18 Mayıs 2026 Pazartesi

Siyasetçinin İtibar Kaybı

Geçmişte siyasetle bu ülkede birçok şeyin değişeceğini, kendi düşünceme uygun siyasi partilerin iktidar olmasıyla bunun gerçekleşebileceğine kendimi inandırmış biri idim. Benim düşüncem iktidar olursa birçok sorun çözülür, adaletsizlik olmaz, ülkeye huzur gelir diye düşünürdüm.

Bu düşüncem ve inancım düşünce safhasında kalmadı. Düşüncem basbayağı iktidar oldu. İktidardan da öte muktedir oldu.

Gel zaman git zaman evdeki hesap çarşıya uymaz misali benim dereyi görmeden paça sıvamam, gelin güvey olmaktan ibaretmiş. Bunu öğrendiğim zaman iş işten geçtiği gibi yaşadığım hayal kırıklığından ötürü siyasetten soğudum. Hiç olmadığı kadar siyasetten uzağım şimdi.

Çünkü nazarımda siyaset kirli bir alandır. Alan kirli olunca siyasete giren ne kadar temiz olursa olsun bu kirden az veya çok nasiplenir. Siyasete girmesiyle bir müddet sonra siyasetten uzaklaşanlar belki de bu kirlilikten çabuk kurtulanlardır. Siyaseti bir meslek gibi ölene kadar yapanların ne kadar temiz kaldıkları tartışılır. Şayet temiz kalan varsa kocaman bir tebriği hak eder. 

Siyasetten uzak olunca gündemden de uzak kaldım. Tek yaptığım sosyal medya aracılığıyla gündeme üstünkörü bakmaktan ibaret. Dikkatimi çeken gündem, belediyelere yönelik operasyonlar ve belediye başkanlarına parti rozetinin takılması. 

Gün geçmiyor ki bir belediyeye dair operasyon yapılmış olmasın. Her operasyonda belediye başkanı başta olmak üzere belediyede ne kadar üst düzey yönetici varsa demir parmaklıklar arkasına gönderiliyor. Beratı zimmet asıldır sözü gereği yargılama bitinceye kadar kişiler masum kabul edilse de havada uçuşan iddialar yenilir yutulur cinsten değil. Her operasyonda gizli tanık ve itirafçı da fazlasıyla var. 

Bir diğer gündem yine belediye başkanları üzerine. Bu seçimde hiç olmadığı kadar belediye başkanı parti değiştiriyor. 

Belediye başkanı partisini değiştiremez mi? Belediye başkanı partisiyle anlaşamaz, çalışma imkanı bulamaz, partisi baskı yapar, partisi hizmet yapmasını engeller, partisindeki akçeli işleri görür ya da belediye başkanı iken hizmetten hizmete koşarken zihniyet değişimi yaşar, yani hidayete eder. Bu durumda eh dersin. Gerçi her ne sebep ve neden olursa başka partiye geçmesi seçmenine saygısızlıktır. Bu duruma düşen belediye başkanının belki de yapacağı en doğru hareket, başka partiye geçmeyecek şekilde partisinden istifa ederek bağımsız bir belediye başkanı olarak süresini tamamlamaktır. Hele partisiyle özdeşleşmiş, daha önce rakiplerine ağır eleştiriler getirmiş vekil ve belediye başkanlarının taban tabana zıt olduğu siyasi görüşe gitmesi olacak şey değil. 

Kamuoyunda parti değiştiren belediye bazı başkanlarıyla ilgili "baskı yapmışlar, değilse operasyon yapacaklarmış, şunu vadetmişler" türünden yazılıp çizilenlere ihtimal vermek istemiyorum. Şayet belediye başkanı, partisinden veya yaptıklarından dolayı baskı, şiddet, tehdit ediliyor, şantaja maruz kalıyorsa bunu kamuoyuna açıklamalıdır ya da parti değiştirmesi için vaat veriliyorsa bunu da kamuoyuna açıklamalıdır. Kısaca belediye başkanı belediye hizmetlerine odaklanmalı. Herhangi baskı ve şantaja boyun eğmemeli. 

Parti değiştirmesi için vekil ve belediye başkanlarına baskı, şantaj, vaat var mı bilmiyorum ama halk arasında şu iddialardan geçilmiyor: "Vekil ve belediye başkanı borsası kurulmuş, baskı yapılmış, partisinden istifa edip kendi partilerine geçtiği takdirde operasyon yapmama sözü almış" gibi. 

Parti değiştiren vekil veya belediye başkanı hangi sebep ve nedene bağlı olarak parti değiştirirse değiştirsin, bu şekil geçiş ve zikzak, siyasetimiz adına güzel bir görüntü değil. Seçmenini yarı yolda bırakma anlamına gelen bu tür geçişler siyasete güveni azaltmaktadır.

Tüm bu gelişmelerden benim anladığım, vekil ve belediye başkanı olmak, imkan ve şöhretin yanında aynı zamanda ateşten gömlek giymek demektir. Aynı zamanda kişiyi test eden bir sınav yeri. Kimi düşüncesi uğruna bedel ödüyor kimi ihya oluyor kimi zikzak çizerek gözden düşüyor kimi şöhret oluyor kimi gündem oluyor kimi gündemden düşüyor. Hasılı siyaset çoğu siyasinin kendini kaybettiği bir alan. 

Son olarak şunu söyleyeyim. Parti değiştiren vekil ya da belediye başkanı amme adına iş yapıyor. Seçmenin oyu kendisine bir emanettir. Aldığı emanete ihanet etmemeli, kendini seçenlere saygıyı her şeyin üstünde tutmalı. Parti değiştirerek siyasetin itibarını ayaklar altına almamalı. Çünkü kimse kimseye itibar elbisesi giydirmez. Herkes kendi itibarını kendi korur, kendi yerle bir eder. Çünkü amme işi yapan siyasiler itibar kaybına uğrarsa bundan siyaset kurumu zarar görür. Anketlerde kararsızların ve hiçbir partiye oy vermeyeceğim diyenlerin oranının her geçen gün artması da bu itibar kaybıyla alakalıdır. Aman dikkat... 

17 Mayıs 2026 Pazar

Normal mi?

Gazetelerin yazdığına göre 23 seçimlerinden bu yana 37 milletvekili parti değiştirmiş. 

Son iki yılda 76 belediye başkanı partisinden istifa ederek başka partiye geçmiş. 

1407 belediyeden 1203 tanesine soruşturma izni verilmiş. 

31 Mart 2024 seçiminden bu yana 30'dan fazla ilçe ve iş belediye başkanı ya tutuklanmış ya da görevden uzaklaştırılmış. 

13 belediyeye kayyum atanmış. 

Yolsuzluk, rüşvet vb. akçeli işler iddiasıyla operasyon yapılan belediye sayısı kaç tanedir? Bu konuda net bilgiye ulaşamadım. Ama sayısının az olmadığını düşünüyorum. 

Tutuklanan belediye başkanlarının yanında kaç belediye çalışanının da tutuklu olduğu bilgisine net olarak ulaşamadım. Bunda da sayının çok fazla olduğunu düşünüyorum. 

Hangi partiden kaç vekil ve belediye başkanı hangi partiye geçmiş? Bunun üzerinde durmayacağım. Amacım siyaset yapmak da değil. Zira siyasetten bir beklentim yok ki siyasetle işim olsun. 

Eskiden de vekil ve belediye başkanları parti değiştirirdi ama bu dönemdeki kadar fazla olduğunu sanmıyorum. 

Eskiden parti değiştirme, genellikle aynı yelpaze ve seçmen kitlesine hitap eden partiler arasında olurdu. Şimdi ise birbirine zıt kutup ve aynı seçmen kitlesine hitap etmeyen partiler arasında geçiş oluyor. 

Başka ülkelerde bu şekil ve bu kadar parti değiştiren olduğunu sanmıyorum. Yine hakkında soruşturma açılan ve operasyon yapılan bu kadar belediye olduğunu sanmıyorum. 

Elbette suç işleyen, işini mevzuata göre yapmayan belediyelere işlem yapılması kadar doğal bir şey olamaz. Ama 1407 belediyeden 1203 tanesine soruşturma açılması bence hiç normal değil. Çünkü belediye sayısına bakarsak sadece 204 belediyeye işlem yapılmamış. 

Vekil ve belediye başkanı da seçildiği partiyle sorun yaşayabilir. Aynı partide siyaset imkanı kalmayabilir. Bu kimselerin partisinden istifa ederek geri kalan sürelerini bağımsız vekil ve bağımsız belediye başkanı olarak yürütmeleri daha uygun olur. Etik olan da budur. Seçmene saygı da bunu gerektirir. 

Eğer bir vekil veya belediye başkanı taban tabana zıt partilere geçiş yapıyorsa ister istemez akla başka şeyler geliyor. Sanki vekil ve belediye başkanı borsası kurulmuş izlenimi veriyor. Demek ki borsa denilen sadece para ve pulun döndüğü, alım satım yapılan yerden ibaret değilmiş. Vekil ve belediye başkanı borsası da varmış ama bizim haberimiz yokmuş. Buna transfer de diyebiliriz. Transfer denince sadece yüksek bedelle transfer olan futbolcu anlamayalım. Demek ki vekil ve belediye başkanları da transfer oluyormuş. Futbolcunun kaça transfer olduğunu biliyoruz da vekil ve belediye başkanlarının kaça transfer olduğunu maalesef öğrenemiyoruz. Çünkü bu işler kapalı kapılar ardında yürütülüyor. Parti değiştirmelerde tehdit, şantaj ya da soruşturmadan kurtulma var mı? Bunu da bilmiyoruz. 

