5 Mart 2026 Perşembe

Limon ve Maydanoz

Çarşamba akşamı azık karıştırarak arkadaşlarla bir araya geldik. Bahtıma çorba düştü. İftara yakın iki arkadaş aldı beni.

Yolda giderken “Yanına limon aldın mı” dedi. Eyvah, aklımdaydı. Unuttum dedim. “O vakit yolda bir yerden alırız” dedi. Alalım almaya. Yalnız iftarı organize eden arkadaşa soralım. Çünkü benden sadece çorba ve kepçe istemişti. Limon istemedi. Belki temin etmiştir dedim. Aradım. “Limonu temin ettim. Ayrıca getirmenize gerek yok” dedi.

Benim için çorbanın ya da başka bir menünün yanında limon olması ya da olmaması hiçbir anlam ifade etmiyor. Önümde limon olsa da pek sıkmam. Sıkarsam da menünün içinde limonun tadını almayacak şekilde birkaç damla damlatırım. Bunu da limon sıkmıyor musun demesinler diye yaparım. Ama arkadaş için böyle değil. Limonun olduğunu duyunca rahatladı. Çünkü onun için limon bir sofrada olmazsa olmaz.

Şu var. Evde kayınpederin kızı olmasa faydası saymakla bitmez bu limonu eve, bacaya bastırmam. Ama elim mahkum. Her alışveriş listesine mutlaka limon yazılır.

Kınamayın, ayıplamayın. Bilirim benimki de aşırılık ama ne edersiniz ki ekşi ve mayhoşu ile aram hiç yok. Kazara, mayhoş bir nar, elma, erik veya çağla yesem, dişlerim bana küser. Dişimdeki uyuşukluk gidinceye kadar dişlerimle kolay kolay bir şey kesip çiğneyemem. Efendim, hastalıklara karşı vücudu korur demeyin. Hasta olup yataklara düşmeye, günlerce bu hastalığı çekmeye razıyım. Lütfen bana limon demeyin. İsmini duyar duymaz dişlerim uyuşmaya başlıyor.

Neyse, iftar kaçmasın. Ezanla birlikte sofraya oturduk. Yemeklerimizi yedik. Kalkıp bir nefes aldıktan sonra tatlı var. Size bıraktık dediler. Sofradan kalktıktan sonra tekrar sofraya oturmam. Bunun tek istisnası tatlı. Tatlı varsa tekrar otururum.

Arkadaş, çorbasına, salataya ve ana menüye ne kadar limon sıktı görmedim. Çünkü kendi önüme konmuş menüye odaklanmıştım. Yalnız önümüzdeki tatlının her bir yerine limon sıktı da sıktı. Sadece kendi önündekilere değil, benim yiyeceğim tatlının üzerine de bolca limon sıktı. Tatlıyı ağzıma aldım. Tattan eser yoktu. Tatlı olmuş limon. Tatlı değil, limon yedim. Sonunda dayanamayıp mübarek, şu önündeki tatlı dilimine sık. Benimki limonsuz olsun dedim. Ama iş işten geçti. Çünkü bizim o güzelim tatlıyı her ağzıma alışımda limon dedi ki ben buradayım.

İşin ilginci, o kadar uyarıma rağmen hiç istifini bozmadı. Her zamanki gibi dediğim dedik idi. Bir elindeki çatalla bir tatlı aldı. İkinciyi almadan az önceki sıktığı limondan tekrar tatlının üzerine sıktı da sıktı. Bunu bir değil, kaç kere yaptı. Böyle böyle kaç limon bitirdi bilmiyorum. Abartmıyorum, limondan akan suyla çamaşır ve bulaşık yıkanır.

Tatlıyı yedim ama ben bu yediğime tatlı demem. Çünkü tatlı değil, limon yedim. Tatlıdan eser yoktu. Ağzımın tadı bozuldu. Ağzımın içi limon doldu. Nem ne şekil bir tat kaldı ağzımda. Güya yemeğin üzerine tatlı yiyip tatlı konuşacaktım. Ben buna tatlının içine etme derim. Başka da bir şey demem.

