26 Ağustos 2026 Çarşamba

Özel Dersin Getirisi *

Bir arkadaşla çaylarımızı yudumlarken konu döndü dolaştı, özel derse. Arkadaş, "Matematik dersinin bir saati bin lira" dedi. Ardından özel ders veren bir tanıdığının, "Maaşlara dokunmadan sadece özel dersten gelen parayla üç ev aldıklarını söylediğini" ekledi.

Maaşlarla birlikte üç ev almak bu devirde zorken sadece özel dersten gelen parayla üç ev alınmasını duyunca şaşırdığımı söylemeliyim. İlgili kişinin üç ev almasına değil, özel dersin bu kadar getirisinin olduğuna şaşkınlığım. 

Bir ara çalıştığım bir okulda branşı sayısal olan bir öğretmen odama geldi. “Hocam, çocuk hastaymış. Ne yapabilirim” dedi. Çocuk hastaysa burada bekleme. Hemen git, çocuğu hastaneye götür. Geçmiş olsun dedim. 

Öğretmen gittikten sonra müdür yardımcısı odana geldi. “Hocam, falan öğretmene izin verdin mi” dedi. Verdim dedim. “Vermeseydin keşke” dedi. Çocuğu hastaymış hocam. Vermeyip ne yapacaktım dedim. “Öğretmen benim odamdaydı. Birinden telefon geldi. Özel ders verdiği öğrencilerden biriymiş arayan. ‘Hocam, şu konularda eksiğim var. Ne zaman müsaitsin’ dedi. ‘Oğlum, sen ne zaman müsaitsin, onu söyle’ dedi. Çocuk da ‘Şimdi müsaitim’ dedi. ‘O zaman geliyorum dedi. Benim odamdan çıktı. Sizin odaya geldi. Kısaca özel ders vermeye gitti. Çocuğu hasta falan değildi” dedi. 

Ertesi günü öğretmenler odasına gidip öğretmene, çocuk nasıl oldu, geçmiş olsun dedim. Anlamadı. Yüzüme baktı. Dün çocuk hasta demiştin de merak ettim dedim. “Ha tamam, sağ olasın. İyileşti” dedi. 

Kendisi zamanla anlatırdı. “Benim özel ders verdiğim bölge şu civar. O yüzden evi oradan tuttum. Ben özel ders için öğrencinin ayağına gitmem, öğrenci benim evime gelir” derdi. 

Özel ders nerede veriliyor? Müşteri ya öğretmenin evine geliyor ya da öğretmen müşterinin ayağına gidiyor. 

Hangi derslerden özel ders alınıyor? LGS ve YKS’de çıkan soruların branşlarından. Türkçe, edebiyat, matematik, fizik, kimya, biyoloji, yabancı dil, sosyal ve tarih. Ağırlıklı olarak matematik başta olmak üzere sayısal derslerden. 

Özel dersi genelde kimler veriyor? Ağırlıklı olarak gözde okullarda görev yapan öğretmenlerin taliplisi daha çok. Bu öğretmen böyle gözde bir okulda çalışıyorsa iyi öğretmendir denip öğrenci ve veli sıraya giriyor. Özel ders verenlerin bazısı da birbiriyle paslaşıyor. Tavsiye üzerine iyi öğretmen bulunuyor. 

Öğretmen olarak bir ilde çalışırken beraber çalıştığımız bir sayısal öğretmeni, “Abi, senden fetva istiyorum” demişti. Hayırdır dedim. “Geniş bir ev aldım. Ev borcum var. Bugünlerde özel ders alan da azaldı. Kendi öğrencilerimden talep var. Normalde kendi öğrencilerime ders vermeme prensibim var. Bunun yerine başka okuldan öğretmenlerle paslaşır, onlar bana kendi öğrencilerini, ben de bizden onlara öğrenci gönderiyordum. Ne dersin” dedi. Hocam, fetvayı ve cevazı bir tarafa bırakalım. Kendi öğrencime ders vermen etik olur mu? Farz edelim ki kendi öğrencine özel ders verdin. Özel ders verdiğin öğrenciden sınıf arkadaşları haberdar olacak. Yarın bu çocuğa sözlü notu takdir ederken yüksek versen, bak bak, özel ders alınca sözlüsüne yüksek vermiş derler. Düşük versen veli ve öğrencinin morali bozulur, belki sizinle yüzleşmeye gelir dedim. “Haklısın abi. İhtiyacım var ama dediğin gibi prensibimi bozmayayım” dedi. 

