16 Haziran 2026 Salı

Otopark Ücretiyle Sınavımız

Konya Gar'ın arkasında bir sitede oturuyorum. 

Sitenin ağaçları budanacak. Budama esnasında sokağın iki tarafında araç olmaması lazım. 

Bir gün öncesinde site sakinlerimize şu saatle bu saat arası sokağa araç park edilmemesi duyurusu yaptım. Karşı site yöneticisine ulaşarak site sakinlerinizin şu saat aralığında aracını sokağa park etmemesini hatırlattım. 

Budama için belirlenen saat yaklaşmasına rağmen budamayı engelleyecek şekilde bazı araçların kaldığını tespit ettim. Şu site, bu site derken birkaç siteye girip şu plakalı aracın bu site sakinine ait olup olmadığını sordum. Falanın diyenin ziline basıp tek tek çektirdim. 

Bazıları hemen çekeyim demedi. Yarım saat sonra çeksem olur mu dedi ve hiç istifini bozmadı. 

Güç bela ara, didin, zile bas, telefon etmek suretiyle sitenin baktığı iki sokağı boşalttım. Kala kala iki ağacın altında birbirine sıfır yanaşmış iki araç kaldı. Araçların sahibini bulamadım. Son çare olarak 112'yi arayarak araçların plaka numarasını kodlayarak verdim. Hemen arar çektiririz dedi görevli. Bekle gördüm çekmelerini. O gün çekilmediği gibi ertesi günü de çekilmedi aynı araçlar. Kısaca 112 bile vız geldi bizim insanımıza. 

Ağaç budayan binanın iç tarafına gelen dalları budadı. Arabaların üstüne gelen kısımları bıraktı. Yani iki ağacın budanması dengesiz oldu. Şurayı alsaydın dediğim zaman “Şu aracın üzerine bir dal düşse polis beni bulur, kendimi kurtaramam. Araca gelen ziyanı karşılayamam” dedi. 

Belli ki iki araç muhitte oturan kişilere ait değil. Var gör hızlı trenle Ankara'ya, Eskişehir'e ya da İstanbul'a günübirlik gidip gelenlere ait bu iki araç. İstasyonun önündeki ve arkasındaki otoparklar ücretli olunca trene para veriyorum. Bari otoparka para vermeyeyim deyip bizim dar sokağa aracını park edenler bunlar. 

İstasyonun Havzan tarafındaki ücretli otopark bomboş olmasına rağmen caddeye sağlı sollu park edilen araçlar trafiğin işlemesini de engelliyor. Bazı yerlerde araçlar birbirine yol vermek zorunda kalıyor. 

Tüm bu trafik keşmekeşliği otoparka ücret vermemek için. 

Nedense rahatımıza düşkün bir toplum olup çıktık. Eskisi gibi toplu taşıma kullanmıyoruz. Ev halkından biri de bizi istasyon, havaalanı ve otogara bırakmıyor. Nasılsa altımızda araba var. Kimseye yük olmam. Arabayı zula bir yere park eder, park ücreti de vermem diye düşünüyoruz. 

Bizim insanımızı anlamak zor. Altına sıfır km araç çekiyor. En modellisini alıyor. Bu arabaya dünyanın parasını saçıyor. İş park ücretine gelince bizim insanımızın aklına tasarruf daha doğrusu cimrilik geliyor. Öyle ya site önleri, caddeler, dar sokaklar ne güne duruyor. 

İşini çıkardığına bakıyor bizim insanımız. Park ücretinden kaçınıp aracını koyarken bu sitenin ağaçları mı kesilecek, bu siteye birileri mi taşınacak, acaba aracım muhiti ve meskûn mahalleri engeller mi demiyor. Koyup gidiyor aracını. İşine bakıyor. Sense sahibini bulmak için dokuz doğuruyorsun. 

Ücretli otoparkı anlarım da istasyon, otogar, hastane ve havaalanları gibi yerlerde otoparkın ücretli olmasını hiç anlamıyorum. Anlamaya da niyetim yok.

Etkili, yetkili ve de sorumlu kişilere düşen; istasyon, hastane, havaalanı ve otogar gibi yerlere ait otoparkları ücretsiz yapmaları. Ancak bu şekilde hastane, otogar, istasyon muhitlerinde oturan mahalle sakinleri rahata kavuşur. 

