30 Temmuz 2026 Perşembe

Mahkumiyetin ve Bedelli Askerliğin Bedeli

"haberdairesi.com" sitesinde üzücü bir haber okudum. 

Bir tamir atölyesinde, bir ay önce işe başlayan 15 yaşındaki çocuk, geri geri manevra yapan kamyon ile duvar arasında kalarak can vermiş. 

Bilirkişinin hazırladığı rapora göre kamyon sahibi aslî kusurlu, iş yeri sahibi de tali kusurlu bulunmuş. 

Yapılan yargılamada aslî kusurlu bulunan kamyon sahibi, 2 yıl 6 ay, iş yeri sahibi de 1 yıl 8 ay hapse mahkum edilmiş. 

Aslî kusurlu bulunan kamyon sahibi, iki ay tutukluluğun ardından ilk duruşmada tahliye edilmiş. 

"Taksirle ölüme neden olma" gerekçesiyle mahkumiyet alan sanıklara iyi hal indirimi de uygulanmış. Kamyon sahibinin cezası 2 yıl 1 aya indirilmiş. Kalan 760 gün mahkumiyet 76 bin lira para cezasına çevrilmiş. İlgili kişi bu 76 bin lirayı 20 taksit halinde ödeyecekmiş. 

Meraklısı için 76 bin lirayı 20'ye böldüm. Sanık ayda 3.800 TL ödeyecek. Bu para taksitle değil de defaten ödenirse bu miktar aşağıya düşüyor mu? Bunu bilmiyorum. 

Mahkemenin verdiği bu karar istinafa taşınmış. Bakalım istinaf mahkemesi bu kararı bozacak mı, uygun bulup onaylayacak mı? Bunu da zaman gösterecek. 

Görünen o ki olan yeni işe başlayan 15 yaşındaki çocuğa olmuş. Bundan sonra bunun acısını ailesi hep derinden hissedecek. Kolay kolay üzerinden atamayacak. 

Atölyede çalışan çocuk 15 yaşında olduğuna göre öyle zannediyorum, çocuk yeni adı MESEM olan eskinin çıraklık eğitim öğrencisi. Bu çocuk haftada bir gün teori öğrenmek için mesleki eğitim merkezlerine giderken diğer günler tamir atölyesinde meslek öğrenmek için çalışan biri olmalı. Ama iş kazası işin başında kendisini bulmuş. Ailesinin ve kendisinin hedef ve hayalleri suya düşmüş. Nereden bakılırsa acı bir durum. 

Ölenle ölünmeyecek elbet. Hayat acı ve tatlı bir şekilde devam edecek. Ailesine sabırlar diliyorum. 

Beni üzen bir diğer husus, yargılama sonucu. Aslî kusur denerek verilen bu ceza ve cezanın paraya tahvili benim içime sinmedi. Elbette kamyon ve iş yeri sahibi asılsın, kesilsin demiyorum. Ama verilen ceza da geride kalan kederli ailenin yüreğine su serpmeli diye düşünüyorum. Aile zaten cezayı az bulmuş olmalı ki bu sonucu istinafa taşımış. 

Oldum olası mahkeme esnasında zanlının veya sanığın duruşu dikkate alınarak uygulanan iyi hal indirimini anlamış değilim. İyi hal indirimi neye göre belirleniyor, inanın anlamış değilim. Yargılanan her bir zanlı mahkeme salonunda sakin sakin durur. Kimseye saldırmaz. Hakime, savcıya el kol işareti yapmaz. Savunmasını yapar, edeplice yerine oturur. Pişman ve üzgün durur. Başka türlü durması ve davranması beklenmez. Bu hareketi ceza indirimi için yeterliyse buna şerh koymak isterim. 

Haydi ceza indirimi uygulandı. Ceza niçin paraya çevrilir? Haydi çevrildi diyelim. 760 günlük mahkumiyetin karşılığı 76 bin mi olmalı? Zira çok düşük geldi bana bu para. 76.000:760= 100 TL. Bu hesaba göre hapiste bir gün yatmanın bedeli 100 lira. Olacak şey değil. 

