7 Mart 2026 Cumartesi

Yüzü Eskitmenin Yolu

Pazartesi ders zili çalmadan önce ve cuma günü son ders zili ile birlikte okullarda İstiklal Marşı söylenir.

Öğrenci, öğretmen hep birlikte İstiklal Marşı’nı söylemeden önce çoğu okul müdürü eline mikrofonu alır. Hatada en az iki defa rutin konuşmasını yapar. Konuşur konuşur. Konuştukça coşar. Eser, gürler, asar, keser. Hava soğuk, sıcak, rüzgarlı demez.

Genelde okul kıyafeti, devam-devamsızlık, saç-sakal üzerinde durur. Okul kıyafetiyle gelmeyen öğrencileri okula almayacağını ifade eder. Bunu okulun ilk haftasından son haftasına kadar bıkıp usanmadan “Önümüzdeki haftadan itibaren kılık kıyafeti okul kıyafeti olmayan kimseleri okula almayacağını” söyler.

Mikrofonun ayrı bir cazibesi olmalı. Ele alındı mı kolay kolay bırakılmıyor.

Mikrofondan yayılan sesi sadece öğrenci ve öğretmen dinlemez. Civarda ne kadar ev varsa evin sakinleri de dinler.

Ardından İstiklal Marşı söylenir.

Müdürün konuşması çoğu öğrencinin bir kulağından girer, öbüründen çıkar. Kurallara uyan uyar, uymayan yine uymaz.

Hiçbir okulda kolay kolay okul kıyafeti sorunu çözülmez. Bu sorun devam ettikçe de okul müdürleri bunu mesele edinir.

Yapılan konuşmalar genelde aynı minval üzere olduğundan dinlenmiyor. Çoğunluk dinler gibi yapıyor. Müdür cümleler arasında önemli bir şey söylese bile bu da güme gidiyor. Çünkü kimse konuşmayı önemsemiyor.

Adıyaman Kahta’da çalışırken okul müdürü yine bildik konuşmasını yapar. Sabahın mahmurluğuyla bir öğrenci, yanındaki arkadaşına, “Bu ne satıyor” diye sorar. Arkadaşı da “Ne satacak? Bardak satıyor” der ve gülüşürler. Bu konuşmayı duyan bir öğretmen, öğretmenler odasında bu konuşmayı anlatır. Gülüşmelere sebep olur. Zaman zaman “Müdür ne satıyor” şeklinde soru sorulur. Cevap da hazırdır. Bardak satıyor. Hasılı, okul müdürü bardak satana çıktı.

Okul müdürlerinin çoğunda bu mikrofon hastalığı var. Haftada en az aynı konuşmaları yapmak suretiyle öğrenci ve öğretmen gözünde yüzleri eskiyor. Müdürün ağırlığı kayboluyor.

Müdürün yüzünü eskitmemesi için her hafta konuşmaması, duyurular için zaman zaman mikrofonu yardımcılarına bırakması, farklı hatırlatmalarda bulunması, konuştuğu zaman kısa, öz, yerinde ve kıvamında konuşması itibar yönünden elzemdir. Ama eline mikrofonu alıp konuşanların çoğu, itibar kaybına uğradığının farkına varamıyor. Ancak birilerinin müdürlere bunu söylemesi gerekir. Bunu da kim söyleyecek?

Burada çoğu okul müdürünün bildik görüntüsüne örnek verdim. Eline mikrofonu alıp dakikalarca konuşan, Allah’ın günü konuşma yapan, her kürsü ve mikrofonu gördüğü zaman konuşmak zorunda hisseden kişilerin sayısı bu ülkede az değil.

Müdürlerin konuşması okul ve çevresiyle sınırlı. Her konuşmanın ekranlara yansıdığı bu dijital çağda her gün ekranlara çıkıp konuşma yapan ekran gediklileri de var. Bu gedikliler ne kadar önemli şeyler söylese bile yüzleri eskidiği için pek dikkat çekmez. Yine mi bu, başka kimse yok mu bu ülkede denerek kanal değiştirmeye sebep olurlar.

İster okul müdürü ister gazeteci ister akademisyen ister siyasetçi ister kim olursa olsun, sık ekranlarda görünerek konuşma yapmak suretiyle yüzlerini eskitmemeleri kendi itibarlarını koruma yönünden elzemdir. Yerinde, zamanında ve kıvamında konuşma yapmalılar. Kısa ve öz konuşmalılar. Her mikrofon, her kürsü, her kamera gördükleri zaman kendilerini kürsüde bulmamalılar. Konuşma teklifi gelse bile teşekkür edip elinin tersiyle itebilmeli. Bugün, bu hafta konuşmayacağım diyebilmeli. İlla konuşulacaksa bazen de mikrofonu yardımcılarına ya da ilgilisine bırakabilmeliler. Kısaca az ve öz konuşmalı, az ekranda görünmeli. Çünkü çok konuşmak, hep konuşmak, sadece konuşmak ve çok görünmek yüzü eskitir.

Sıddîki Şerif

Zaman zamsn kısa videolara göz atınca karşıma FB, GS, BJK ve TS'nin Süper Lig maçlarınından özetler çıkar. 

Fenerbahçe'de kiralık olarak oynayan Gine asıllı bir Fransız futbolcunun ismini duyarım sık sık. Maçın spikerleri, "Sidiki Şerif asist yaptı, Sidiki Şerif gol attı" şeklinde maçı verirler.

