13 Eylül 2026 Pazar

Beni Kendilerinden Kabul Etmeyen Bizimkiler

İnsanoğlu vücut yönünden nasıl ki değişiyor ve kemale doğru gelişme gösteriyorsa; dinen, fikren, zikren, siyaseten de değişikliğe uğrar ve gelişir. Kısaca insan hem bedenen hem de zihnen sürekli değişim halindedir.

Vücut ve bedenin dışındaki değişim ve gelişmelerde; kişinin bulunduğu ortam, gezip dolaşması, farklı kesimlerle teşriki mesaisi, okudukları, yaşadığı tecrübe ve gözlemler etkilidir.

İnsanın zihnen değişimi aynı fikrin üzerine koyarak gelişirse aynı düşüncede olanlar nezdinde tasvip edilir. Mesela aynı takımı tutması, aynı siyasi partiye oy vermeye devam etmesi, aynı dini yaşayışı ve aynı dini düşünceyi savunması böyledir. 

Zihnen değişim üzerine koyarak değil de farklı yönde değişme söz konusu ise "yoldan çıktı, kafayı tırlattı, mahalleden gitti, kendine yazık etti, kafayı yedi, cins biri olup çıktı..." denerek ayıplanır.

İsteyen tasvip etsin isteyen ayıplasın. Ben de vücuduma paralel olarak bedenim kemale doğru giderken zihnen de değişim ve gelişim halindeyim. Zihnen değişim hem dini hem siyasi hem toplumsal hem bakışaçısı yönünden değişip gelişiyorum. Bunda sorgulamamın, düşünmemin, gözlemlemenin, içime sinmeyeni ifade etmemin, dinen ve siyasette örnek olması gerekenlerin fiiliyatta su koyvermesinin, siyasetteki çelişkilerin, farklı kesimlerle iletişimimin, kimseye ön yargıyla yaklaşmamanın, herkesi anlamaya çalışmamın, herkese empati yapmamın, dinin ve dini değerlerin süfli emellere alet edilmesinin, ne olursa olsun benim gibi düşünenleri savunmayı bırakmamın, eleştiri oklarını ilk önce evime, sokağıma, mahalleme çevirmemin, yanlışa her daim yanlış dememin, kutuplaşmanın esiri olmamamın ve yaşadığım hayal kırıklığının payı büyük. Kısaca herkes kendi penceresinden bakarken objektif olma ve anlama adına zaman zaman başkasının da penceresinden baktım. 

Geldiğim nokta itibariyle küçüklükten beri bize öğretilen dini anlayış ve tarihimizin çoğunun slogan türünden ezberler olduğunu anladım. Devlette söz sahibi olursak asla hak yemeyiz, yetim malına dokunmayız teorisinin fiiliyatta yerinin olmadığını bizzat gördüm. Kısaca ezberleri bırakıp sadede geldim. Geldiğim sadet değişme zamanı dedi. Haliyle mahalleme yabancılaştım. 

Her ne kadar değişip gelişsem de içinde yaşadığım mahallemde yaşamaya devam ediyorum. Eleştiri oklarını mahalleme döndürürken zaman zaman bizimkiler derim. Öyle ya eleştirsem de içinden çıktığım yer burası. Başka mahallem de yok. Yine otururken bir gün her zamanki gibi ağzımdan bizimkiler dedim. Dediğime değil, bizimkiler dediğime takıldı mahallem. İki tanesi, "Abi, bizimkiler mi dedin" demez mi? Bu sözden anladım ki bizimkiler beni kendilerinden kabul etmiyor. Tüm suçum herkes kendi sokağını temizlerse tüm mahalle tertemiz olur mantığıyla hareket ederek kendi mahalleme dair eleştiri getirmek ve düzelme yönünde öneri sunmak. Görüyorum ki bizimkiler dediklerim beni içlerinden atmış da benim haberim yok. Beni biz ve onlar dedikleri onlar safına göndermişler de yine benim haberim yok. Çok da tın. 

Konyaspor Bildiğiniz Gibi

2026-2027 Süper Lig sezonunun ilk dört haftasında Rize, Fener, Kocaeli ve Erzurumspor'a yenilere sıfır puan çeken Konyaspor, puan sıralamasının en altında yer buldu.

Sezona iyi başlamadı, arka arkaya mağlubiyetler aldı, yenebileceği dengi takımlardan bile puan alamadı. 

Ne olacak bu Konyaspor'un içler acısı durumu derken, nihayet Konyaspor, 5.hafta dört büyüklerden Trabzonspor’u sahasında yenerek şeytanın bacağını kırdı ve puan sıralamasında iki basamak yukarı çıktı.

