30 Temmuz 2026 Perşembe

Keseri Kendine Yontmanın Yolu

Annesi, babası ölen bir kadın miras paylaşımı için kardeşleriyle bir araya gelir. Atadan kalan ne varsa erkek kadın eşit bir şekilde paylaşırlar.

Ardından tapu işlemleri için tüm vereseler tapuda buluşur, imzalar atılır. Herkes vedalaşırken, kadın kocasının ne dediğini kardeşlerine söyler. Kocası ne demiş olabilir? "Eşit paylaşın. Eğer eşit paylaşmazlarsa imza atma" demiş. Öyle ya medeni hukuk eşit paylaşın diyor. 

Görünen o ki koca, kanun ve nizama riayet ediyor. Hak ve hukuku gözetiyor. Karısının hakkını koruyor. 

Gören de kardeşleri hanımına yarım pay vermiş sanır. 

Gel zaman git zaman kocasının da babası vefat eder. Kocası da kardeşleriyle mirası paylaşır. Bu koca kardeşleriyle mirası nasıl paylaşmış olabilir? Duyduğuma göre erkek kardeşler olarak kendileri iki pay almışlar, kız kardeşlerine de bir pay vermişler. Öyle ya Amerika'yı yeniden keşfe gerek yok. Dine göre kız kardeş bir, erkek iki alır. Hesap kitap belli. Medeni Hukuka göre bölüp de kendisi niye eksik alsın. Din ne diyorsa öyle olmalı. İnsan dediğin bu şekil hakkını korumalı.

Hanımı tarafından iki, kendi tarafından iki pay almak suretiyle bu miras sahibi dört dörtlük bir mirasa böylece konmuş olur. Öyle ya kız kardeşine bir pay vermiş olsaydı, bu miras paylaşımı dört dörtlük olmazdı. 

Hanımına eşit paylaşın deyip kız kardeşine bir payı uygun gören, bildiğim kadarıyla dini bütün biri. Beş vakit namazı camide cemaatle kılar. Hak ve adaleti de kimseye bırakmaz. 

Burada bir çelişki bulabilirsiniz. Adam bulunduğu ve durduğu yere göre kah medeni olmuş kah dini. Görünen o ki medeni hukuk ile dini hukuku kendisinde birleştirmiş. Dili bir o tarafa dönmüş, bir bu tarafa. Öyle ya hayata hep tek pencereden bakmak olmaz. Hele kişinin çıkarı söz konusu ise hayata çok yönlü bakabilmeli insan.

Siz siz olun, mirasta ikilem içerisinde kalmayın. Çelişkiye düşerim diye endişe etmeyin. Mevzubahis olan vatan ise pardon hanımınız ise eşit olacak diye diretin. Mevzubahis olan vatan, pardon kız kardeşiniz ise ona mirastan yarım pay verin. Kardeşin, "abi, olur mu eşit paylaşalım" derse, "kardeşim, biz Müslümanız. Dinimize göre kadın bir, erkek iki alır. Bunu ben koymadım. Yoksa biz Müslüman değil miyiz deyin". Kardeşiniz susar kalır.

Kardeşiniz alo fetva hattını arar, soluğu müftülükte alırmış. Bu sizin değil, onun meselesi. Kardeşiniz küsüp gönül koyarmış. Çok da tın. Siz aldığınıza bakın ve keseri daima kendinize doğru yontun. Allah'ın verdiği nefesi boşa tüketmeyin. Kesenizi doldurmaya bakın. 

Kültürpark Kafem

Büyükşehir ya da ilçe belediyelerine ait Kafemler şehrin belli bölgelerinde var. Buralar belediyeler tarafından işletilmekte. Bunlardan bir tanesi de Kültürpark içinde Hacıveyiszade Camisinin güneybatında yer alıyor.

Kültürpark Kafem'in yeri çok güzel. Yemyeşil parkın içinde tam kafa dinlendirmelik bir yer.

Sair kafelere göre fiyatı da çok makul. Özellikle çayın fiyatı. Haliyle müşteri yoğunluğu sabahtan akşama devam ediyor.

Büyükşehir Belediyesi burayı kiraya verse birileri burayı almak için sıraya girer. Yüksek teklifte tutar, Belediye de paraya para demez. Anladığım kadarıyla Belediye dar gelirli vatandaş buralardan faydalansın diye kendisi çalıştırıyor, ücretlerini de makul tutuyor. Böyle bir yeri vatandaş işletse her vatandaş gidip buralarda oturup buranın imkanlarından yararlanamaz.

Kafe ilgili bu tespitlerin ardından bu Kafe'ye dair bazı eleştiriler getirmek istiyorum.

Zaman zaman bu Kafe'ye gider, oturur, mis gibi havada çayımı yudumlarım. 

Gördüğüm kadarıyla Kafem'in çay bardakları bulaşık makinesinde yıkanıyor. Sorun makinede mi, kullanılan deterjanından mı bilmiyorum, temiz çay bardaklarında leke ve kir izi gözlerden kaçmıyor.

Para alanla çay ve diğer talepleri ocakta yerine getiren, aynı kişi ve tek kişi. Bu da ister istemez kuyruğun oluşmasına sebebiyet veriyor. Tek kişi hummalı bir şekilde çalışıyor. Çayım biraz demli ya da açık olsun dediğini bile duymuyor. Çünkü aynı anda birkaç işi yapıyor ve zamanla yarışıyor. Gördüğüm kadarıyla bu Kafem’de boşları toplayan, masaları temizleyen fazlaca görevli var. Pekala bir planlama yapılabilir. O kadar çalışanın içinde para kasasına bakanla, ocağa bakan ayrılabilir. 

Kafem'de iki ayrı yerde iki ayrı ocak ve diğer ihtiyaçların karşılandığı büfe olmasına rağmen zaman zaman talepler karşılanmıyor. Ya kasa sayma ya devir ya da başka sebeple büfenin biri açık olursa diğeri bir süre hizmet vermiyor. Tam sıra size gelince öbür taraftan alın ya da beş dakika sonra gibi bir şeyle karşılaşıyorsun.

İsterim ki tüm çalışanların başında işleyişi takip eden, aksayan yere müdahale eden ve takviye yapan bir görevli olsun. Dış masalarda bir aksaklık olup olmadığını kontrol etsin. Gerçi müşterinin bol olduğu böyle bir yerde mutlaka bir görevli vardır. Müdahale ediyordur. Belki de bana denk gelmemiştir.

Kafem'in sandalyeleri demirden. Demir olunca sağlam ve ağır da. Mümkünse bu demir sandalyelerin değiştirilmesini istiyorum. Çünkü sandalye demir, zemin de sert olunca; otururken, kalkarken, yer değiştirirken, bir yerden bir yere sandalye götürürken demir sandalyeler müthiş ses yapıyor. Ortamın sessizliğini bozuyor. Oturanları rahatsız ediyor. Kafa dinlendirmeye gidenin hazırında kafası şişiyor. Muhabbetin de içine ediliyor. 

Aslında insanımız sandalyeyi iki eliyle alıp götürse yani sürümese bu sorun kendiliğinden çözülür ama gel de bunu bizim insanımıza anlat. Bu sorunun giderilmesi için sandalyelerin değişme imkanı olmazsa sert zemine halı ve benzeri yumuşak bir şeyler döşenebilir ya da demir sandalyelerin ayaklarına yumuşak bir aparat takılabilir. 