Tamam, limon ve arkadaş birbirinden ayrılmaz iki fidan. Ha şunu yemeğin içindeki tuz misali tadında, kararında ve kıvamında sıksa olmaz mı? Haydi her şeye limon sıkmayı hayatının bir parçası edindi diyelim. O güzelim tatlı mı tatlı tatlıdan ne ister? Tatlının içine sıkılmış limon ben buradayım diyorsa, o tatlı, tatlıdan ziyade olur limon.

Bugüne kadar abartıp her şeye limon sıkanı gördüm de tatlıya limon sıkanı ilk gördüm. Ha limon sıkmış ha her şeye maydanoz koymuş.

Her konuda olduğumuz gibi limon sıkma ve sıkmama konusunda da aşırı uçlardayız. Hiç limon aramayan ve adeta limonsuz hayat yaşayan ben, aşırı uçtayım. Bir de arkadaş gibi gördüğüne limon sıkan hem de öyle böyle değil, son damlasına kadar limonu sıkanlar var aramızda.

Etli ekmeğe, lahmacuna, yeşilliğe, salataya, çorbaya, balığa, yemeğe, kısaca sofrada menü namına ne varsa sıktıkça sıkıyorlar. Limondan su çıkacak takat kalmayınca, bir de limonun arta kalanı ağızlarına alıp içini yiyorlar.

Sofrada yemek kalıyor ama kesilen limonların üzerine ilave limon kesip hepsini bitiriyorlar. Daha olmadı, kaşıklarına limon sıkıp içiyorlar.

İşte bu arkadaş da bu limon familyasından. Ara ara arabaşı yerken de yan yana oturmuşluğum olur. Çorbaya o kadar limon sıkıyor. Çorba oluyor limon çorbası.

Sonunda Allah rızası için sofrada ayrı oturalım. Ayrı kaptan yiyelim. İçim dışım limon oldu. Ben limon değil, çorba içmeye geldim buraya dedim de kaseler ayrıldı ayrılalı mükellef çorba içmeye başladım. Limonsuz çorbayla birlikte yüzüme bet beniz geldiğini düşünüyorum.

Hasılı, limoncu tayfa ile ben Filistin ile İsrail gibiyiz. Ne birbirimizden ayrılırız ne de bir oluruz. Her şeye limon sıkma konusunda her menüye maydanoz olan bu limon taifesi, sofrada benden ırak olsun, kendi önlerindeki kabın içini, dışını istersen limonla doldursunlar, yemek menüsü diye kabın içini limonla doldurup içsinler. Ama ne olur, bu güzel emellerine beni alet etmesinler. Faydalı diye benim yiyeceğim menüye de limon sıkmasınlar.

Limon sıkma konusunda yazdıklarıma limon dile gelse, sen ne diyon arkadaş, sıkıla sıkıla ne hale geldiğimi bir ben bilirim bir de Allah. Allah kimseyi limon yapmasın der mi der. 

Keramet Sahibi Genç

05.03.2022 tarihli sosyal medya profilimdeki anılar bölümüne bakarken şu paylaştığım kısa yazı önüme çıktı:

"Bugün bana çarşıda çay içirme ihtimali yüzde yüz olan iki kişiyi telefonla aradım. Biri soluğu Kars'ta, diğeri ise sanayide almış.

Bana yapacakları masrafa biri Kars gezisi, diğeri arabama bakım yaparım demiş olmalı.

Kaldım mı çarşıda bir başıma. Yine de kendine pardon cebine güvenen varsa çıksın çarşıya".

Meram Yaka'da otururken çarşıya yürüdüğüm zaman yolda yazıp paylaşmıştım. Yazının altına da şu notu yazıp paylaşmışım.

