5 Ocak 2026 Pazartesi

Öğretmenle Yan Yana Sigara Tüttürmek

Teneffüse çıktım. Kapının yan tarafına geçtim. Zehir ihtiyacımı giderip derse gireceğim. Baktım bankta bir öğretmen de ihtiyacını gideriyor. Gençten biri de yanındaki banka oturmuş. O da aynı işi görüyor.

Öğretmen arkadaşın yanına vardım. Delikanlı! Öğrenci misin dedim. Evet ama bugün benim okula geldiğim gün değil dedi. O zaman buradan öğrencilerin tarafına geçer misin dedim. Tamam deyip bisikletine bindi. Bisikletin üzerinde biraz durdu. Herhalde gideyim mi gitmeyeyim mi diye düşündü. Sonra elinde sigarayla birlikte yanımızdan ayrıldı.

Burada sen içersen, öğrencin de içer denebilir. Elhak doğrudur. Sigara içmek doğru mu? Doğru değil. En iyisi bunu atmak. Şu var ki atmak o kadar kolay değil. Bunu bir tarafa bırakıyorum.

Öğrencinin, öğretmenimin yanında hiç istifini bozmadan sigara içmesi doğru mu? Doğru değil. Yanında içmese başka yerde yine içecek denebilir. Keyfi bilir. İçer.

Öğrencinin, "Öğrenciyim ama bugün benim günüm değil" demesi, öyle zannediyorum, öğrenci, “okula geldiğim gün öğretmenin yanında sigara içmem ama okul günü değilse, öğretmenle pekala yan yana sigara içebilirim” kafasını taşıyor. Zannedersem kafa yapısı bu. Nasıl bir kafa yapısıysa artık.

Burada öğrencinin okul günü mü olur sorusu sorulabilir. Bu okul MESEM yani mesleki eğitim merkezi. Burada kayıtlı öğrenciler haftada bir gün okula gelirler. Diğer günler işyerlerinde çalışırlar.

Büyüklerin ve öğretmenlerin yanında sigara içmeyi saygısızlık olarak görmem. Saygı olarak da görmem. Yalnız bizim toplumda anne, baba başta olmak üzere büyüklerin ve öğretmenlerin yanında sigara içmek ayıp ve saygısızlık olarak görülür. Buna da saygı duymak ve özen göstermek gerekir.

Öğretmenler, öğrencisinin yanlarında sigara içmesine bir şey demese bile gelip geçen, "Şu öğrencilere bak, öğretmenlerinin yanında sigara içiyor. Öğretmenleri de bir şey demiyor. Halbuki bizim zamanımızda böyle miydi" demek suretiyle hem öğrencileri hem de öğretmenleri eleştiriye tabi tutuyor.

Kimin, nerede, kimin yanında sigara içmesine bir şey demem. Herkes kendine yakışanı yapsın. Yalnız çıraklık öğrencisi bile olsa öğrencilerin saygıyı eksik etmemesinde fayda var.

Kendime gelince, 62 yaşındayım. Büyüklerin yanında hala sigara içmem. Sigara ihtiyacım olduğunda yanlarından uzaklaşır, sote bir yerde içer gelirim. Geçmişte dersime girmiş ya da girmemiş ne kadar öğretmenimle karşılaşsam, mezun olmamın üzerinden yıllar yıllar geçmiş olmasına rağmen yanlarında sigara içmem. Yolda karşılaşır isem de elimdeki sigarayı atarım. 1979 yılında dersime giren bir öğretmenimle bile karşılaşsam, ben de öğretmen oldum. Benim de emekliliğim geldi. Yıl olmuş 2026 demem, asla yanlarında sigara içmedim. İçmem de. Benim saygı anlayışım aynen devam ediyor.

Hasılı, yeni nesil pek bu saygı anlayışlarına özen göstermiyor. Yine de bekliyor insan. Fazla değil, az ötede içecekler bu zıkkımı. Böyle yaparlarsa ölmezler.

İkinci İşin mi Var?

Daha önce birkaç yazımda kullandığım bir hikaye var. Yeri geldi, tekrar buraya almak istiyorum:

Bir padişahın sefer esnasında atının üzengisi bozulur.

Eratın içerisinde tamirci aranır.

Bir asker tamir eder. Padişahın hoşuna gider askerin ustalığı. Bir kese altınla ödüllendirir askeri. Ardından askerin işine son verir.

Adamları: ‘Oldu mu ya padişahım yaptığınız. Aynı anda hem ödül hem de ceza verdiniz" diyerek şaşkınlıklarını ifade ederler.

