23 Temmuz 2026 Perşembe

Yön Bildiren İşaretler Niçin Vardır?

Trafik işaretleri hayatımızın bir parçası. İnsanın toplu yaşadığı her yerde bu trafik işaretlerini görmek mümkün. Bu işaretler kuralları belirtmekle birlikte düzen ve işleyişi sağlar, kaosu önler. 

İşaretler koymak önemli. Asıl önemli olan da işaretlere uygun davranmaktır. İşaretlere pek uyulmayınca işaretlerin pek bir anlamı kalmıyor. 
*
Fî tarihinde biyoloji ve beden eğitimi öğretmenlerinin girmesi gereken trafik ve ilk yardım dersi öğretmen yetersizliğinden bana verildi. Haftada bir saat son sınıf öğrencilerinin dersine giriyorum. 

Dersin kitabı yoktu. Gidip kırtaciyesiden dersin kitabını bulup satın aldım. Konuya bakıp derste öğrencilere anlatıyorum. Trafik işaretlerini tahtaya çizip gösteriyorum. 

Bir gün okulun müdür yardımcısı çağırdı. "Hocam, trafik dersinde ders işliyormuşsun" dedi. Evet, işliyorum. İşlememem mi gerekiyor dedim. "Evet" dedi. Niye dedim. "Biz o dersi öğrenciler üniversiteye hazırlansınlar" diye koyup sana verdik. Konuyu deftere yazıp öğrencileri serbest bıraksan, onlar da test çözseler, olmaz mı" dedi. İşlemediğim dersin konusunu yazmamı mı bekliyorsun benden. Bu ders bana verilmişse dersin öğretmeni kadar olmasa da ben dersimi işlerim. Ben ötesinde yokum. İsterseniz bu dersi benden alın, ders işlemeyecek birine verin dedim. "Dersi almaya almayız. Ders senin. Öğrencilerden 'ders işliyor, bizi bırakmıyor' şikayeti geldi. Bunu sizinle konuşmak istedim. Benden söylemesi. Karar senin" dedi. 

O sınıfın dersine girmeye devam ettim, ders anlatmaya da. Ancak müdür yardımcısıyla yaptığım konuşmadan da etkilenmedim değil. Öğrencilere, çocuklar, konunun önemli kısımlarını özellikle trafik işaretlerini kısaca anlatıp dersin geri kalan vaktinde test çözmeniz için sizi serbest bırakacağım. Yalnız okulda test çözmenizi pek tavsiye etmem. Evde sessiz bir ortamda daha verimli test çözebilirsiniz. Burada sadece kafa dinlendirin dedim. 45 dakikalık dersin 20-25 dakikasını işleyip geri kalanını öğrencilere verdim. 

Öğrenciler test çözerken ben de aralarda dolaşıyorum. Testini bitiren çocuklara, çözdüğün testin bu kısımları niye fazlaca eksi diye sorardım. "Hocam, bu kısımlar sınıfta çözdüğüm kısımlar. Sınıfta test çözmeyin dediğinizde size kızardık. Bu kısımları yanlış yaptığımızı görünce sınıf ortamında test çözmenin çok verimli olmadığını anladık" şeklinde cevaplar aldım. 

Sınav zamanı geldi. Özene bezene çoktan seçmeli test sınavı hazırladım. O zamanlar bilgisayar da olmadığı için tüm soruları A4 kağıdına elle yazdım, trafik işaretlerini de çizdim. 

Bir soruda daire çizdim. Bunu çizmek için bozuk bir liradan faydalandım. "Sağdan gidiniz" anlamına gelen trafik işaretini ok olarak gösterdim. "Mavi renkli bir daire içinde beyaz renkle gösterilen bu işaret ne anlama gelir?" şeklinde bir soru sormuştum. Seçenekler arasında şunlara yer vermiştim:
A Sağdan gidiniz. 
B Soldan gidiniz. 
C Sağa dönünüz. 
D Sola dönünüz. 
E İleride ok atışı vardır. 

Cevap net olarak A şıkkı idi. E şıkkını da öğrenciler sınavda gülümsesin diye koymuştum. Delgeçle cevap anahtarını delerek sınav kağıtlarını okudum. 

Bir öğrenci bu soruya hangi cevabı vermiş diye cevap anahtarını kaldırarak baktım. E şıkkını işaretlemiş benim öğrencim. Gülmekten kendimi alamadım. Sınıfın en saf öğrencisi idi. Anlayışı biraz kıt idi. 