Kısaca Konyaspor dört hafta yattı, herkesi uyuttu. 5.hafta sağ gösterip sol vurdu. Yani Konyaspor bildiğiniz Konya. Geçen sezon dört büyükleri yenen Konyaspor bu sezon da Trabzon'u yenerek ben bildiğiniz Konya'yım, benim işim dengim veya altımdaki takımlar değil, büyükleri yenmektir, ben ancak büyük takımlarda kendime gelir, kendimi gösteririm diyor. Yani ben düz yolda şaşırır ama karşıma büyükler çıkarsa kendime gelirim mesajı veriyor. 

Konyaspor'un büyükleri yenmesi hoşumuza gitse de isteriz ki büyük, küçük tüm kulüplerin çekindiği, hepsinden puan ya da puanlar aldığı istikrarlı bir takım olsun.

İsteriz ki üzüp üzüp sonra sevindirmesin, başta işi gevşek tutup sonra kendine gelmesin. Dengeli bir takım olsun. Konya insanını endişeli bir şekilde hop oturup hop kaldırmasın. Konyalılar olarak büyüklere kükreyen, dengi ya da küçüklerde kayıplara karışan bir takım olmasın. Kısaca Konyaspor’da denge istiyoruz.

Konyaspor'un bu durumu, zeki öğrencilere benziyor. Zeki öğrenciler kendine çok güvenir. Zeki öğrenciler, ben başarılıyım, çoğu arkadaşımdan daha iyiyim, çok çalışmama gerek yok derler. Bu şekil kendine güvenen zeki öğrencilerin çoğu, kendisi gibi zeki olmayan ama düzenli ve tertipli çalışan arkadaşlarının gerisinde kalır. Bizim zeki Konyaspor'a değil, ne yaptığını bilen, çalışma temposunu yakalayan düzenli ve tertipli takıma ihtiyacımız var. Çünkü istikrar ve başarı, düzen ve tertiptedir.

Hasılı, Konyaspor'dan öncelikle beklediğimiz alt sıraları değil, orta ve üst sıraları mesken edinmesi, sonra da zirveye gözünü dikmesidir. 

Temenni ederim ki Trabzonspor galibiyeti Konyaspor’u kendisine getirir, galibiyetlerin arkası gelir. 

12 Eylül 2026 Cumartesi

Öğretmenlerin Ek Dersle İmtihanı

Meslek öğretmenlerini hariç tutarsak genel kültür öğretmenleri, 15 saat maaş karşılığı, 21 saate kadar 6 saat zorunlu, 30 saate kadar da 8 saat isteğe bağlı ek ders karşılığı derse girerler.

Okul, ilçe ve il normları belirlenirken de 6-31 saate kadar 1 öğretmen, 31-42 arası 2 öğretmen, 42'den fazla ders yükü olması durumunda her bir 21 saate 1 norm daha ilave olunur.

Maaş karşılığı dışında girilen her bir ek ders saati ücreti, katsayıya göre değişse de 2026 Temmuz itibariyle 185 lira. 

Mevzuat bu şekil. Uygulama nasıl ona bir bakalım. Çünkü öğretmenler uygulamada yeknesak değil.

Şimdi uygulamaya bir bakalım. 

Öğretmenliğe başladığım ilk yıllarda ek ders ücretinin pek bir anlamı yoktu. 30 saat derse giren bir öğretmenin aldığı ek ders, bir haftalık pazar ihtiyacını bile karşılamaktan uzaktı. Harçlık mesabesindeydi. 

Ücretin pek bir anlamı olmasa da öğretmenler "Mevzuat bana bu hakkı veriyor, şu kadar ders saati dışında derse girmek istemiyorum" demezdi. Okul, ders programında kaç saat vermişse o kadar girilirdi. Hatta öğretmen yeterli olmadığı için dersler boş geçmesin diye okul idaresi 30 saatin üzerinde ders verir, öğretmen 30 saatin üzerindeki girdiği derslerden ek ders ücreti almaz, fahri olarak o derslere girerdi.

Eskiden öğretmenlerin çoğunun eşi ev hanımı olduğu için tek maaşa talim ederdi. Tek tük çift maaş giren ev olurdu. Son yıllarda karı koca da çalışıyor, evlere çift maaş giriyor. Eşi çalışmayan öğretmen pek kalmadı dense yeridir. Yani durum tersine döndü.

Eskiden ders programı yapılırken programım şöyle olsun, böyle olsun, şu kadar boş gün istiyorum talebi pek olmazdı. Okul nasıl program verirse dersine girerdi. Okul idaresinden ders programıyla ilgili özel istekte bulunanlar genellikle kadın ve eşi çalışan erkek öğretmenler olurdu. Okul idaresi onların isteklerini yerine getirir, diğerlerinin programını öylesine yapardı. O zamanlar mantık, öğretmen gerekirse beş gün gelir, sabahtan akşama derse girmekle yükümlü denirdi. Öğretmenlerin çoğu da önceliğini okula verir, ona göre planlamasını yapardı.