Sidiki Şerif diye bir isim olur mu? Hiç sidiğin şerefli olanı olur mu? Çünkü sidik sidiktir. Belli ki bizim spikerler yanlış telaffuz ediyorlar.

Bizim spikerler bu şekil gafı çok yapıyor. Yeter ki bir Müslüman ismi bize Batı'dan gelsin. Duydukları gibi alıyorlar. Bu ismin menşei, bizdeki söylenişi nasıl demiyorlar.

Şerif'i bir tarafa bırakıp futbolcunun ismine gelmek istiyorum. Sidiki şeklinde telaffuz edilen bu ismin aslı Sıddık olmalı. Sıddık ise "doğru sözlü, dürüst ve güvenilir" anlamına gelir.

Batılılar ne şekilde telaffuz ederse etsin. Bizim spikerler bu futbolcunun ismine maçlarda yer verirken Sıddık ya da Sıddıki şeklinde telaffuz etmeliler. Aslına uygun olan da budur.

Cehaletin bu kadarına da pes doğrusu.

Siz siz olun, çocuklarınıza Sıddık ismi vermeyin. Bakarsınız, iyi bir futbolcu olur, Avrupa'da top koşturur. Sizin Sıddık adını verdiğiniz çocuk Batı dilinde Sidiki olur çıkar. Ondan sonra çık işin içinden. 

İran Sarı Öküz Olmasın!

İran'ın izlediği politikayı ve dini anlayışını tasvip eden biri değilim.

Ama ABD'nin İsrail ile birlikte İran'a saldırdığı esnada, İran şöyle, İran böyle demeyi hiç tasvip etmem. Çünkü bunun zamanı değil. Zira şu anda ABD ve İsrail; Irak, Mısır, Libya, Lübnan ve Suriye'yi dizayn ettikten sonra İran'a saldırması aynı planın devamı. Her şey Ortadoğu'da İsrail'in güvenliği ve ABD'nin menfaatlerini korumak için.

Bu hengamede kızılacaksa ABD ve İsrail'e kızmak, taraf olunacaksa İran'ın yanında olmak gerektiğini düşünüyorum. Bunun dışında ama, lakin ve fakat demeyi ABD ve İsrail'in ekmeğine yağ sürmek olarak görürüm.

Dünya Alimler Birliği kurucu başkanı Yusuf el Karadavi'nin, Cübbeli'nin, Halil Konakçı'nın ve Ebu Bekir Sofuoğlu'nun bu savaşta İran'ı suçlar bir görüş ortaya koymaları akıl alır gibi değil.

Aynı şekilde ülkelerindeki üsleri ABD'ye kullandıran İran'a komşu ülkelerin, İran'ın bu üsleri vurması neticesinde, "Bu saldırının ülkelerine yapılmış bir saldırı olduğu şeklindeki açıklamalarının hiçbir makul izahı yok. Üslerini ABD'ye kullandırmayan İspanya ve İtalya kadar olamadık. Biz üslerimizi komşu devlete karşı kullandırdık diye üzülecekleri yerde, İran'ı saldırgan ilan ediyorlar. Ne yapacaktı İran? ABD; Bahreyn, Kuveyt, Katar vs. üslerinden uçak kaldıracak. Bu üslerden füze fırlatacak. İstihbarat toplayacak. İran da seyredecek. ABD'ye üslerini kullandıran ülkeler zerre bağımsız olsalar, "Bizim İran'la sorunumuz var. Ama bu sorun başka. ABD'nin bizim üslerden İran'a saldırmasını kabul etmiyoruz" derlerdi. Kısaca üslerini ABD'ye hoyratça kullandıran komşu ülkeler bu yaptıklarından utanç duymalılar.

İsrail'in her türlü yayılmacılığında, yanında yer alan Azerbaycan'ın İran sınırına asker yığmasını zaten anlamak mümkün değil.

Trump’ın, İran'a yapmayı düşündüğü kara harekatında yerel unsurlardan yararlanmak istediği aşikar. En büyük beklentisi de Kürt gruplar. Irak Cumhurbaşkanı'nın hanımının, "Biz Kürtleri rahat bırakın. Biz kiralık silah değiliz" açıklamasını takdir ettiğimi söylemeliyim. Yalnız olası kara harekatında ABD adına vekalet savaşı vermeye teşne Kürt gruplarının olduğu da bir gerçek. Bu da üzücü bir durum. Bu Kürt grupları, ABD'nin, kullan at taktiğinin ne zaman farkına varacaklar? İnan anlamış değilim.

Şu bir gerçek ki ABD; Irak, Mısır, Suriye, Lübnan ve Libya'nın ardından İran'ı da bölüp parçalayacak, istikrarsız bir devlet haline getirecek, İran'ın içinde iç savaş çıkaracak. ABD ve İsrail'in bu oyununa gelmemek gerek. Aklımızı başımıza almamız gerek:

Komşu ülkeler, ABD üslerini İran'a karşı kullandırmamalı.

Bu aşamada İran'ın mezhep anlayışı asla gündeme gelmemeli. Söz ve beyanlarla İran'ı kötüleyerek ABD ve İsrail'in ekmeğine yağ sürmemeli.

Kürt grupları, Suriye'de olduğu gibi asla ABD ve İsrail adına vekalet savaşı vermemeli.

Şu hengamede güçlünün ve sömürgecinin yanında değil, karşısında olmak gerek. Çünkü verdiğimiz ve vereceğimiz her sarı öküz, sıranın bize yaklaştığı anlamına gelir.