Sonuçları okurken de C..., bu soruya ne cevap verdiğini ben mi söyleyeyim yoksa sen mi söylersin dedim. "Ben söyleyeyim hocam. İleride ok atışı vardır seçeneğini işaretledim" demişti de tüm sınıf gülmüştük. 

2000 öncesi başımdan geçen bu anımı Evliya Çelebi yaya yolunda yürüyüşümü yaparken hatırlarım. 

Meram Yeniyol Caddesi üzerinde yer alan bu parkı Konyalı olanlar bilir. Yaya yolu mesafesi 800 metre. Bu park hiç boş kalmaz. İçinde bulunan Kafem'e oturmak için gelenler, kamelyalarında oturanlar, yürüyüş için gelenler hiç eksik olmaz. 

Bu güzel parkın en eksik yönü yaya yolu genişliğinin dar olması. Yan yana üç kişi ancak yürür. Yürüyüş yapanlar aynı yöne yürüyüş yapsalar yolun darlığı da önemli değil. Büyük çoğunluk ters yürüyor. Ters yürüyüş olunca ister istemez yürüyüş tempon düşüyor. 

Ters yürüyüşü önlemek ve ne tarafa yürüneceğini göstermek için belediye, yaya yolunun içine ok çizmiş. Bu oku bir değil, çoğu yere çizdirmiş. Kaç metre yürüdüğün belli olsun diye her yüz metrede 100, 200, 300 rakamlarını yazmış. Yani yaya yolunu başlangıcı, sonu ve ne tarafa yürüneceği işaretlerle bir güzel belirlenmiş. Belediyenin tek yapmadığı yaya yolunun ortasından çizgi çizmemek olmuş. Bunu çizmenin de bir anlamı yok. Dediğim gibi yaya yolunun genişliği dar. Bu durumda yürüyüşseverlere düşen, yaya yolu işaret, çizgi ve kurallarına uymak. Gel de bunu yayalara anlat. Çünkü kuralsızlık, kuralları çiğnemek içimize işlemiş. 

Bir gün bu ters yürüyenleri durdurup yürüyeceğin yönü gösteren oku göstererek, bu ne anlama gelir diye sormak lazım. Endişem benim C... isimli öğrenci gibi "İleride ok atışı var" anlamını vermeleri. Hoş, böyle düşünseler, en azından ok atışına gitmek için okun yönüne doğru yürürler. Bu durumda benim trafik ve ilk yardım dersindeki öğrencimi hatırlamamam mümkün mü? Meğer C... bir tane değil, sürüyle imiş. Hepsi birer C... imiş de haberim yokmuş. 

21 Temmuz 2026 Salı

En Egolu Kadınlar

192 ülkede yapılan araştırmaya göre dünyanın en egolu kadınları tespit edilmiş. Buna göre:
1.Türkiye,
2.Fransa,
3.Rusya,
4.ABD,
5.İtalya, 
6.Güney Kore şeklinde ilk altıya giren ülkelere yer verilmiş. 

Baştan söyleyeyim. Bu araştırmanın ne derece bilimsel olduğu tartışılır. Çünkü tüm dünya kadınlarının ne kadar egolu olduğunu ortaya koymak çok zor. Araştırmanın nasıl yapıldığını da bilmiyoruz. Herhalde yüz yüze veya telefonla "Sende ego var mı?" diye sorulmamıştır. Zaten böyle bir soru sorulmaz. Zira cesaret ister. Hatta dayak yeme durumu kuvvetle muhtemel. Üstelik dayak garantili. Her şey göze alınıp böyle bir soru sorulsa da kimse "Evet, bende ego var" demez. Böyle bir araştırma yapıldı diye birileri böyle bir sonucu uydurmuş bile olabilir. 

Şu var ki kaynağı belli olmasa da sanal alemde dolaşımda olan böyle bir sonuç var ortada. Bu sonuca göre Anadolu kadını Fransa, Rusya, ABD, İtalya ve Güney Kore kadınını sollayarak zirveye oturmuş. 

Gündelik hayatta birinin egolu olduğunu ifade etmek için çok egolu, egosu tavan yapmış şeklinde bu kelimeyi kullansak da egonun ne olduğuna bir bakalım. 

TDK'ye ego yazınca benlik kelimesine yönlendiriyor. Egolu kelimesine TDK yer vermemiş. Egoist şeklinde aratınca karşımıza bencil çıkıyor. 
Bencil ise "Yalnız kendini düşünen, kendi çıkarlarını herkesinkinden üstün tutan; kendimci, hodbin, hokdkâm, egoist" anlamlarını vermiş. 