Görünen o ki mahkum ödediği her 100 lira ile bir günlük mahkumiyetten kurtuluyor. İnan, mahkeme salonunda hakim sorsa hapiste yatmamak için aldığın bu hapis cezasına kaç para verirsin dese mahkum daha yüksek bir meblağ söyler. Belki de servetini ortaya koyar. Hatta üste borç bulur. Çünkü hapiste yatmak kolay değil. 

Haydi yürürlükteki mevzuat 2 yıl bir aylık ceza için bu kadar para cezası öngörüyor. Bu para için niçin taksit imkanı verilir. Bu para niçin günümüze uyarlanmaz. 

Hasılı, neresinden bakılırsa çocuğun ölümü elem verici bir durum. Ölüm sonrası takdir edilen ceza da bir o kadar komik. Bilinsin ki kamuoyu vicdanı ve kederli aile bu ceza ile tatmin olmaz. 

Yeri mi değil mi bilmiyorum. Artık nereden aklıma geldiyse. 760 gün mahkumiyete takdir edilen 76 bin lirayı duyunca, bedelli askerlik ücreti aklıma geldi. Malumunuz 1 Temmuz-31 Aralık 2026 arası bedelli askerliğin bedeli, 472.653,60 lira. 

Bedelli askerliğe müracaat eden kişi 1 ay askerlik yapıp geriye kalan beş ayın parası olarak bu kadar para yatırdığına göre 150*30=150 gün daha askerlik yapmayacak. Yani bedelliye müracaat eden 150 günlük askerlik yapmamak için 473 bin lira yatırıyor. 473.000:150=3.153,33 lira. Bu demektir ki askerliğin bir günlük bedeli 3.153 lira. 

Kıyas ne derece doğru olur bilmiyorum ama izninizle ben kıyas yapacağım. Hapiste bir gün yatmamanın bedeli 100 lira iken bir gün askerlik yapmamanın bedeli ise 3.153 lira. 

Yine bu demektir ki hapiste yatmayacak olan aylık taksitle 3.800 ödeyecekken bedelli günlük 3.153 lira ödeyecek. 

Bir diğer husus, hapiste kalmayana taksit imkanı verilirken bildiğim kadarıyla bedelli parasına taksit yapılmıyor, defaten ödeniyor. 

Görünen o ki hapiste yatmamanın bedeli çocuğa verilecek harçlık bile değilken bedelli askerliğin bedeli büyük bedel ister. 

Ki askerlik bedelli ya da bedenen olsun her Türk vatandaşının boynunun borcu iken bedelliliği tercih edenden esirgenen müsamaha, mahkeme ve suçlu bulunandan esirgenmiyor. 

Hapisle askerlik aynı değil elbet. Ama bedelliden günlüğüne istenen, mahkumdan fazlasıyla istenmeliydi bence. 

Siz siz olun, kendiniz ve çocuğunuz için bedelli askerlik düşünmeyin. İlla bir şey düşünecekseniz, tavsiye etmem ama suç işlerseniz ve de sonucunda mahkum olursanız, alacağınız mahkumiyet paraya tahvil edilir türden olsun. Çünkü ödemesi kolay. Üstelik taksit imkanı var. Üstüne özgür oluyorsunuz. Özgürlük için değer. 

29 Temmuz 2026 Çarşamba

Siyasette Varlık Gösteremeyenler Ne Yapmalı?

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı resmi kayıtlarına göre 189 siyasi partimiz var. Bu partilerin çoğu tabela partisinden ibaret. Seçime bile girmeyenleri çok. 