“Not: Çarşı yolunda karşılaştığım dost, ahbap ve öğrencim selam verip hal hatır soruyor. Tek yaptıkları bu. Gel şuradan bir çay içelim diyene rastlayamadım hala. Halen 8.sınıfta okumakta olan kafe önünde arkadaşıyla bir şeyler dıkıştıran öğrencim bile otur bir çay iç demedi. Ne oldu bu insanımızın sahavetine böyle".

Bu paylaşımı gören eski belediye başkanı arkadaşım, telefonla arayarak "Hemşerim, çarşıda buluşalım. Çaylar benden" demişti.

Kapı Camii civarında bir çay ocağına oturarak yanında simitle beraber çaylarımızı içerek muhabbetimizi yapmıştık.

Aynı paylaşımın yorumlar kısmına bakarken çay parasını ödeyen arkadaşımın fotoğrafını da çekip paylaştığımı gördüm.

Yine yorumlar kısmında yazdığım şu paylaşım da dikkatimi çekti. Bu yazıyı yazmama sebep de yoruma yazdığım bu yazı:

"Zafer'e giriş yaptım. Niyetim hava almak, eşle dostla oturmak. Ama insanların ağzını büzemezsin. Yanımdan geçenlerden biri, arkadaşına, ay sonu itibariyle mazot 36 lira olacak demez mi? Gel de hava al bu duyduğunla".

Belli ki Yaka'dan çarşıya giderken Meram Yeniyol ve Zafer'deki trafiğe kapalı yürüyüş yolundan geçerken duymuşum bunu.

5 Mart 2022 tarihindeki pompaya gelen zam haberlerine baktım. "Bir haftada pompaya gelen 3. zam" yazıyordu haberde.

Merak edip 5 Mart 2022 tarihinde Konya merkezde dizel ne kadarmış diye. Aytemiz Petrolün verilerine göre dizelin litresi 19,98 lira imiş.

Oldu olacak, "Ay sonunda 36 lira olacak" diyen gencin öngörüsü gerçek olmuş mu diye 31 Mart 2022 günkü Konya merkez dizel fiyatına baktım. 21,45 TL de kalmış. Gencin öngörüsünün tutmadığını teyit etmiş oldum.

Acaba bugün (05.03.2026) dizelin litre fiyatı kaç diye baktım. 62,61 TL yazıyordu. Gencin ay sonu öngörüsü tutmamış ama 4 yıl sonrasında 36 lirayı geçtiği gibi neredeyse iki katına yaklaşmış. İsrail ve ABD'nin İran'a savaş başlatmasıyla birlikte pompa fiyatları anormal şekilde yükselince, gazeteler, günlük "Bu geceden itibaren dizele şu kadar zam bekleniyor" yazmaya başladı. Gelecek zam hem de öyle böyle değil, baya kallavi idi. 7 lira ile 13 lira arasında bir miktardan bahsedildi. Sonunda pompaya yansıtılacak zam önce ertelendi. Sonra devlet ÖTV hakkının yüzde 75'inden feragat ederek dizele gelecek zam halka şimdilik yansıtılmamış oldu. Şayet devlet böyle bir tedbir almamış olsaydı, dizelin litresi 72 lirayı geçecekti.

Hasılı, gencin 36 lira olacak öngörüsü ay sonunda gerçekleşmeyip gecikmiş olsa da dizel 4 yıl sonrasında iki katına yaklaşarak, genç kerametini ortaya koymuş oldu. Genci şimdi görsem, keramet sahibisin azizim! Ver elini, müridin olayım derim.

Pardona Pardon

Komşuyla öğleden sonra yürüyüşe çıktık. Havzan, Evliya Çelebi, İlahiyat, Aşkan, Meram Yaka derken Aşkan Mahallesindeki belediyeye ait Muhammet Yürükuşlu Spor Tesisine uğradık. Ardından eski Konevi Kültür Merkezinin yerine yapılan spor tesisine yürüdük. Havuz ve fitnes hakkında bilgi aldık.

