24 Şubat 2026 Salı

Yeni Seçimin Teması

Eski ramazanlardan eser kalmasa da ramazan iklimi bu toplumda yaşıyor.

Eskiye oranla oruç tutanlarda azalma olsa da oruç tutan sayısı azımsanmayacak seviyede.

Ramazanın gelmesiyle birlikte kurum ve kuruluşlar da kah önemsediğinden kah bir şeyler yapmak için değişik etkinliklere imza atmakta.

Bazı kurumlar da ramazan dolayısıyla çalışanlarına mesaide esneklik ve kolaylık sağlar.
Özel veya kamu kurum ve kuruluşların oruç tutanlara dair sağladığı kolaylığın öğrencilere de sağlanmasını isterdim. Pekâlâ, 09.00-14.00 arası ders yapılacak şekilde bir ders programı uygulanabilirdi. Büyük çalışanlar için düşünülen bu kolaylık nedense öğrenciler için düşünülmedi.

Esneklik sağlansa da sağlanmasa da sayılı günler kolay, zor geçiyor. Kimi oruç tutuyor kimi tutmuyor. Ne oruç tutanlar oruç tutmayanlardan rahatsız ne de oruç tutmayanlar oruç tutanlardan.

Dikkatimi çeken, huzur ve sükunet içerisinde geçmesi gereken ramazan ayında, Milli Eğitim Bakanlığının ramazan iklimine dair yayımladığı bir genelge üzerinden fırtına koparılarak gerilimin tırmandırılması. İçeriği, okullarda ramazan etkinliği yapılmasının istenmesi. Bu genelgeyi gören laik ve seküler kesim bize gün doğdu deyip sesini yükseltti. Laiklik elden gidiyor yürüyüşü bile yapıldı. Bir Roman vatandaşın okuduğu ilahi bile mesele edildi.

Laiklik tartışması ve laikliğin elden gitmesi, irtica korkusu 90'lı yılların seçim öncesi aparatı idi. Nicedir laiklik üzerinden tartışma yapılmayınca, bende laik seküler kesim laiklik üzerinden kutuplaşmayı elden bıraktı düşüncesi hakim olmuştu. Bir genelge üzerinden laiklik tekrar gündeme gelince anlaşılan o ki suni gündem olan laiklik meğer buzdolabına kaldırılmış. Bu ramazanda yeniden servis edildi.

Laik ve seküler kesim hiç ders almamış ki kazanamayacağı bir tartışmanın fitilini ateşledi.

Şu unutulmasın ki ibadet yapmakla, oruç tutmakla, okullarda ramazan etkinliği yapmakla laiklik falan elden gitmez. Etkinlik yapılan okulda etkinlikten dolayı oruç tutanlarda bir artış da olmaz, azalma da olmaz. Gel gör ki bir zamanlar laiklikten ekmek yiyen bir kesim bir umut tekrar laikliğe sarıldı.

Bunlar laikliğe sarılınca karşı kesim durur mu? Sonuçta ortaya bir kutuplaşma çıktı.

Kanaatim, bu tür suni gündemle bir şeyler köpürtülüyor. Belli ki kutuplaşmanın tarafları bir şeylerin peşinde. Belki de yeni seçimde laiklik ve dindarlık kutuplaşması köpürtülecek. Seçim bunun üzerine yürüyecek. Çünkü kutuplaşma olmadan, korku salmadan, düşman bulunmadan bizde seçim startı verilmez. Bir önceki seçim PKK korkusu üzerinden yürütülmüştü. Hazır PKK tehlikesi kalmadığına göre FETÖ de eskisi gibi pek gündem olmadığına göre yeni düşman bulunmazsa geriye laiklik ve dindarlık gerilimi yeni seçimde bizi bekliyor.

Reklam Kokan Görüntüler

Son yıllarda amme adına iş yapanlar her yaptıklarını kameraya aldırıp sosyal medyada paylaşır oldu. Belediye başkanları, valiler ve siyasetçiler ağırlıklı olarak böyle yapıyor. 

Bu olayı iki yönüyle almak istiyorum.

İlki, halkın içinden, halkın içine giren, halkın sorunlarına duyarlı, bu sorunları çözme iradesi gösteren, büyükle büyük, küçükle küçük doğal görüntüler. 

Bu görüntülerine yer verilen kişilere yeni versiyon başkan, vali, siyasetçi denebilir.

Yine bu görüntüler, başkalarına örnek olma yönünden faydalı görülebilir.

Valinin, kaymakamın, siyasetçinin halktan biri gibi davranması, kibirden bir izin olmaması, muhitindeki sorunları çözmek için çaba sarf etmesi takdire şayandır ve olması gerekendir.