Gözle görülür bir oy alamamasına rağmen her seçim, seçim pusulasında boy gösteren parti sayısı da az değil. Oy alamayacaklarını bilmelerine rağmen bu tür küçük partiler seçim pusulasının daha da uzun olmasına sebebiyet vererek siyaset arenasında varlık göstermeye çalışıyorlar. Birkaç seçime girdikten sonra "Seçmen bizi tercih etmiyor. En iyisi kendimizi feshederek ülkeye bir katkımız olsun" diyen parti de pek çıkmıyor. 

Şu var ki ülke için bu kadar parti çok. Bu kadar parti sayısı bile ülkenin siyaseten bölünmüşlüğünün bir göstergesidir. 

Seçmen, belli partileri tercih ederek parti sayısını azaltsa da parti sayısının azalmasında yarar görürüm. Önüne gelen, ben farklıyım diyen, birilerine kızıp parti kurma yoluna gitmemeli. Kişiler kendini yakın hissettiği partilerde siyaset yapmayı benimsemeli. Gel gör ki insanımız bir umut deyip bu yola çıkıyor. 

Diyelim ki insanımız kendine güveniyor, parti kuruyor. Birkaç seçime girdikten sonra beklediği oy oranını alamayan fesih yoluna gitmeli. Birkaç seçimde varlık gösteremediği halde varlığını sürdürmek isteyene inisiyatif bırakılmamalı. Siyasi Partiler Kanunu'nda değişiklik yapılarak "Bir genel bir de mahalli seçime girdiği halde şu oy oranına ulaşamayan partinin tüzel kişiliği otomatikman sona erer" denmeli. 

Siyasi tarihimizde kendini feshetmeye yanaşan parti pek çıkmasa da Ahmet Davutoğlu ve ekibi, 2019 yılında kurdukları ve Gelecek Partisi adını verdikleri partilerini feshetme kararı almışlar. Bu yazıyı da bu fesih kararından dolayı ele aldım. 

Fesih kararı almalarında, "...kirlenmiş siyasi iklimin bir parçası olmamak..." gerekçe gösterilmiş olsa da yedi yıl önce kurulan bu partinin, beklenen oy oranına ulaşamadığı için fesih kararı aldığı bir gerçek. Yine de "kirlenmiş siyasetin bir parçası olmamak”, gerekçesini de yabana atmamak lazım. 

Sebep ve gerekçe her ne olursa olsun fesih kararı almalarından ötürü Ahmet Bey ve ekibini tebrik etmek lazım. Ahmet Bey ve ekibinin aldığı bu fesih kararının, siyasi parti kurup birkaç seçime girdiği halde varlık gösteremeyen diğer siyasi parti organlarına emsal olmasını temenni ediyorum. 

Not: Burada bir hakkı teslim edeyim. Parti kurup varlık gösteremediği için fesih kararı alan ilk parti Gelecek Partisi değil. Siyasetimizde nadir görülse de fesih kararı alan partilerimiz var. Bunlardan biri de 1970-1980 arası siyaset arenasında yer alan Demokratik Partidir. 

Bildiğim kadarıyla 1970’lerde Ferruh Bozbeyli ve arkadaşlarının kurduğu Demokratik Parti, ilk girdikleri 1973 seçimlerinde % 12’ye yakın oy alarak 45 vekille Meclise girmiş. 1977 seçimlerinde büyük oy kaybı yaşayınca Ferruh Bozbeyli istifa ederek siyaset arenasından çekilmiştir. Partisi, 1980 yılında fesih kararı almıştır.

Burada başarısız olduğu için partisinden ve genel başkanlıktan istifa ederek genç yaşta siyasete veda eden rahmetli Bozbeyli’yi de hayırla yad ediyorum. Darısı, varlık gösteremeyen, tabela partisi olarak siyasetimizde yer alan diğer partilerimize. 

28 Temmuz 2026 Salı

İşsizliği Öteleyen Üniversiteler ve Bölümleri

Çocuğumuz Lise Giriş Sınavına (LGS) veya üniversite sınavına girmiş olabilir. Eğer sınavların sonucu, çoğu öğrencinin hayalindeki gözde okul ve bölümleri tutuyorsa akademik başarı için çocuğunuz tercihte bulunsun ve kazandığı lise ve üniversiteyi okusun.