En Uykucu Şehir

79 ilde binin üzerinde katılımcının uyku süresi incelenmiş, Türkiye'nin uyku haritası çıkarılmış. En az ve en fazla uyuyan şehirler belirlenmiş. 

onlinealarmkur.com verilerine göre ülkenin ortalama uyku süresi 6.45 dakikaymış

En az uyuyan 5 şehir ve uyku süreleri şöyle:

1.Mersin- 6.14

2. Kocaeli-6.16

3. İzmir-6.32

4. İstanbul-6.38

5. Ankara- 6.43

En uzun uyuyan 5 şehir ve uyku süreleri:

1. Konya- 7.25

2. Van-7.08

3. Denizli-6.57

4. Kahramanmaraş- 6.54

5. Manisa ve Bursa - 6.53

Bölgelere göre uyku süresi:

1. Karadeniz- 7.04

2. Ege- 6.44

3. Güneydoğu Anadolu 6.43

4. Marmara 6.41

5. Akdeniz 6.39

Araştırma niçin 81 ilde değil de 79'unda yapılmış. Bunu anlamış değilim. Araştırmaya hangi iki il dahil edilmemiş, bunun da bilgisi yok. 

Bu araştırma ne derece doğruyu gösterir bilmem. Daha önce böyle bir araştırma yapılıp ülkenin uyku haritası çıkarılmış mı bunu da bilmiyorum. Çıkarılan bu uyku haritasının bugüne kadar yapılmış en kapsamlı araştırma olduğu belirtiliyor ise de araştırmaya dahil edilen sayıyı az bulduğumu söyleyebilirim. 

Bu araştırmaya göre metropol şehirler daha az uyuyor. 

En fazla uyuyan şehirlerden ilk beşe giren şehirlerin hepsi de büyükşehir. Bu demektir ki bu şehirler büyükşehir statüsünde olmasına rağmen metropol özelliği taşımıyor. 

Bu durumda en az uyuyan şehir Mersin,

En fazla uyuyan şehir Konya, 

En uzun uyuyan bölge ise Karadeniz. 

Kendi şehrim Konya'nın, Türkiye ortalaması 6.45 olan uyku süresine 40 dakika fark atması dikkatimi çekti ve beni şaşırttı. Meğer ülkenin Ashabı Kehf'i, asrın Ashabı Kehf'i, uyurlar şehri, uykucu şehri Konya imiş. Ülke ayakta iken bir yatıyormuşuz meğer. Benim şehrim ülkeyi ayağa dikmiş de benim haberim yokmuş meğer. Konyalılar millete çalışın demiş, kendileri yan gelip yatmış meğer. 

Uykucu şehir olarak Ashabı Kehf mağaralarının olduğu Tarsus/Mersin, Afşin/Kahramanmaraş ve Efes/İzmir çıksa isimlerine mütenasip şehirler çıkmış diyeceğim. Gel gör ki Konya diğer şehirlere fark atarak başı çekiyor. 

Hasılı, bugüne kadar Konya'nın etli ekmeği, Mevlana şekeri, Mevlana (karışık), fırın kebabı, su böreği ve yağ somunu meşhur sanırdım. Meğer aynı zamanda uykucuymuşuz. Bunu da bu araştırmayla öğrenmiş olduk. 

Acaba yediğimiz etli ekmek ve diğer hamur işleri bizi fazla uyutuyor olmasın. 

15 Haziran 2026 Pazartesi

Bir Depremzedenin Düşündürdükleri

14.06.2026 akşamı ATV'de yayımlanan Kim Milyoner Olmak İster programını izlerken Hataylı bir depremzede dikkatimi çekti.

Sağ elinde baston, topallayarak yürüyen yarışmacının sol kolu yoktu.

Sunucunun, kendini anlatmak ister misin sorusuna üç çocuklu annenin anlattıklarından aklımda kalanlara yer vermek istiyorum.  "Depremde iki çocuğuyla birlikte enkazın altında kalmışlar, üzerlerine dört kolon düşmüş, enkazın altında 9 saat kalmış, iki çocuğunu kaybetmiş, kendisi beyin kanaması ve kısmı felç getirmiş, hafıza kaybı yaşamış, omuriliği zarar görmüş, sol kolu kesilmiş.

Hastanede TV haberlerini izlerken babasının yanında depreme yakalanan diğer çocuğunun enkazdan beş gün sonra sağ kurtarıldığını izlemiş, bilinci yerine gelmiş her şeyi hatırlamaya başlamış. Bir telefon isteyerek tanıdıklarına çocuğunun kurtarıldığını haber vermiş.

Tanıdıklarının hiç umudu yokmuş sağ kalacaklarına. Mezarları bile kazılmış. 

Eşinden daha önce ayrılmış, iki çocuğunu kaybetmiş, üç çocuğuyla hayat mücadelesi veren anne, iki çocuğunu kaybetmenin ardından üçüncü çocuğunun yaşadığını öğrenince hayata yeniden tutunmuş. "Benim ayaklarım kızımın ayakları, kızımın kolları da benim kolum oldu" diyor anne. 

