeplerle geçiş olabilir.

Yalnız her ne sebep olursa olsun bu derece geçiş normal değil. Zira bu geçişlerde seçmene saygı yok, etik değerler yok, prensip yok, omurga yok, geçenin kendisine saygısı yok, vatandaşa zaten saygı yok. Yok oğlu yok. 

Merak ettiğim, "Milyonda bir ihtimal bile yok. Geçersem seçmenine saygısızlık olur" diyenler bile geçiyor. 

Anlamadığım, birileri bir nedenle geçiş yapıyor da bunları kabul eden niye kabul ediyor? İleride seçim düşünüyorlarsa merak ediyorum, kendi tabanından kimi aday gösterecekler? Çünkü eğer geçiş yapanlara adaylık sözü verdilerse kendi tabanlarından kimse listeye giremez.

Aklıma şu geliyor. Paranın en kolay harcandığı yerler belediyeler. Siyasi partilerin arpalığı olmalı belediyeler. Seçimlerde siyasi partilerin en büyük para kaynağı buralar. Hepsi bize geçsin de seçim zamanı paralar siyasi partilere peşkeş çekilmesin. Eğer harcanacaksa bize harcansın düşüncesi olabilir. Böylece muhalefet seçim zamanı para sıkıntısı çekecek, yeterince seçime hazırlanamayacak. Bütün imkanlar bize kalacak hesabı var sanki. 

Aman neyse ne? Ne halleri varsa görsünler. Nasılsa kimsenin siyaset itibar kaybedermiş diye bir derdi yok.

Not: Yeni versiyon bu siyasetten hala umudu olanlara ve savunanlara şaşmamak elde değil.