Bak sen bizim kadınlara! Biz onlara "Kadının adı yok. Çilekeş Anadolu kadını. Gün görmemiş. Sırtında dayak, karnında çocuk eksik edilmemiş" diyelim. Meğer bizimkiler bencillikte sınır tanımıyormuş. Bizi de ayakta uyutmuşlar. 

Gerçi en bencil insan kendisine bencil denmesinden nefret eder, asla bencil olduğunu kabul etmez. Öyle zannediyorum bizim kadınlar da bencil hatta en bencil olduklarını kabul etmeyecek ise de aslında bakmayın bilmezden ve görmezden geldiğimize. Biz de biliyoruz kadınımızdaki egoyu. Ama aile saadeti için cesaret bulup bunu söyleyemedik. Çünkü bedel ister. Ne de olsa çocuklarımızın anaları. Hiçbir şey yapmasalar bile çocuklarımıza, "Annem! Babanız böyle diyor. Halbuki ben böyle miyim" deyip iki gözü iki çeşme ağlasalar, bilin ki ötesine gerek yok. Ondan sonra uğraş dur oğlanlarla. 

Bitmişiz

Aşağıda sosyal medyada dolaşımda olan bir alıntı önüme düştü. Yazı okunduğu zaman görülecektir ki tüm kutup ve renklere dair örnekler var. 

Tarafımız ne olursa olsun, yazının, savunma ve saldırıya geçmeden okunmasını, bizi düşünceye sevk etmesini, biz ne ara bu hale gelmişiz ya da aslında böyleydik de birinin örneklerle tespit etmesini bekledik veya zaten böyleydik de görmezden geldik denmesini istiyorum. 

Görünen o ki bitmişiz, tükenmişiz, çürümüşüz, kokmuşuz da haberimiz yok. 

Yeliz Koray isimli birine ait olduğunu düşündüğüm bu alıntıya, noktası virgülüne dokunmadan yer veriyorum: 

-Her sene ülkenin en güvenilir insanı seçilen kişi dolandırıcı çıkıyor, 

-Ülkeye ucuz et getirmekle görevli kişi, Macaristan'da şirket kurup devlete et satıyor, 

-13 seçim kaybeden adam, hâlâ "kazanacağız" diyor, 

-Adliyede değerli eşyaları emanet ettiğimiz kişi her şeyi çalıp kaçıyor,

-Ülkenin ticaretini kontrol eden kişi, kendi şirketinden devlete fahiş fiyata dezenfektan satıyor, 

-Bebekleri emanet ettiğimiz doktor para için bebekleri öldürüyor, 

-Depremde çadır dağıtmakla görevli kurum çadır satıyor, 

-Sınavları güvenli ve adil yapmakla görevli olan adam soruları sızdırıyor, 

-Çocuklar iyi eğitim alsın diye emanet edilen vakıf çocuklara tecavüz ediyor, 

-Maçın kurallara uygun oynanmasını sağlayacak adamlar bahis oynuyor, 

-Kamu yararı gütmesi gereken banka genel müdürü rüşvet alıyor, 

-Meclis kürsüsünde yemin eden adamlar mecliste sahte oy kullanıyor,

-310 bin lira vekil maaşı adam fakirlik kağıdı alıyor, 

-"O partiye geçersem namussuzum, şerefsizim diyen" belediye başkanları o partiye geçip bıraktığı yere "namussuz, şerefsiz" diyor, 

-Belediyenin görev için hizmet pasaportu verdiği kişiler, yurtdışına çıkıp geri dönmüyor.

-Belediye başkanı ülkeye kaçak insan sokuyor, 

-Milletvekilinin oğlu resmi araçla uyuşturucu ticareti yapıyor, 

-Ülkedeki tüm çocukların eşit eğitim almasından sorumlu kişi, çocuk işçiliğini marifet diye sunuyor, 

-Liyakati ve adaleti öğretecek üniversitenin rektörü sülalesini işe alıyor, 

-Tarım ve hayvancılığı arttırması gereken kurum, ülkesinde ekilmeyen yüzlerce arazi dururken Sudan'dan, Venezuela'dan tarım arazisi kiralıyor, 

-Halka israfın günah olduğunu anlatan adam, "Bana Audi'yi çok gördüler diye sitem ediyor.

Velhasıl... 

İpin ucu kaçtı, nereye dokunsak elimizde kalıyor. 

Aşık Maksut Feryadi'nin türküsü gibi bize artık hayat. 

"Bu ne kalleş zamandır, 
kime güveneceksin kime?" (Yeliz Koray)