Karı-koca da çalışmaya başlayınca ders programı yapmada en büyük zorluğu okul yönetimi çekiyor. Çünkü herkesin özel talebi var. "Ben şu kadar ders alırım, fazlasını almam. Şu günlerim boş olsun, ilk iki saatim ve son iki saatim boş olsun" türünden istekler bitmek bilmez. Niçin böyle? Çünkü çocuk var, ev işleri var. Ne kadar az derse girer ne kadar boş günüm olursa çocuk ve ev işleri de yürür. 

Halbuki öğretmenliğe başlarken devletle sözleşme yapmıyoruz. Devlete, "Ben şu kadar gün çalışırım" şartı koşmuyoruz. Devlet 7/24-365 gün çalışacaksın dese bile atanmak için çaba gösteriyoruz. Yeter ki atanalım diyoruz.

Geldiğimiz nokta itibariyle okuldan okula, branştan branşa değişiklik gösterse de okulların ders yükünü pay etmek eskisi gibi çok kolay değil. Çünkü,

Çocuğum var, fazla ders almayayım, 

Ek işim var, okuldan ne kadar az derse girersem, ek işime daha fazla zaman ayırırım,

Bağ, bahçe, çubuk işlerim var,

Ek ders almak istemiyorum. 21 saatten fazla olmasın,

Pazartesi ders istemem, cuma ders istemem... 

Diyen diyene. Çünkü ne kadar az ders alırsam, okula o kadar az gelirim mantığı güdülüyor. 

Böyle olunca çoğu branşlarda ders paylaşımı bir sorun. 21 saatten fazla derse giren olmayınca ya görevlendirme ya da ücretli öğretmen isteniyor.

Ek dersler kat sayıya göre altı aydan altı aya değişiklik göstermesine, eskisi gibi harçlık mesabesinde olmayıp getirisi olmasına rağmen kimse fazla ve ek dersin getirisinde değil. Öyle ya bir eve iki maaş ve diğer gelirler girince ek dersi kim ne yapsın.

Bazı okul ve branşlarda da fazla derse girme mücadelesi eksik olmuyor. Bir başkası kendisinden bir saat fazla alsa gözü onda oluyor, niye onunki benden bir saat fazla diyor ve 30 saate girmek için çabalıyor. Okulunda yeterince ders yoksa gerekirse başka okullarda derse giriyor. 

Yine bir sene 21 saatten fazla almam diyen diğer sene bu sene 30 girmek istiyorum diyor. 

Okulunda hafta içi 21 saatten fazla derse almayıp DYK'ye gitmek için ders isteyenler de eksik değil. Çünkü DYK'de bir saate giren iki kat ücret alıyor, ilaveten hizmet puanı alıyor.

Norm fazlası olduğu için derse girsin diye bir okula görevlendirme yapıldığı zaman görevlendirmeye sevinenler olduğu gibi "Geldi. Ek dersim düştü" diyen de eksik olmuyor. 

Antrparantez şunu da söyleyeyim, pansiyon nöbeti, ek ders, DYK, açık lisede görev almak suretiyle hiç maaşına dokunmadan, maaşını yatırım olarak kullanan ve ek dersle geçimini sağlayanlar da eksik değil. Özel ders verenleri, gizliden gizliye etüt merkezi açanları ya da buralarda ücret karşılığı derse girenleri saymıyorum bile. 

Haliyle her sene başında ilçe milli eğitimlerde öğretmen görevlendirme, norm fazlası olanlara iş verme, okullardaki ders yükü paylaşımı, ders programı başlı başına bir sorun.

Bu işin çözümü, hekimlere tam gün yasası getirildiği gibi öğretmenlere de tam gün yasası getirilmeli. Tam gün yasasıyla; az gireceğim, çok gireceğim, ek ders istemiyorum, şu kadar günüm boş olsun" talepleri de son bulur. Dersi olsun veya olmasın her öğretmen saat 09 ila 16.00 arası okulunda olur, dersine girer, nöbetini tutar, okulun etkinliklerinde yer alır, öğrencilerine rehberlik yapar, proje yapar, yapılan projede görev alır. Bu yasayla ek ders de kalkar, her öğretmenin maaşı iyileştirilir ve herkes aldığı maaşla yetinir. Böylece okullarda az girdin, çok girdin sorunu da ortadan kalkar. Her bir öğretmenin önceliği okul olur, diğer işlerini ya bırakır ya da bir başka yol bulur. Öğretmenin aldığı ek ders kimsenin ağzında olmaz. Kısaca tam gün yasasıyla öğretmenlik mesleğine itibar gelir.