Pek ön plana çıkıp gündem olmasa da özel sektör bu ülkenin bir gerçeği. Bu fiili durum kapalı kapılar ardında el altından yürüyor. İki kişi arasında olup bitiyor her şey. Veli ve öğretmen. Çocuğu sınava hazırlanan veli, yeter ki çocuğum başarı göstersin deyip kesenin ağzını alıyor. Özel ders veren öğretmenler ise bu iş için hazır ve nazır. 

Bildiğim kadarıyla bu alaverenin kaydı küreği yok. Resmiyeti olmadığından nakit dönüyor. Bu nakit de kayıt dışı. 

Devlet bir taraftan vergilendirilmemiş kazancın önüne geçmeye çalışsın, gayrimenkul alaveresini rayiç değerin altında alıp satmışsın diye geriye dönük vatandaşa, borç, ceza ve faiz işletsin. Kazancı epey tutan özel ders sektörü bir şekil devam ediyor. Devlet nasıl ki yapay zeka vasıtasıyla eksik beyanı tespit ediyorsa pekala özel ders sektörünü de tespit eder. Kişilerin gelir ve giderini mercek altına alabilir, telefon görüşmelerini ve WhatsApp yazışmalarına ulaşabilir. Yeter ki devlet istemiş olsun. 

Örneklerden hareketle tüm öğretmenler özel ders veriyor, hepsi özel dersten evler alıyor anlamı çıkmasın. İstedim ki Türkiye’nin adı konmamış böyle bir sorunu var. Öğretmenlerin ekserini özel ders vermekten tenzih ederim. Talep olmasına rağmen elinin tersiyle geri çevirenlerin sayısı da az değil. 

Öğretmenlerin bir kısmının özel ders vermesini ve bu sektörden kazanç sağlamasını, tam gün yasası çıkmadan önce hekimlerin özel muayenehane açmasına, hastanedeki muameleyi ve tedaviyi beğenmeyenin soluğu doktorun özel muayenehanesinde almasına benzetirim. O zaman diliminde doktorlar paraya para demiyordu. Yalnız bu görüntü hekimlerin ve hekimliğin itibarını sarsıyordu. Öğretmenlerin özel ders vermesinde de aynı itibar kaybının olduğunu düşünüyorum. Tam gün yasası ile doktorlara yeniden itibar geldiğini düşünüyorum. Özel ders konusu da halledildiği takdirde öğretmenlere itibar geleceğini düşünüyorum.

*27.08.2026 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

25 Ağustos 2026 Salı

Uydur Uydur Söyle!

Tarihi Buğday Pazarı'ndaki bir çay ocağında bir arkadaşla çay içiyoruz. Oturduğumuz çay ocağı ve diğerleri tıklım tıklım dolu. Güneşte oturan yok. Herkes gölgeye oturmuş.

Çayımızı yudumlarken uzun cübbesi ve uzun sakalı, başında da sarığı olan biri selam verip masamızın önünde durdu.

"Hepiniz kendinizi gölgeye atmışsınız. Hakkınız var. Çünkü güneşte durulacak gibi değil. Bu gölgede bile sıcakta duramıyorsunuz. İşte bu güneş 150 milyon km uzakta olmasına rağmen bu derece ısı ve ışık veriyor. Bizi yakıyor. Öbür dünyada güneş 1,5 km ötede duracak. Karşısında durmak mümkün değil. Ama bizler sancağın altında toplanacağız. O zaman güneş bizi yakmayacak. Şu anki gölgeden daha serin tutacak kardeşlerim" dedi. Arka taraftan biri "Livaülhamd sancağı var" diye seslendi. "Evet, kardeşim. Hep orada toplanacağız" dedi. Başka da katılım ve destek bekledi. Kimseden ses seda çıkmayınca müsaade alıp gitti.

Karşımda oturan arkadaş ilahiyatçı idi. O kadar okudun. Biliyor muydun güneşin dünyaya 150 milyon km uzaklıkta olduğunu? Var gör sen ahiretteki güneşin mesafesinin 1,5 km olduğunu da bilmiyordun. Bak adam hepsini biliyor. Sanırsın ki öbür dünyaya gidip gelmiş dedim. "Ben o işleri, yani din anlatmayı bırakalı çok oldu. Yalnız Güneşin Dünyaya uzaklığının 150 milyon olduğunu biliyorum" dedi.

Sözü ben aldım. Uydur uydur söyle. Nasılsa öbür dünyaya gidip gelen yok, bilen yok, elde bilimsel bir veri de yok dedim.