Burada şu hakkı da teslim etmek isterim. Evliya Çelebi Kafem'i de Büyükşehir çalıştırıyor. Burası da müşteri yönünden yoğun. Müşteri yoğunluğuna rağmen bu Kafem'de bir düzen var. Ocağa bakanla, kasaya bakan ayrı. Bir aksaklık sezmiyorum. Çay bardakları da temiz. Çayı şöyle istiyorum isteğin anında cevap buluyor. Devir teslim ya da para sayma var denerek hizmetin durduğuna şahit olmadım. Dışarıdaki sandalyeler de plastik olunca havuzun su sesinden başka ses yok. Kültürpark Kafem'in de böyle olmasını istiyorum. 

Mahkumiyetin ve Bedelli Askerliğin Bedeli

"haberdairesi.com" sitesinde üzücü bir haber okudum. 

Bir tamir atölyesinde, bir ay önce işe başlayan 15 yaşındaki çocuk, geri geri manevra yapan kamyon ile duvar arasında kalarak can vermiş. 

Bilirkişinin hazırladığı rapora göre kamyon sahibi aslî kusurlu, iş yeri sahibi de tali kusurlu bulunmuş. 

Yapılan yargılamada aslî kusurlu bulunan kamyon sahibi, 2 yıl 6 ay, iş yeri sahibi de 1 yıl 8 ay hapse mahkum edilmiş. 

Aslî kusurlu bulunan kamyon sahibi, iki ay tutukluluğun ardından ilk duruşmada tahliye edilmiş. 

"Taksirle ölüme neden olma" gerekçesiyle mahkumiyet alan sanıklara iyi hal indirimi de uygulanmış. Kamyon sahibinin cezası 2 yıl 1 aya indirilmiş. Kalan 760 gün mahkumiyet 76 bin lira para cezasına çevrilmiş. İlgili kişi bu 76 bin lirayı 20 taksit halinde ödeyecekmiş. 

Meraklısı için 76 bin lirayı 20'ye böldüm. Sanık ayda 3.800 TL ödeyecek. Bu para taksitle değil de defaten ödenirse bu miktar aşağıya düşüyor mu? Bunu bilmiyorum. 

Mahkemenin verdiği bu karar istinafa taşınmış. Bakalım istinaf mahkemesi bu kararı bozacak mı, uygun bulup onaylayacak mı? Bunu da zaman gösterecek. 

Görünen o ki olan yeni işe başlayan 15 yaşındaki çocuğa olmuş. Bundan sonra bunun acısını ailesi hep derinden hissedecek. Kolay kolay üzerinden atamayacak. 

Atölyede çalışan çocuk 15 yaşında olduğuna göre öyle zannediyorum, çocuk yeni adı MESEM olan eskinin çıraklık eğitim öğrencisi. Bu çocuk haftada bir gün teori öğrenmek için mesleki eğitim merkezlerine giderken diğer günler tamir atölyesinde meslek öğrenmek için çalışan biri olmalı. Ama iş kazası işin başında kendisini bulmuş. Ailesinin ve kendisinin hedef ve hayalleri suya düşmüş. Nereden bakılırsa acı bir durum. 

Ölenle ölünmeyecek elbet. Hayat acı ve tatlı bir şekilde devam edecek. Ailesine sabırlar diliyorum. 

Beni üzen bir diğer husus, yargılama sonucu. Aslî kusur denerek verilen bu ceza ve cezanın paraya tahvili benim içime sinmedi. Elbette kamyon ve iş yeri sahibi asılsın, kesilsin demiyorum. Ama verilen ceza da geride kalan kederli ailenin yüreğine su serpmeli diye düşünüyorum. Aile zaten cezayı az bulmuş olmalı ki bu sonucu istinafa taşımış. 

Oldum olası mahkeme esnasında zanlının veya sanığın duruşu dikkate alınarak uygulanan iyi hal indirimini anlamış değilim. İyi hal indirimi neye göre belirleniyor, inanın anlamış değilim. Yargılanan her bir zanlı mahkeme salonunda sakin sakin durur. Kimseye saldırmaz. Hakime, savcıya el kol işareti yapmaz. Savunmasını yapar, edeplice yerine oturur. Pişman ve üzgün durur. Başka türlü durması ve davranması beklenmez. Bu hareketi ceza indirimi için yeterliyse buna şerh koymak isterim. 