Dönüşte Çarşamba Pazarına girdik. Komşu bir tezgahtan domates, salatalık alırken ben de yanında durdum. Kendi halimde düşünceye dalmışken paçama takılan bir şeyle kendime geldim. Daha doğrusu ayağıma araba çarptı. Baktım, yanımızdan geçen kadın çocuk arabasına benzer pazar arabasını sağ ayağıma vurdu.

"Pardon" dedi. Yanımdaki aynı hizada bulunan tezgahta durdu. Eğilip paçamı elimle çırptım. Kadının yüzüne bakmadan nasıl becerdin bilemedim dedim. Ne dese beğenirsiniz? "Pardon dedim ya" demez mi? Bu cevaba mukabele etmedim. Öyle ya pardon demek şartıyla dilediğini yapabilirsin.

Kimdir, necidir, neyin nesidir diye göz ucuyla bakmaya çalıştım. Kadın daha önce aldığı pazar ürünlerini arabaya koyuyor, bir taraftan da dik dik bana bakıyor. Bir şey daha söylesem, bilin ki beni lafla paralayacak. Nereden biliyorsunuz demeyin. Gözlerinden fışkıran alevden anladım ben bunu. Bir de dik dik bakışından. Acaba işine döner de o değilden alıcı gözle bir daha bakayım şu bana çarpana dedim. Kadının elleri çalışırken gözü yine bendeydi.

Abartma. İnsanlık hali olur böyle kazalar dediğinizi duyar gibiyim. Elbette, istemeden böyle kazalar olur. Yalnız kadın bunu nasıl becerdi? İşte burayı anlamadım. Çünkü arabaya baktım. Dolu da değil. Yola baktım. İki, üç pazar arabası rahat geçecek şekilde yol geniş ve yol bomboş. Yolun ortasında olsam olur. Zira hak ettim diyeceğim. Bu durumda kadın ya sakar ya da bile bile gelip çarptı. Kadın yaşlı olsa gücü yetmemiş ve gözü görmemiş diyeceğim. Ama daha gencecik. Üstelik gözleri de fıldır fıldır. Bana bile bile vurduğu o kadar belli ki iş yaparken gözlerini üzerimden ayırmadı.

Bu işe amma da taktın demeyin. Esas bana itici gelen "pardon" sözü. Kelimelere takan biri değilim. Önemli olan anlaşmak. Ama Fransızcadan dilimize geçmiş, TDK'nin "özür dilerim", "affedersiniz" anlamını verdiği pardon sözü, oldum olası baba itici gelir. Bunun yerine özür dilerim, kusura bakmayın, affedersiniz denmesini tercih ederim. İlla özür dilemesi de gerekmez. Beyefendi göremedim demesi bile yeterli. Çünkü bu bile gönül almak için yeterli.

Pardon bana, özür dilemekten ve gönül almaktan ziyade "Beyefendi, size vurmak için tam ortalayamadım. Bir dahakine bu işi daha iyi yaparım" demektir. Ne zaman pardon dendiğini duysam, adli kontrol şartı ile bir suçlunun salıverilmesi aklıma gelir. Her adli kontrol şartı ile salıvermeyi ben, hakimin suçluya "İşini yarım bırakmışsın. Ben işini yarım yapanı sevmem. Şimdi salıyorum. Git bu işi tam yap gel" şeklinde anlıyorum. Benim için pardon da aynı. Zaten bu işi büyütmemin sebebi de bu pardondur. Bu şekil özrü asla samimi ve içten bulmam. Laf olsun, yasak savma babından bir özür görürüm. Zira adam gibi pişmanlık duyan, özür dilerim, kusura bakmayın der. Kaprisi ve kibri buna el vermeyen ise pardon falan demesin. Özrü kabahatinden büyük böyle pardon diyene, pardonuna pardon demek lazım. 

Neyse boş vereyim bunu. Kısa günün kârı olarak 10 km yapmışım. Günün en sevindirici yanı bu oldu benim için.