Yalnız bu video ve görüntülerde benim merak ettiğim bir yön var. Sosyal medyada paylaşılan bu görüntüler ve videolar amatör kişiler tarafından spontane çekildikten sonra paylaşılan görüntüler mi yoksa vali ve kaymakamın, belediye başkanı, bakan veya siyasetçinin planlı bir şekilde yaptırdığı mıdır? Üçüncü şahısların çekimi ise buna yürekten eyvallah der ve takdir ederim. Ama üst makamdakiler bu tür her etkinliği planlı bir şekilde videoya alıp sosyal medyaya servis ettiriyorsa işte burada biraz durmak gerek.

Bilinsin ki bir videonun özellikle yardım ve insancıl videoların planlı bir şekilde çekilip servis ediliyorsa bu görüntüde ne kadar tevazu örneği sergilenirse sergilensin, burada reklam var, pazarlama var, şöhret olmak var, riya ve gösteriş var, şov yapmak var. Bunlar varsa bilinsin ki bu işlerden hayır gelmez.

Unutulmasın ki yapılan her şeyden balığın haberdar olması gerekmez. Halık bilsin yeter.

23 Şubat 2026 Pazartesi

Ramazanın 5.Günü Ramazan

Ramazanın 5.günü pazartesi günüydü malumunuz. 

Hafta sonu odanın şurası, burası, otur, uzan derken sabah mesaiye dinç girmek için erken yatsam da gözler bana mısın demedi. 

Nice sonra galip gelen ben oldum. Uykuya dalmışım. Diyanetin imsakına yarım saat kala uyanıp bir şeyler atıştırdım. 

Mesaiye kadar bir saat daha uyuyayım diye uzandım. Akşamki aynı terane. Tam canım geçmişti ki telefonun alarmına güç bela uyandım. 

Bir taraftan uykusuzluk bir taraftan haftanın ilk gününün pazartesi sendromu bir taraftan açlık ve susuzluk bir taraftan 10 saat ders ve nöbet psikolojisiyle giyinip evden çıktım. 

Daha gün doğmadı ama belli ki puslu ve kapalı bir hava var. Rüzgar hızıyla birlikte soğuk, berenin içindeki kulaklarımı okşadı durdu. Bir taraftan da tek tük atan yağmur damlacıkları yol boyunca bana eşlik etti. 

İstiklal Marşı'nın ardından ilk derse girdim. Yoklamayı alırken gördüm ki ramazan öncesi mevcuttan eser yoktu. Devamsızlığına güvenen gelmemişti. 

Dersin teneffüs zili çaldığında 40 dakikada ne kadar uzun bir süreymiş dedim.

Bahçede öğrencilere refakat ederken bahçeyi soğuk ve puslu havada arşınladım durdum. Anladım ki 10 dakikalık teneffüs de uzadıkça uzadı. 

Soğuk zaten o biçim. Şubat soğuğu desem, sanırım kafi gelir. 

Diğer teneffüslerde puslu, kapalı ve küskün hava yerini güneşli havaya bırakır mı diye hilali gözetler gibi güneşe baktım durdum ama bana mısın demedi. Adeta güneş dedi ki bugün beni mumla ararsın. 

Kaplumbağa yürüyüşünden daha yavaş ilerledi saatler, dakikalar ve saniyeler. 

Beşer dakikalık teneffüsler bile uzadıkça uzadı. Bildiğimiz sair zamanki dakika ve saniye değildi. Adeta zaman durdu. 

İlerleyen saatlerde de hava inat etti. Hiç yumuşama emaresi göstermedi. Belli ki hava, oruç, ders, bahçe nöbeti, gözden akan uyku, sabrımı ölçmek için kavilleşmişlerdi. 

Bahçe nöbeti demek diğer katlarda sarf edilen eforun birkaç katı efor sarf etmeyi gerektirir. 

Bereket kapının önü her zamanki gibi anam babam günü değildi. Kimi okula gelmemiş, gelenlerden önemli bir kısmı oruç tuttuğu için dışarıya çıkmaya gereksinim duymamış. Tek tük sigara içen öğrenci vardı. Sair günlerde sigara içenlerden bir kısmı da bahçenin önünde sigara içen arkadaşlarının yanında içmeden onlara eşlik etti. 

Teneffüste yanıma gelen bir öğrenci, sigara içenleri göstererek "Gençlik nereye gidiyor böyle" dedi. 

Bir başkası yine sigara içenleri kastederek "imansız bunlar" dedi. Yok, öyle deme dedim. 

Böyle böyle kaplumbağa yürüyüşüyle akşamı yaparak son zil sesiyle birlikte 16.15 gibi evimin yolunu tuttum. 

Uzun ve yorucu bir gün idi benim için. Şükür ki eksik olmayan bahçe kavgası olmadı. Pazartesi sendromunu da bu şekilde atlatmış oldum. Ama bugünün soğuğu sair günlerin soğuğu gibi değildi. İliklerime kadar soğuğu hissettim. Akşama kadar üzerimdeki montu hiç çıkarmadım.