Yarışmada kendisine eşlik eden arkadaşıyla protez üzerine bir dernek kurmuşlar. "Epey iş başardık. Güzel şeylere imza attık" dedi arkadaşı da. 

Yarışmaya da protez takılması için geldiğini ifade etti. Sanırım kızına protez ayak takılmış, kendisine protez kol için maddi kaynak gerekiyor. 

Depremden sonra kendisini enkazdan kurtaran kişiyi aramış. Kurtarma ekibinin Konya ekibi olduğunu öğrenince tüm Konya ekibini arayarak kendisini kurtaran uzun saçlı kişiyi soruşturmuş. Sonunda bulmuş. Teşekkür etmiş. Aralarında hukuk oluşmuş. Kurtaran kişi de bundan memnun kalmış. Çünkü bugüne kadar böyle arayan olmamış.

Yarışmacı telefon jokeri olarak kendisini enkazdan çıkaranı seçti. O da doğru cevap vererek depremzede ye bir kez daha yardımcı oldu. 

Proteze ihtiyacı olan anne sunucunun da desteğiyle üç yüz bin lira ödül alarak ayrıldı. 

Kadın aldığı ödülle protez kol taktırabilir mi bilmiyorum. Ama iş bu aşamaya geldikten sonra yakın zamanda protez kola kavuşur. 

35-40 yaşlarında olduğunu sandığım, onca yaşanmış acı sahnelere rağmen yüzünden gülücükler eksik olmayan, konuşurken çevresine pozitif enerji veren, kızıyla birlikte hayata tutunarak yaşam mücadelesi veren bu depremzede annenin başından geçenler ve anlattıkları beni derinden etkiledi. Ki etkilenmemek mümkün değil. Daha anlatmadığı neler var, kim bilir. Bunu da en iyi çekenler bilir. 

Anne kız birbirinin eli ve ayağı olarak geri kalan ömürlerini geçirecekler. Annenin elindeki baston vücudundan bir parça olacak, topallayarak zoraki yürüyecek. Geri kalan ömürlerini bu şekilde tamamlayacaklar. Eğer buna da hayat denirse. 

Kadını dinlerken içimden geçirdiğim duygularımı da paylaşmak isterim. Depremde enkaz altında kalıp ölenler, yaralı kurtulanlar, engelli kalanlar, evi barkı yıkılanlar bizim eserimiz. Enkaz altında kalıp can verenler kurtuldu gitti. Esas acıyı depremden kaynaklı engelli kalanlar çekecek. Her gören ne oldu diye soracak. Her birine acısını anlatacak. Başkaları rahatça koşabilirken bunlar doğru dürüst koşup yürüyemeyecek. 

Doğrusu, depremde engelli kalanlar ölümü gösterip sıtmaya razı ettiğimiz kişilerdir. Bunlar ülkeye, devlete, etkili ve yetkili kişilere kızıp bağırsalar, isyan etseler, küs ve dargın olsalar yerden göğe kadar haklılar. Efendim, yıkılan evler falan deprem yönetmeliğine göre yapılanlar, eski binalar diyerek bir gerekçe üretmeyelim. Şu dönem, bu dönem değil meselesi değil. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nde devamlılık esastır. Müteahhidinden, denetleyen ev oturum iznini verene kadar hepimiz sorumluyuz. Ölenlerin ve yaralı kurtulanların canisi bizleriz. MÖ 1760 yıllarına ait olduğu tahmin edilen 282 maddeli Hammurabi Kanununun 279.maddesi şöyle: “Bir usta herhangi biri için bir bina inşa eder ve bu binayı uygun bir şekilde yapmazsa; inşa ettiği bina yıkılıp sahibini öldürürse, inşaatı yapan da öldürülür.”

199 Marmara depreminde yıkılan evlerden ve ölenlerden dolayı kaç kişi ceza aldı bilmiyorum. Bildiğim, Veli Göçer ceza aldı. O da yakın zamanda cezaevinde vefat etti. Yani büyük Marmara depreminin günah keçisi Veli Göçer oldu. 6 Şubat Kahramanmaraş depreminde kaç müteahhit kaç belediye görevlisi kaç mühendis ne kadar ceza aldı, bunu da bilmiyor kamuoyu. Herkesin bildiği, ölenin öldüğü yanına kâr kaldı. Engelli kalanlar da bunun cabası. Sorumlu seri katiller de oh be bir kez daha yırttık diyorlardır. İsterim ki yapanın yanına kâr kalmasın. Eden bulsun. İhmali olan, göz yuman bedelini canıyla ödesin. Ödesin ki ibreti alem olsun. Kimse de işini savsaklamasın. 

Şunu da söyleyeyim, Hammurabi Kanunlarını 279.maddesi bugün uygulansa deprem yönetmeliklerine falan gerek yok.