30 Mayıs 2026 Cumartesi
Sehven
Hayat Maratonu
Ortalama 42 km olarak kabul edilen maraton dünyanın en uzun koşusu olarak bilinir.
"Maraton, atletizmde uzun mesafeli (42,195 m), sert tabanlı yollarda yapılan mukavemet koşusudur.
Adı eski Yunanistan'daki Marathon Savaşı'nda Maraton Ovası'ndan Atina'ya koşarak gelen bir ulaktan esinlenerek verilmiştir.
Genellikle yol koşusu olarak koşulsa da mesafe patika yollarında da kat edilebilir.
Amatör, professionel, her tür yaş kategoride olan kişilerle yapılabilir.
Maraton koşarak veya koşu/yürüyüş stratejisiyle tamamlanabilir.
Tekerlekli sandalye yarışı bölümleri de vardır.
Yüzme maratonu (uluslararası standart minimum mesafe 10 km'dir. Ancak yarışın türüne ve katılım seviyesine göre mesafeler 5 km ile 25 km arasında değişiklik gösterebilir).
Ultra maraton (42,195 km'den daha uzun mesafeli tüm koşulara verilen isimdir).
Dağ maratonu, yarı maraton (21,097 km).
Ekiden (Japonya kökenli bir uzun mesafe bayrak yarışı) gibi branşları bulunuyor.
İlk kez 1896'da düzenlenen Atina Olimpiyat Oyunları'nda koşuldu, 1924 yılında 42,195 m olması benimsendi". (Wikipedia).
Bir de 10,5 km kabul edilen çeyrek maraton var.
Bu maraton çeşitlerine bir de dünya maratonunu eklemek lazım. Çünkü dünya hayatı tüm maraton ve ultra maraton çeşitlerini de içine alan en uzun bir maratondan ibarettir. İçerisinde emekleme, çocukluk, gençlik ve yaşlılık, uyku, istirahat, koşuşturma, inişli, çıkışlı, tempolu ve temposuz, problemli, problemsiz, acı ve tatlı hatıraların olduğu dönemleri var.
Dünya maratonunun şartları, kişinin de bilmediği kişiye özeldir. Herkes bu hayatın cenderesi içinde akıbetin ne olacağını bilmeden menzile ulaşmaya çalışır. Herkesi türlü türlü sürprizler bekler. Kimin bahtına ne çıkarsa artık.
Bu dünya maratonunun startı, herkes için bu yarışa ağlayarak başlamaktır.
Bildiğimiz maratonlardan farkı, süre sınırının olmaması. Yatıp uyuyorsun, gezip dolaşıyorsun, yürüyor ve koşuyorsun.
Her canlı maratonu bitirmekle yükümlü. Ama hızlı ama yavaş. Kimi bu etabı birden tamamlıyor kimi güç bela. Kimininki kısa sürüyor kimininki uzun. Ama bir şekilde bitiyor.
Bir başka yönden dünya maratonu nefesle başlıyor. Nefes devam ettikçe devam ediyor. Ne zaman ki nefes bitiyor, maraton da bitiyor. Bu da ölüm demektir.
29 Mayıs 2026 Cuma
Yağmurlu Havada Piknik
Yağmursuz günümüz geçmiyor bugünlerde. Öyle yağmur yağıyor ki sicim gibi. Yağmaya başlayınca hava kararıyor, ortalık buz kesiyor. Esen rüzgar üşümenin derecesini daha da artırıyor.
Yağmur yağacağını ve yağmurla beraber ıslanacağımızı bile bile torunun isteği üzerine 23 Mayıs 2026 günü pikniğe gittik. Böylesi bir havada pikniğe gitmek akıl kârı değil ama işin içinde torun olunca çiğ tavuk bile yenir.
Piknik yerine oturur oturmaz mangal yakıldı. Hava da önce atıştırmaya sonra başladı. Yağan yağmurun mangal ateşini söndürmemesi için kuytu bir yer aradık. Nafile. En kuytu yer bir ağacın altıydı. İmdada, benim 1999 yılında aldığım şemsiye yetişti. Şemsiye mangalın üzerine tutuldu. Şemsiye sadece ateşe yağmur gelmesini önledi. Mangalın başındakiler ıslandı. Ben ihtiyar ise pişen ne zaman önüme düşecek diye kamelyanın altında miskin miskin oturdum. Gençler pişirdi ben ise dünürle beraber termosta getirilen çayı yudumladık, çekirdek çitledik.
Mangallığı pişirirken ve yerken yağmur devam etti. Hem yağmur gelmesin hem de rüzgarı kessin diye kamelyaya attığımız yer örtüsü bana mısın demedi. Kolumu, başımı ve nevaleyi okşadı durdu.
Serin mi serin, rüzgarı bol, yağışlı bu havada gençler pişirmiş de pişirmiş. Ne kadar yediğimi hatırlamıyorum. Rüzgarın etkisiyle birlikte Abbas'ın kör gazı gibi yedim durdum. Bu kadar yemeye sadece çenem ısındı. Zira tek çalışan yerim orasıydı.
Karnımızı doyurduktan sonra hava bu kadar çile size yeter dedi. Üzerimizdeki kara bulutlar yerini güneşe bıraktı. Bizim bölgede hava açılırken şehrin üstünü simsiyah bulutlar kapladı. Güneşi gören ben kamelyadan kendimi güneşe attım. Isıtıverdi birden beni.
Karnı doyup güneşi gören gençler top oynamaya gittiler. Daha doğru dürüst oynayamadan filelerin arasından çıkan top filelerin üstünde kaldı. Üç beş kişi uğraş didin topu güç bela indirdiler.
Altı dolu midenin üzerine semaver çayı iyi giderdi. Stoklarda bolca vardı ama soğuk, stoktaki çayları soğutmuştu. Semavere ne kadar kömür atsak da çay bir türlü içimizi ısıtmadı.Böylesi pikniğim iki oldu. 2014 yılının 17 Mayısında da yine böyle yağışlı bir havada piknik yapmıştım. Üçüncüsü olur mu? Aklıma bile getirmek istemem.
Yalnız şu var ki tek eksikliğimiz hava olsa da işin içinde eş, dost, hele bir de torun olunca yağmur da vız geliyor, rüzgar da, soğuk da.
Şunu da ilave etmeden geçemeyeceğim. Yaşlılık kötü. Eve, bacaya bastırmamak lazım derler. Tamam da o kadar da değil. Mesela piknikte işe yarıyor. Yaşlı olunca mangal yakma, et pişirme, çay koyma ve demleme derdi yok. Üzerine ve elbisene mangal ve semaverin isi de sinmiyor. Bunu tamamen gençler yapıyor. Sen sadece köşede bekliyorsun. Her şey önüne geliyor. Sadece yiyorsun. Elini cebine de attırmıyorlar. Bunun da kayda geçmesini istiyorum.