Padişah: ‘Oldu. Hem de çok iyi oldu. Çünkü asker, üzenginin tamirini çok güzel yaptı. Demek ki bu konuda maharetli. Bu yönüyle takdiri ve ödülü hak etti. Fakat bu bizim askerimiz. Asıl görevi de askerlik. Eğer bir insan bir başka işi kendi işinden daha iyi yaparsa esas işini ihmal eder. Bu yüzden askerlik görevine son verdim’ der”.

Hikayeden ne kastedildiği anlaşılıp hisse alınmış ise de üzerine kelam etmek isterim.

Hikayeye göre bir insan bir başka işi de çok iyi anlıyor ve yapıyorsa asıl işini ihmal ettiği anlatılmak isteniyor.

İnsan yaptığı işin dışında başka bir işten anlayamaz mı? Anlar elbet. Çünkü bazı insanlar çok yeteneklidir. Bu durumda başka işten anlayan asıl işini ihmal eder sözünü nasıl anlayacağız?

Yaptığı işin dışında başka işten de anlayan herkes asıl işini ihmal eder mi? Buna evet ihmal eder diye cevap veremeyiz. Çünkü asıl işine odaklanan, işi dışında esas işini ihmal etmeden bir başka işi de pekala yapabilir. Hikayede anlatılmak istenen, esas işinin dışında ek iş yapan kimseler kastediliyor olsa gerek. Bu demek değildir ki her ek iş yapan asıl işini ihmal eder. Böyle düşünmek toptancı anlayıştır. Çünkü öyle kimseler vardır ki asıl işi ile ek işini karıştırmaz. İkisinden birini tercih durumunda kaldığı zaman ek işini ihmal eder. Sayıları çok az olsa da böyleleri var. En azından böyle olmasını ümit ediyorum.

Şu var ki resmi işi varken ek işle uğraşan nicelerini bilirim ki maalesef asıl işini ihmal ediyor. Çünkü ek işine yoğunlaşıyor. İki işinden birini tercih etmek zorunda kalırlarsa asıl işi ihmal edip ek işine yoğunlaşırlar. Mesela ek işinde yoğunluk varsa, bu iş para getiriyorsa, devlet işi ihmal ediliyor. Rapor, izin vs. yoluna gitmek suretiyle resmi işine gitmiyor. Çünkü asıl işi olan resmi işe gitse de gitmese de maaşından bir eksilme olmuyor. Halbuki ek işine gitmezse veya ek işini yapmazsa müşteri kaçırır. Kısaca bu kimse bir koltukta iki karpuz taşımaya çalışıyor. Zorda kaldığı zaman yere bıraktığı devletin karpuzu oluyor.

Bu durum Türkiye’nin maalesef kanayan yarası. Bu tiplere kimse bir şey demiyor. Demeye kalkan olursa da dediğine pişman olacak şekilde epey bir laf işitiyor. En azından sana ne derler. Hoş kimse bir şey demiyor artık. Hatta helal olsun, işini çıkartıyorsun deniyor. Nasılsa devletin sahibi yok.

Alın size bir örnek. Nöbetçi olduğum katta derse giren bir öğretmenin mazeret izinli olduğu şeklinde bir mesaj aldım. Baktım kimmiş diye. Sene başından beri bu şekil çok defa gelmedi. Kah izinli kah raporlu.

Hasta mı? Hayır. Önemli bir mazereti mi var? Sanmıyorum. Bildiğim, geçen yıl mesleğine uygun bir yer açtığı. Çalışanları olsa da sipariş fazlaca geldiği zaman okula gitmeyip işyerine gidiyor. Kolları sıvayıp çalışıyor.

Baktım kaç saat dersi var diye. Haftada iki gün geliyor. Toplam 12 saat derse giriyor. Yani maaş karşılığını bile dolduramıyor. Diğer günler ise koordinatörlükleri var.

İzin ya da raporu koordinatörlük görevinin olduğu zamanlar aldığını sanmıyorum. Çünkü koordinatörlüğe hiç gitmese de kimse bilmez. Çünkü takip etme imkanı yok.

Daha önce böyle birine değindim. Bu kişinin yaptığıyla aynı.

Yapılan doğru mu? Yani özel işinde çalışmak için devlet işini ihmal etmenin savunulacak bir tarafı yok. Sayıları da maalesef az değil.