Görünen o ki bizdeki siyaset kurumu kirli. Eğer bu ülkenin temizlenmesi isteniyorsa işe siyaset kurumunu temizlemekle başlamalı. Siyaset kurumu temizlenirse ülke de temizlenmiş olur. 

16 Mayıs 2026 Cumartesi

Sistem Besliyor

Üst düzey yöneticilik yapmış bir tanıdığımla bir esnafın yanında teşehhüt miktarı muhabbet ettik. Daha doğrusu o konuştu, ben dinledim.

Kokuşmuşluk ve çürümüşlük üzerine idi konu. Bu kadar çürümüşlük ve kokuşmuşluğa göre bu devlet nasıl ayakta duruyor dedim. "Sistem besleyerek ayakta duruyor" dedi. Nasıl dedim.

"Sistem, yukarıdan aşağıya besleme üzerine kurulmuş. Böyle ayakta duruyor. Herkes her şeyin farkında ve bir şekil besleniyor. Sesini çıkaranın yukarıda kalması mümkün değil. Bu da makam ve mevkiden olmak demek, aynı zamanda imkanlardan mahrum kalmak anlamına gelir.

Sistem öyle besliyor ki bundan kaçmak ve kaçınmak mümkün değil. Bu konuda hassas olan ben bile az veya çok, sistemden beslendim" dedi.

Ardından, başında bulunduğu kurumla ilgili şunu anlattı: "Merkezi sınav yapılır zaman zaman. Yukarıdan falan aradı. 'Koordinatörlüğü kendin al, sakın bir başkasına verme' dedi. Niye dedim. 'Koordinatörlük için baya para aktarıyoruz. Başında bulunman iyi olacak. Çarçur ediliyor' dedi.

"Sınav sonrası komisyondaki yardımcım, 'Efendim, şu sizin payınız' diyerek tomarla para koydu önüme. Bu ne dedim. 'Sınav için hesaba yatan. Komisyondakilere paylarına göre dağıtıyorum' dedi. Başka kime verdin dedim. 'Şuna, buna' dedi. Kime ne verdiysen al gel, başka da kimseye verme dedim. Tüm parayı aldım. Bu parayla bir yıl boyunca 60 öğrenciye ücretsiz yemek yedirdim. Bir yıl boyunca makam arabamın yakıtını bu paradan karşıladım" dedi.

Bu kısa muhabbetten benim anladığım, ÖSYM'nin sınav hizmetlerinde kullanılsın diye aktardığı paradan arta kalan, komisyondaki görevliler arasında pay ediliyor.

Başta koordinatör ve komisyonda görev alanların sınav görevleri zaten hesaplarına yatıyor. Böyle bir para yatmasa kalan paranın pay edilmesini anlarım. Ama sınavın daha sağlıklı yürütülmesi için gönderilen paranın bu şekilde paylaşılması bana garip geldi.

Bu konuşmada bir başka dikkatimi çeken, "Sistem yukarıdakileri besleyerek ayakta duruyor. Sistem böyle kurulmuş. Hiç faydalanmaması gereken ben bile bu imkanlardan faydalandım" demesi. Gerçekten makam, mevki sahipleri bu şekilde beslenme üzerine kurulu ise böyle yerlerde olan kaç kişi kendisini koruyabilir?

Bir diğer husus, ÖSYM'den arayan kişinin "koordinatörlüğü kendin al" demesi. Anladığım kadarıyla sistem aynı zamanda güven üzerine kurulu. Musluğun başındaki insan güvenilir olursa gönderilen para çok çarçur edilmez anlayışı. Halbuki güvenden ziyade kimin ne kadar alacağı, gönderilen paranın nerelere kullanılacağı net bir şekilde belirlenir, ayrıca güvenilecek birini bulmaya gerek yok diye düşünüyorum.

Bu anekdot, son iki yıldır belediyelerle ilgili rutin operasyonlar üzerine aklıma geldi. Gün geçmiyor ki "zimmet, rüşvet, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, kadın-kız ilişkileri, itiraflar, para-pul ve akçeli ilişkiler" iddiasıyla farklı bir belediyeye bir operasyon yapılmamış olsun. "Beraatı zimmet asıl" sözü gereği yargılama bitmeden kişiler suçlu ilan edilmese de başta belediye başkanları olmak üzere operasyon yapılan belediyelerdeki üst düzey yetkililerin ne kadarı suçlu ne kadarı masum, bunu ancak yargılama sonrası anlayacağız. Yalnız hep üst düzey yetkililerin zanlı olması düşündürücü. Belediyelerdeki dönen bu dolaplar ister istemez tanıdığımın "Sistem besleme üzerine kurulmuş" sözünü hatırlattı. Hakkında dava açılan bu kadar belediyede şayet suçun işlendiği ortaya çıkarsa belediyeler köküne kadar suça batmış ve pisliğe bulaşmış demektir. Bu da ülkenin çürümüş ve kokuşmuşluğunu gösterir. Bundan kurtulmanın yolu, kimseyi beslemeyen bir sistem kurmaktır diye düşünüyorum.