Eve geldikten sonra ben uydur uydur söyle dedim ama adamın bir bildiği olabilir mi? Belki hadis olabilir diye sanal aleme göz attım. 

Müslim ve Tirmizi'de geçen ve sahih kabul edilen şu hadise rastladım:

“Güneş, kıyamet gününde insanlara bir mil mesâfe kalıncaya kadar yaklaştırılır.”

Bir mil yaklaşık 1,609 km'ye eşittir. 

Bu hadisi görünce adamın bir bildiği varmış ve hadisi biliyormuş. Bir de adama nasılsa bilen yok. Uydur uydur söyle dedim diyerek hayıflandım. 

Not: Öbür dünyada, mahşerde Güneşin bu dünyadakinden yakın olacağını duymuştum ama bu kadar kısa mesafe olacağını bilmiyordum. Bu vesileyle öğrenmiş oldum. 

Tetikçileri Bekleyen Acı Son

Tetikçiye TDK, "kiralık katil" anlamı vermiş. Kiralık katile ise "Bir kimseyi öldürmek için bir başkası tarafından tutulan kimse" demiş.

TDK tetikçiye kiralık katil dese de halk arasında tetikçi daha geniş anlamda kullanılır. Yani bir insanın tetikçi olması için illa birini öldürmesi gerekmiyor.

Televizyon ve gazetelerde bir siyasi partinin temsilcisi gibi konuşan, ölümüne savunan, rakiplerine parmak sallayan, hedef gösteren gazeteci, akademisyen, avukat kimliğine bürünmüş nice kimseler vardır. Bunların yaptığı da bir nevi tetikçiliktir. Bu tipler her gün bir TV ekranında boy göstererek gecenin geç vaktine kadar temcit pilavı gibi aynı şeyleri söyler dururlar. Hızını alamayıp hazirundan birileriyle kavgaya bile tutuşurlar. Konuşurken mangalda kül bırakmazlar. Laf ebeliği ve kalabalığı yaparak bir şeyler bildiklerini ispatlamaya çalışırlar.

Her gün ekranlarda boy gösterdikleri için bu kişilerin herhangi bir konuda detaylı bilgiye sahip olmaları, bir konuyu araştırmaları zor. Buna rağmen ağızlarının laf yapması, siyasi parti temsilcisi gibi konuşmaları onları ekranların gediklisi yapıyor. Haliyle şöhret sahibi oluyorlar. 

Siyasi parti temsilcisi gibi konuştukları için hem cesurlar hem rahatlar. Nasılsa ben onları destekliyorum. Onlar da beni kurda kuşa yem etmezler diye düşünüyor olmalılar. 

Şöhretin verdiği hızla nasılsa dinleniyorum, karşılığım var, gündem oluşturabiliyorum, arkamı da siyasi güce yasladım, bana kimse dokunamaz düşüncesiyle aslı astarı olmayan iddiaları da gerçekmiş gibi söylemeye başlayabiliyorlar. 

Partilerini böyle ölümüne savunanları gören siyasiler ekranlara temsilci göndermeye ihtiyaç hissetmiyorlar. Nasılsa kendilerini kendilerinden daha iyi savunanlar var diye.

Televizyon programına çıktıkları ve partilerini savundukları için siyasi partiler bunlara para vermiyordur ama büyük ihtimalle çıktıkları programdan dolayı TV kanalı kendilerine ücret ödüyordur.

Şöhretin verdiği güçle halka yanıltıcı bilgiyi yayabiliyorlar, akçeli işlere girebiliyorlar, şantaj yapabiliyorlar. Öyle ya o kadar savunuyorlar, iyilik yapıyorlar. Bu kadar da faydalansınlar. 

Kendilerini dokunulmaz gören bu tiplerin bilmedikleri, tetikçilerin kullanılıp kullanılıp miadı dolduktan sonra atıldığı. Kimi öldürülür kimi itibar suikastına maruz kalır kimi gözden düşer kimi hapsi boylar. Yani hiçbir tetikçi ilanihaye bey gibi yaşamaz ve yaşatılmaz. 

Tetikçilik yapanların ya da tetikçiliğe soyunanların bu işe soyunmadan önce kendilerini bekleyen bu acı sonu gözlerinin önüne getirmesinde fayda vardır. 

Ve daha acı olanı da tetikçilerin başına gelenden dolayı kimsenin tüh dememesi hatta oh oldu demesi.