Not: Öğretmen olup da ek işinden dolayı asıl işini ihmal eden ya da dersi olduğu zaman rapor veya izin alan kimseleri yazı konusu edindiğim çok yazım var. Bugüne kadar görevini ihmal eden öğretmenleri eleştirdiğimden dolayı hiçbir öğretmenden tepki almadım. Yalnız ne zaman bir imamı konu edinen bir yazı ele alıp paylaşsam, bazı imamlardan tepki alırım. Hem savunma hem saldırı. Halbuki imam da olsa öğretmen de olsa bunlar bizim insanımız. Hiçbirinin ismine, camisine ve okuluna yer vermiyorum. Yazılarımda tüm öğretmenler tüm din görevlileri böyledir diye toptancı bir anlayışa da girmediğime göre bu bazı imamların eleştiriye tahammülsüzlüğünü anlamak zor.

Cenazede Sakız

Ekranlarda futbol yorumlarını dinlediğimiz GS futbol kulübünün efsane golcü futbolcularından Gökmen Özdenak, yılın son gününde (31.12.2025) vefat etti. Sevenlerinin başı sağ olsun.

Sayın Özdenak’ın cenaze namazı kılınacağında musalla önünde saf tutan sevenler arasında bir kişi dikkatimi çekti.

Bu kişi GS teknik direktörü Okan Buruk’un sol tarafında musallanın hemen önünde saf tutmuş.

Bu kişiyi diğerlerinden farklı kılan ve herkesin dikkatini çeken, bu kişinin cenaze merasiminde sakız çiğnemesi.

Kimdir diye simasına baktım. Tanıyamadım.

Kimse bu kişiyi tanıyamasa da en ön safta sakız çiğnerken görüntülenmesi dolayısıyla herkes tanımış oldu. Meşhur olmak böyle bir şey.

Sonradan bu kişinin adı ve sanı ortaya çıktı. Meğer bu kimse Gökmen ile birlikte 1980-1983 arası GS’de top koşturan bir futbolcu imiş.

Sakız çiğnemek ayıp değil. Hatta kıvamında çiğnemek suretiyle bir ihtiyaç olarak da görülebilir. Yeter ki yerini, zamanını ve kıvamını ayarlamak şartıyla.

Tamam, sakız çiğnenir de herhalde cenaze namazı kılmak için herkesin saf tuttuğu bir esnada hem de protokol diyebileceğimiz en ön safta da sakız çiğnenmez. Görgü diye bir şey var değil mi?

Arkadaşının vefatına duyduğu üzüntüden ne yaptığını bilmiyor diyebiliriz. Belki de sakız çiğnediğinin farkında bile değildir. En azından yanındakiler “Sakızı çıkarır mısın” diye uyarabilirdi.

Sebep her ne ise ekranlardan izlediğimiz bu sakız çiğneme hiç hoş olmamıştır.

İlgili kişinin çiğnediği sakızdan haberdar olduğunu sanmıyorum. Çoğu futbolcuların sahalarda sürekli sakız çiğnediği bir gerçek. Bu şekil sakız çiğnemeye alışan, nerede olduğunun farkına varmadan gayri ihtiyari sakız çiğnemeye devam edebilir.

Gerçi son yıllarda öğrenciler arasında derste sakız çiğneme de çok yaygınlaştı. Çoğu öğrenci ders dinlerken ve öğretmeniyle konuşurken bile hiç istifini bozmadan sakız çiğnemeye devam ediyor.

Sakızları çıkaralım diyorsun. Kimse üzerine almıyor. Sonra kişiyi muhatap alarak sakızı çıkarır mısın diyorsun. Tamam diyor. Az sonra tekrar çiğnemeye devam ediyor. Bir kişiye söyleyince diğerleri de “Oğlum sana söylüyorum. Kızım sen dinle” misali öbürlerinin de çıkarması gerekir. Ama ne mümkün. Çiğnemeye devam.

Haydi bunlar daha öğrenci. Büyüyünce yapmazlar diyorsun. Ama tam gaz sakız çiğneme devam ediyor. Herhalde alışmış kudurmuştan beter dedikleri böyle bir şey olsa gerek.

Diyelim ki biri görgü kurallarını hiçe sayarak veya unutarak sakız çiğniyor. En azından kamera ve objektiflere yansıtmamak gerek.

Kısaca, bir şey yiyip içmede özellikle sakız çiğnemede özen göstermek gerekir diye düşünüyorum. Topluluk arasında, özellikle cenaze esnasında hiç çiğnenmemesi gerekir.