Çocuğunuzun sınav başarısı vasat veya vasat altı ise sırf liseyi bitirsin veya üniversite okusun diye tercihte bulunmayın. Varsın çocuğunuz lise okumasın ve lise mezunu olmasın. Yol yakınken çocuğunuzun geleceğini kurtaracak bir karara imza atın.

Ne demek istiyorum. Malumunuz Türkiye’nin en büyük sorunu genç işsizler sorunu. Gençlerimiz, lisenin üzerine üniversite okumuş. Yaşı 24-25 olmuş, evlilik çağı gelmiş ama iş bulamadığı için evlenme yoluna da gitmiyor. Çoğu kafeler üniversite mezunu genç işsizler ordusu ile dolu.

Bu genç işsizler ordusu her sene veya her iki senede bir yapılan AGS veya KPSS’ye hazırlanıyor, sınava giriyor, hatırı sayılır puan da alıyor. Gel gör ki bu tür sınavlara giren o kadar çok ki alınan puan atanmak için yeterli gelmiyor. Gençlerimiz her geçen yıl umutları azalarak bir sonraki sınavlara hazırlanıyor.

26 Temmuz günü iki oturum şeklinde yapılan Akademi Giriş Sınavı’na (AGS) giren öğretmen adaylarını gözlemledim. Çoğu 30-35’ini geçmiş. Saçı ağarmış ve saçı dökülmüşler bile vardı.

Sadece öğretmen adaylarında değil, kamunun alacağı tüm sektörlerde bir istihdam daralması söz konusu. Çünkü ihtiyaçtan fazla mezunumuz var. Öyle zannediyorum tıp fakülteleri dışında okuyan ve mezun olan kimseler için iş bulmak çantada keklik değil. Geçmişte işe girmek için aslanın ağzındaki lokmayı almak gerekirken şimdilerde lokma aslanın midesine inmiş durumda.

Görünen o ki dün okumamak sorunken bugün okumak sorun.

Burada sanayi ve fabrikalarda eleman sıkıntısı var. Çalışmak isteyene iş var denebilir. Elbette sanayide eleman sıkıntısı olabilir. Yalnız üniversiteyi bitirmiş birine hiçbir sanayici iş vermez. Verse de üniversiteli genç çalışmaz. 

Bu durumda ne yapılmalı? Çocuğumuz nasıl işsiz kalmaz? Bu devirde çocuğumuzun iş bulmasını ve önünü görmesini istiyorsak ortaokulu bitiren çocuklarımızı mesleki eğitim merkezlerine (MESEM) yönlendirmede fayda var. Çünkü bu okulları bitiren hiçbir çocuk ve genç işsiz kalmaz. Ekmeğini taştan çıkarır.

Çünkü eskinin çıraklık günümüzde MESEM adı verilen okullarda okuyan çocuklar hem lise mezunu oluyor hem meslek sahibi oluyor hem kalfa ve usta belgesi alabiliyor. 

Çocuğumuz bu okulları bitirince piyasada iş bulabiliyor, kendi işini alabiliyor. Bu okullardan mezun olan çocuklar iş beğenmezlik yapmıyor. Hayata daha erken atılabiliyor. 

Ezcümle, günümüzde MESEM’ler çocukların geleceğini kurtaran okullardır. Çocuğumuz, lise ve üniversite bitirerek işsizler ordusuna katılacağına, MESEM’ler aracılığıyla hem kendini kurtarsın hem ailesini hem de ülkesini.

Unutmayalım ki lise ve üniversitelerin çoğu bölümleri, işsizliği öteleme işlevi görüyor. Bu öteleme sorunları halının altına süpürme keten başka bir şey değildir. Sorarım size: Liseyi ve üniversiteyi bitirdikten sonra çocuğunun işsizler ordusuna katılmasını hangimiz isteriz?