8 Ekim 2026 Perşembe

KPSS'siz Devlete Atanmanın Yolu

Sosyal medyada yazılıp çizilene göre toplamda 2 yıl, 47 gün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak görev yapan Fatma Betül Kaya, bu süre zarfında 60 özel kalem müdürü ile çalışmış. Bu demektir ki 60 özel kalem müdürü değiştirmiş.

Haydin bir hesap yapalım. Özel kalem müdürlerine ortalama kaç gün düşüyor? Sayın Kaya toplam 777 gün bakanlık yapmış. 777:60=12,95 gün yapıyor. Yani Sayın Bakan yaklaşık 13 gün bir özel kalem müdürü ile çalışmış.

Elbette bir bakan kiminle çalışacağına kendisi karar verir. Mevcudu istemez, yerine bir başkasını getirir, getirdiğiyle uyumlu çalışamaz, değişikliğe gider. Bundan doğal bir şey olamaz. Yalnız sosyal medyada dolaşan sayı doğru ise bu kadar özel kalem müdürü değişikliği normal değil, anormaldir, hatta anormalin anormalinin anormalidir... 

Bu kadar değişikliğin sebebi hikmetini ve sırrını en iyi Sayın Bakan bilir. Belki mükemmeliyetçi biri olduğu için kimi getirdiyse beğenmedi. En iyisini buluncaya kadar sürekli değişikliğe gitti. Eğer böyle ise Sayın Eski Bakan'a, "Sana göre dünyada senden başka iyi biri var mı" diye sormak gerek. Eğer Bakan kimseyi beğenmiyorsa yanında çalışan ve birlikte olduğu kişilerin Allah yardımcısı olsun. Çünkü ağızlarıyla kuş tutsalar kendilerini beğendiremezler. 

Bazıları böyledir. Kendinden başka kimseyi beğenmez. Yalnız Fatma Hanım kadarı ve gibisi olan da bu ülkede ve dünyada yoktur. 

Bu kadar değişikliğin sebebi hikmeti olarak aklıma bir başka şey geliyor. Ümit ederim ki aklıma geleni yapmamıştır.

Şöyle ki: Malumunuz özel kalem müdürlükleri istisnai kadrodur. Bu kadroya atanmak için KPSS puanı gerekmiyor. Devlet memuru olma şartı da yok. Açıktan sivil biri de özel kalem müdürü olabilir. Özel kalem müdürlüğüne atanan kişi bu müdürlükten ayrıldıktan sonra devletin diğer kademelerinde memur olarak görev yapabiliyor. Acaba Bakan her 13 günde bir özel kalem müdürü değiştirerek birilerini devletin kadrosuna dahil etmek mi istedi? Eğer böyleyse Fatma Hanım sayesinde 60 kişi KPSS olmadan devlet memurluğuna geçti. Bu demektir ki Sayın Kaya; eş, dost, tanıdık, ahbap çavuş ve hamili yakınım türünden kişilere istihdam sağlamış. Her ne kadar adı son günlerde fon vurgunu ile geçse de sayesinde kadrolu devlet memuru olan 60 kişinin hayır duası kendisine yeter de artar bile. Devlet memurluğuna atanmak için yıllardır sınava girip atanamayanlar bu fiili duruma ne der bilemem. Hayır dua mı galip gelir yoksa beddua mı, bunun hesabını da sayın okuyucularım ve KPSS mağdurları yapsın.

Eğer Fatma Betül Hanım, birilerine istihdam için bu kadar değişikliğine gitmişse vay halimize demektir. 

Diyelim ki fon olayında olduğu gibi aldığı tüyo ile kazancını katlamak istedi. Eş dosta iş vermek de istedi. İyi de bu kadar özel kalem müdürü eskitirken birileri Fatma Hanım'a, "Ne yapıyorsun? İşin cılkını çıkarma, diğer gençlerin vebaline giriyorsun" demedi mi? Eğer kimse bir şey demediyse vay benim ülkemin haline! Vay iş bekleyen bu ülkenin işsiz gençlerinin haline!

Eğer böyleyse bu ülkenin sahibi yok, yapanın yanına kâr kalıyor demektir ki bu durumda bir ülke ve devletten bahsedilemez. 

Görünen o ki güler yüzüyle, sureti haktan görüntüsüyle, basamakları hızla tırmanan ve ailecek özel bir yere sahip olan ve devletin çoğu imkanlarından faydalanan aile olarak tanıdığımız Sayın Kaya, bitek bir toprağa da benziyor. İsmi ekranlardan düşmediği gibi kazıdıkça yeni hünerleri ortaya çıkıyor.

