Komşuyla öğleden sonra yürüyüşe çıktık. Havzan, Evliya Çelebi, İlahiyat, Aşkan, Meram Yaka derken Aşkan Mahallesindeki belediyeye ait Muhammet Yürükuşlu Spor Tesisine uğradık. Ardından eski Konevi Kültür Merkezinin yerine yapılan spor tesisine yürüdük. Havuz ve fitnes hakkında bilgi aldık.
Dönüşte Çarşamba Pazarına girdik. Komşu bir tezgahtan domates, salatalık alırken ben de yanında durdum. Kendi halimde düşünceye dalmışken paçama takılan bir şeyle kendime geldim. Daha doğrusu ayağıma araba çarptı. Baktım, yanımızdan geçen kadın çocuk arabasına benzer pazar arabasını sağ ayağıma vurdu.
"Pardon" dedi. Yanımdaki aynı hizada bulunan tezgahta durdu. Eğilip paçamı elimle çırptım. Kadının yüzüne bakmadan nasıl becerdin bilemedim dedim. Ne dese beğenirsiniz? "Pardon dedim ya" demez mi? Bu cevaba mukabele etmedim. Öyle ya pardon demek şartıyla dilediğini yapabilirsin.
Kimdir, necidir, neyin nesidir diye göz ucuyla bakmaya çalıştım. Kadın daha önce aldığı pazar ürünlerini arabaya koyuyor, bir taraftan da dik dik bana bakıyor. Bir şey daha söylesem, bilin ki beni lafla paralayacak. Nereden biliyorsunuz demeyin. Gözlerinden fışkıran alevden anladım ben bunu. Bir de dik dik bakışından. Acaba işine döner de o değilden alıcı gözle bir daha bakayım şu bana çarpana dedim. Kadının elleri çalışırken gözü yine bendeydi.
Abartma. İnsanlık hali olur böyle kazalar dediğinizi duyar gibiyim. Elbette, istemeden böyle kazalar olur. Yalnız kadın bunu nasıl becerdi? İşte burayı anlamadım. Çünkü arabaya baktım. Dolu da değil. Yola baktım. İki, üç pazar arabası rahat geçecek şekilde yol geniş ve yol bomboş. Yolun ortasında olsam olur. Zira hak ettim diyeceğim. Bu durumda kadın ya sakar ya da bile bile gelip çarptı. Kadın yaşlı olsa gücü yetmemiş ve gözü görmemiş diyeceğim. Ama daha gencecik. Üstelik gözleri de fıldır fıldır. Bana bile bile vurduğu o kadar belli ki iş yaparken gözlerini üzerimden ayırmadı.
Bu işe amma da taktın demeyin. Esas bana itici gelen "pardon" sözü. Kelimelere takan biri değilim. Önemli olan anlaşmak. Ama Fransızcadan dilimize geçmiş, TDK'nin "özür dilerim", "affedersiniz" anlamını verdiği pardon sözü, oldum olası baba itici gelir. Bunun yerine özür dilerim, kusura bakmayın, affedersiniz denmesini tercih ederim. İlla özür dilemesi de gerekmez. Beyefendi göremedim demesi bile yeterli. Çünkü bu bile gönül almak için yeterli.
Pardon bana, özür dilemekten ve gönül almaktan ziyade "Beyefendi, size vurmak için tam ortalayamadım. Bir dahakine bu işi daha iyi yaparım" demektir. Ne zaman pardon dendiğini duysam, adli kontrol şartı ile bir suçlunun salıverilmesi aklıma gelir. Her adli kontrol şartı ile salıvermeyi ben, hakimin suçluya "İşini yarım bırakmışsın. Ben işini yarım yapanı sevmem. Şimdi salıyorum. Git bu işi tam yap gel" şeklinde anlıyorum. Benim için pardon da aynı. Zaten bu işi büyütmemin sebebi de bu pardondur. Bu şekil özrü asla samimi ve içten bulmam. Laf olsun, yasak savma babından bir özür görürüm. Zira adam gibi pişmanlık duyan, özür dilerim, kusura bakmayın der. Kaprisi ve kibri buna el vermeyen ise pardon falan demesin. Özrü kabahatinden büyük böyle pardon diyene, pardonuna pardon demek lazım.
Neyse boş vereyim bunu. Kısa günün kârı olarak 10 km yapmışım. Günün en sevindirici yanı bu oldu benim için.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder