25 Şubat 2026 Çarşamba

Alırsın Ford, Olursun Lord

ABD'li otomotiv şirketi Ford'un, SUV modeli Explorer'ın arka süspansiyonundaki bağlantı çubuklarındaki kırılma riski nedeniyle ABD genelinde 400 binden fazla aracını geri çağıracağı bildirildi".

"Şirket, ayrıca 40 bin 655 aracını da batarya arızaları ve kusurlu fren pedalları nedeniyle geri çağıracak".

"Açıklamada, bu parçanın kırılmasının, sürücünün direksiyon kontrolünü kaybetmesine ve ciddi kazalara yol açabileceği ifade edildi".

"Tüm onarım ve parça değişim işlemlerinin yetkili bayilerde ücretsiz olarak gerçekleştirileceği belirtildi".

İnternethaber sitesinin verdiği bu haber dikkatimi çekti. Marka ismini görünce, bir zamanlar halk arasında sıkça söylenen, "Alırsın Ford, olursun lord" sözü aklıma geldi.

Ford, 1950'lerin en iyi otomobil markalarından biri.

Birçok markaya göre nasıl bir araba bilmem ama 1950'lerden bu yana 76 yıl geçmiş. Üzerine koyarak üretip sattığı araçlarında ortaya çıkan risk nedeniyle, satılan araçları geriye çağırıp ücretsiz değişim yaptıracak olması, otomobil firmasının ne derece güven veren bir marka olduğunun bir göstergesi.

Öyle zannediyorum, belirtilen seri araçların geri çağrılması ve gerekli değişikliğin yapılacak olması, otomobil firmasına pahalıya patlayacak ama verdiği güven daha fazla otomobil satacağı anlamına gelir.

Bu haberi okuyan, öyle zannediyorum, bu marka almayı düşünürse, gözü kapalı bu aracı alır. Niye almasın ki. Çünkü firma, sattığı araçlarda ortaya çıkan riski önemsemiş ve insan sağlığına değer verdiğini göstermiştir. Ford alan, aracın aksayan yönü ortaya çıkarsa, firma nasılsa araçları geri çağırıyor diye düşünür.

Bence bu haber aynı zamanda Ford'un reklamını yapar. Dünya kadar para verse bu derece etkili olamazdı.

Doğrusu, bu haberi okuyunca otomobil firmasına gıpta ettim. Niye bizim de böyle marka değeri olan, tanınmış ve tutulan, uzun yıllardır seri üretim yapan ve dünyaya ihraç eden bir otomobil markamız olmasın.

Görünen o ki kalite tesadüf değil. Hele güven dünden bugüne olacak ve alınıp satılan bir şey değil.

Bizde olsa, öyle zannediyorum, satılan mal geri alınmaz, garantisi bitmiştir denir. Risk ortaya çıksa bile firma üzerine yatar. Batar ama sattığı araçları geri çağırmaz. Çağırmayı aklının ucundan bile geçirmez. 

Bitek Topraklarımız

Kutuplaşmanın, karpuz gibi ikiye bölünmede, ülke olarak üstümüze yok. Çünkü korku salmak, rakibi belden aşağı vurmak, insanları safımıza çekmenin ve bundan rant elde etmenin yolu, kutuplaştırmaktan geçer bu ülkede.

Bu kutuplaştırmak öyle bir şey ki seçim kazandırır, başkasına seçim kaybettirir. Bu yönüyle çok bitek alanlarımız var. Öyle bitek ki hiç boş geçmeyiz. Çok ekmek yedik, yemeye de devam ediyoruz.

Bitek alanlarımıza örnek vermek istiyorum:

Solcu-sağcı (Şimdilerde pek bir anlam ifade etmese de geçmişte bundan çok ekmek yenmiştir.)

Milliyetçi, muhafazakar-laik seküler (Her daim taraflar bundan ekmek yer.)

PKK, 

FETÖ, 

Laik, seküler-mürteci, irticacı, 

Seküler-dindarlık, 

Türkçülük-Kürtçülük, 

Alevilik-sünnilik, 

Dindar, mütedeyyin, İslamcılık-laik, seküler, 

Atatürkçülük-dindarlık, 

Dini değerler-Batı değerleri,

Hamaset, slogan-gerçeklik,

Olgudan algı-algıdan olgu,

Çamur atmak, 

Dini ve milli değerleri siyasete alet etme-Atatürk'ü alet etme,

Şehit cenazeleri,

Başörtüsü-çağdaş giyim, 

İHL, 

vs. vs. 

24 Şubat 2026 Salı

Ekmek Kafalı Ülkem

İnternethaber sitesi, ülkelerin yıllık ekmek tüketimine* yer vermiş.

Ülkelere göre yıllık ekmek tüketim ortalaması (kg);

Türkiye 199,6

Sırbistan 135

Bulgaristan 131,1

Ukrayna 88

Kıbrıs 74

Arjantin 72

Yunanistan, Portekiz, Polonya, Danimarka 70

İrlanda 68

Hollanda, Macaristan 60

Almanya 57

Lüksemburg, Finlandiya 55

Rusya, İsveç 54

Norveç 52

Fransa 50

İsviçre 48

Belçika 47

Avusturya, İspanya 46

İtalya 44

Listede yer verilen en fazla ekmek tüketen 25 ülke içerisinde, 200 kg ekmek tüketimiyle en yakın takipçimiz Sırbistan'a 65 kilo fark atmışız. Bu demektir ki fert başına düşen günlük ekmek tüketimimiz, 199,6:365=0,5468 gram. Yani günlük yarım kilodan fazla ekmek yiyoruz. 

Sıralamada açık ara önde olduğumuzu görünce aklıma ilk gelen ifadeyi de başlığa koydum: Ekmek Kafalı Ülkem. 

Hiç lamı cimi yok. Konyalılara, "Etli ekmek Kafalı Konyalılar" dendiği gibi ülkemiz insanına da "Ekmek Kafalı" demede bir sakınca yok. 

Nedense tüm zararlarına rağmen ekmek tüketimimizi aşağıya çekemiyoruz. Çünkü ekmeği çok seviyoruz. Bulgur ve pirinç pilavını bile "ben ekmeksiz yiyemem" diyerek ekmekle yiyen bir toplumuz. Bir zamanlar yufkaya şehir ekmeğinin içine sıkıp kayık yaptığımızı zaten söylemeye gerek yok. 

Ekmeğe manevi değer de yüklemişiz, kutsal kabul ediyoruz. "Ekmek, mushaf çarpsın" diyoruz. Rızkımızı temin işine bile "Ekmek parası, ekmek kavgası, ekmek teknesi" şeklinde ifade ederiz. 

Geçmişte yokluktan olsa gerek. Sofralarımızda fazla çeşidin olmadığı zamanlarda tok tutsun, öğün savsın, sofraya konan tek kap yemekle doyulsun düşünce ve endişesini anlarım. Bugün en fakirin sofrasında bile birden fazla çeşidin olduğu günümüzde hala ekmeğe yüklenmemizi bir türlü anlayamadım gitti. Herhalde yiye yiye içki ve sigara gibi bağımlılık yapmış olmalı ki ekmek alışkanlığını bırakamadığımız gibi azaltayı dahi düşünmüyoruz. 

İşin garibi, ekmek mideyi doyurmaya doyurur. Fakat ekmek mideyi büyütür, daha fazla yedirir, hazmı zorlaştırır, kilo yapar, çabuk acıktırır. 

Durum bundan ibaret olsa da işin sevindirici yanı, Guinnes rekorlar kitabına girip ilk sırada yer almamız. Bu başarı da tesadüf değil. 

*Kaynak: GUİNNESS WORLD RECORDS, AIBMA