Bakalım, Sayın Kaya ile ilgili neler duyacağız? 

Ümit ediyorum ki Sayın Bakan'ın 60 özel kalem müdürüyle çalıştığının aslı astarı yoktur. 

Diyanet Vakfı ve Fon

Sözcü gazetesinin haberi şöyle: "Diyanet Vakfı uhdesinde bulunan parayı fonda değerlendirmiş, Vakfın fon payları bir ayda yaklaşık yüzde 48,1 azalarak yarıya inmiş. 31 Ağustos 2026’da Türkiye Diyanet Vakfı’nın elindeki pay adedi 1 milyar 228 milyon 259 bin 509 olmuş. 29 Eylül’de 590 milyon 637 bin 350 adet azalarak 637 milyon 622 bin 159’a inmiş. Fon skandalının ardından Türkiye Diyanet Vakfı, Diyanet İşleri Başkanı Safi Arpaguş’un talimatıyla fondan çıkma kararı almış". 

Bu habere diğer İnternet sayfalarında rastlamadım. Haberin aslı var veya yok. Yalnız sosyal medyada da bu haber dolaşıyor. Haberi Diyanet İşleri Başkanlığı yalanlamış olabilir mi diye sayfasına baktım. Herhangi bir açıklamaya rastlamadım. İki gün önce yapılan bu habere iki gündür bir açıklama yapılmadığına göre anlaşılan o ki bu fon haberinin aslı olabilir. 

Anlaşılan o ki Diyanet Vakfı bu enflasyonlu hayatta hesaptaki paranın değer kaybetmemesi, değerini koruması hatta kâr getirmesi için fon satın almış. Fakat fon krizinin patlak vermesiyle evdeki hesap çarşıya uymamış. Hazırında yüzde 48 kayba uğramış. 

Fona yatırılan bu para camilerden toplanan yardım parası mı, Diyanetin gelir getiren mülklerinden gelen para mı bilmiyorum. Çünkü paranın kaynağı hakkında bir açıklama yok. Ancak yardım veya gelir getiren yerlerden gelen para olabilir diye yorum yapabiliriz. Çünkü burası vakıf olduğuna göre ilk akla gelenin yardım parası olduğu düşüncesi yanlış olmaz. 

Diyanet Vakfı adı üzerinde vakıf olsa da devletin resmi bir kurumu sayılır. Vakıf ve dernekler veya devletin diğer kurumları bu şekil fon alabiliyor mu? Bunun mevzuatını bilmiyorum. Bildiğim, nereden bakılırsa bunun üzücü bir durum olduğudur. Çünkü yardım parası bir şekil heba olmuş, kısaca erimiş. 

Ticarette kâr etmek kadar zarar etmek de var. Buna eyvallah. Yalnız Vakfın parasının bu şekil eksilmesi halk nezdinde Vakf'a temkinli yaklaşma durumuna sebebiyet verebilir. Önümüzdeki cumaların birinde "Diyanet Vakfına yardım" diye camilerde bir sergi açılırsa yardım yapacak vatandaş yardımını esirgeyebilir. Bazıları, "Yardım yapalım da yardımı fonda çarçur edin. Yok, öyle yağma" diyebilir. Nereden bakılırsa bakılsın, bu durum vatandaştaki yardım duygusunu zedeleyebilir. 

Keşke Diyanet Vakfı, parasını fona yatırırken bu işi enine boyuna düşünseydi, parayı kaybedersek bunu kamuoyuna izahta zorlanabiliriz diyerek yoğurdu üfleyerek yeseydi. 

Hasılı, bu fon skandalı çoğu şeylere gebe. Diyanet Vakfı da güven problemi yaşayacaktır. Bu da Diyanet Vakfının itibar kaybetmesi demektir. 

Konu Diyanet'ten açılmışken vatandaş arasında konuşulan şu hususa da yer vermek istiyorum. Malumunuz hac çıkan hacı adaylarından aylar öncesinden hac paraları alınıyor. Alınan bu paralar nerede değerlendiriliyor? Diyanet ödemeleri çok önceden peşin mi yapıyor? Eğer önceden ödeme durumu yoksa yatırılan bu paralar faiz ya da fonda mı değerlendiriliyor? Eğer fonda değerlendiriliyorsa fonun durumu malum. Eğer faizde değerlendiriliyorsa çoğu hacı adayının buna razı olacağını sanmıyorum. 

Diyanet önceden tahsil edilen hac paralarını ne yaptığını belki açıklamış olabilir. Vatandaş, en azından ben bilmiyorum. Diyanet bu konuda açıklama yaparsa çok iyi olur. 

7 Ekim 2026 Çarşamba

Fevç Fevç

Nasr süresi, sıralamada 110. iniş sırasına göre en son nazil olan süre olarak bilinir. Yardım ve zafer anlamına gelir. Üç ayetten ibaret sürenin anlamı şöyle:

"1. Allah’ın yardımı ve zafer (Mekke fethi) geldiği zaman,

2. İnsanların akın akın Allah’ın dinine girdiğini gördüğün zaman,

3. Rabbine hamd ederek O’nu tenzih et (eksikliklerden uzak tut) ve O’ndan af dile. Şüphesiz O, tevbeyi çok kabul edendir".

Süre, Mekke fethedildikten sonra daha önce inanmayan insanların İslam dinine girmek için akın akın geldiklerinden dolayı peygamberden Allah'a hamdedip ve tenzih etmesi ve Allah'tan af dilemesi gerektiğini içermektedir.

Süreden, bir başarı elde edildiği zaman önce Allah'a hamd edilmesi, onu her şeyden tenzih etmesi, başarı elde ederken hata yapılmışsa af dilenmesi, çünkü Allah'ın tövbeleri kabul ettiği anlaşılmakta. Böyle yapmak, başarı ve zafer sonrası bir usul veya metot olarak görülebilir.

Bu süre inince, peygamberin görevinin bittiği ve ahir ömrünün yaklaştığı çıkarımını yapan bazı sahabelerin üzüldüğü de belirtilir.

Niyetim Nasr süresinden bahsetmek, anlamını vermek, açıklamasını yapmak değil, siyasi konulara girerek siyaset yapmak da değil amacım. Din değil, siyaset de değil, derdin ne o zaman derseniz? Söyleyeyim. Amacım teşpih yapmak. Bakalım yaptığım teşpihi beğenecek misiniz ya da teşpihim cuk diye oturacak mı? Oturursa ne âlâ. Oturmazsa teşpihte hata olmaz derim.

Sadede geleyim. Malumunuz değişik partilerden bu dönemde hiç olmadığı kadar milletvekili, seçildikleri partiden istifa ederek iktidar partisine geçti. AK Parti'ye geçen belediye başkanı sayısını aklımızda tutamıyoruz. Gün geçmiyor ki YRP, CHP ve İyi Parti'den istifa edip AK Parti'ye geçen belediye başkanı olmasın. Aynı şekilde belediye meclisi üyeleri de AK Parti'ye geçiyor. Operasyon sonucunda görevinden uzaklaştırılan belediye başkanı yerine başkan vekili seçiminde de özellikle CHP'den AK Parti'ye el değiştiren başkan vekillikleri var.

AK Parti'ye geçen vekil, belediye başkanı, belediye encümeni ve başkan vekili sayısı herhalde sayfalar tutar.

Sebebi hikmetini bilemediğim ve asla anlayamayacağım bu tek taraflı geçişler; vekil, başkan ve başkan vekilini kaybeden partiler için bir başarısızlık görülse de AK Parti için bir başarıdır. Çünkü muhalefet partilerinden AK Parti'ye geçmek için adeta sıra bekleniyor. İşte bu tek taraflı geçişleri akın akın geçiş gördüm ve yazının başlığını da "Fevç Fevç" koydum. Teşbihim bundan ibaret. Umarım yerinde teşpih yapmışımdır. 

Bu kadar çok sayıda geçiş öyle zannediyorum, siyasi tarihimizde ilktir. Bu geçişleri siz nasıl görürsünüz bilmem. Bu geçişlere iyi oldu, kötü oldu da demem. Şu var ki geçişleri manidar bulduğumu söylemeliyim. Aynı yelpaze ya da seçmen kitlesine sahip partilerden geçişi anlarım da dünya görüşü bakımından taban tabana zıt partilere geçişi hiç anlamadım. Anlamaya da niyetim yok. Belki de kalın kafalı olduğumdandır. Merak ettiğim, bu parti değiştirenler hidayete mi erdi, yoldan mı çıktı? Aman bana ne? Geçen herkes bunu içine sindirebildiyse, kendisine yakıştırmışsa bana ne düşer. Öyle ya alan razı, veren razı. Pardon geçen razı, kabul eden razı.