Haydi ceza indirimi uygulandı. Ceza niçin paraya çevrilir? Haydi çevrildi diyelim. 760 günlük mahkumiyetin karşılığı 76 bin mi olmalı? Zira çok düşük geldi bana bu para. 76.000:760= 100 TL. Bu hesaba göre hapiste bir gün yatmanın bedeli 100 lira. Olacak şey değil. 

Görünen o ki mahkum ödediği her 100 lira ile bir günlük mahkumiyetten kurtuluyor. İnan, mahkeme salonunda hakim sorsa hapiste yatmamak için aldığın bu hapis cezasına kaç para verirsin dese mahkum daha yüksek bir meblağ söyler. Belki de servetini ortaya koyar. Hatta üste borç bulur. Çünkü hapiste yatmak kolay değil. 

Haydi yürürlükteki mevzuat 2 yıl bir aylık ceza için bu kadar para cezası öngörüyor. Bu para için niçin taksit imkanı verilir. Bu para niçin günümüze uyarlanmaz. 

Hasılı, neresinden bakılırsa çocuğun ölümü elem verici bir durum. Ölüm sonrası takdir edilen ceza da bir o kadar komik. Bilinsin ki kamuoyu vicdanı ve kederli aile bu ceza ile tatmin olmaz. 

Yeri mi değil mi bilmiyorum. Artık nereden aklıma geldiyse. 760 gün mahkumiyete takdir edilen 76 bin lirayı duyunca, bedelli askerlik ücreti aklıma geldi. Malumunuz 1 Temmuz-31 Aralık 2026 arası bedelli askerliğin bedeli, 472.653,60 lira. 

Bedelli askerliğe müracaat eden kişi 1 ay askerlik yapıp geriye kalan beş ayın parası olarak bu kadar para yatırdığına göre 150*30=150 gün daha askerlik yapmayacak. Yani bedelliye müracaat eden 150 günlük askerlik yapmamak için 473 bin lira yatırıyor. 473.000:150=3.153,33 lira. Bu demektir ki askerliğin bir günlük bedeli 3.153 lira. 

Kıyas ne derece doğru olur bilmiyorum ama izninizle ben kıyas yapacağım. Hapiste bir gün yatmamanın bedeli 100 lira iken bir gün askerlik yapmamanın bedeli ise 3.153 lira. 

Yine bu demektir ki hapiste yatmayacak olan aylık taksitle 3.800 ödeyecekken bedelli günlük 3.153 lira ödeyecek. 

Bir diğer husus, hapiste kalmayana taksit imkanı verilirken bildiğim kadarıyla bedelli parasına taksit yapılmıyor, defaten ödeniyor. 

Görünen o ki hapiste yatmamanın bedeli çocuğa verilecek harçlık bile değilken bedelli askerliğin bedeli büyük bedel ister. 

Ki askerlik bedelli ya da bedenen olsun her Türk vatandaşının boynunun borcu iken bedelliliği tercih edenden esirgenen müsamaha, mahkeme ve suçlu bulunandan esirgenmiyor. 

Hapisle askerlik aynı değil elbet. Ama bedelliden günlüğüne istenen, mahkumdan fazlasıyla istenmeliydi bence. 

Siz siz olun, kendiniz ve çocuğunuz için bedelli askerlik düşünmeyin. İlla bir şey düşünecekseniz, tavsiye etmem ama suç işlerseniz ve de sonucunda mahkum olursanız, alacağınız mahkumiyet paraya tahvil edilir türden olsun. Çünkü ödemesi kolay. Üstelik taksit imkanı var. Üstüne özgür oluyorsunuz. Özgürlük için değer.