5 Ocak 2026 Pazartesi

Cenazede Sakız

Ekranlarda futbol yorumlarını dinlediğimiz GS futbol kulübünün efsane golcü futbolcularından Gökmen Özdenak, yılın son gününde (31.12.2025) vefat etti. Sevenlerinin başı sağ olsun.

Sayın Özdenak’ın cenaze namazı kılınacağında musalla önünde saf tutan sevenler arasında bir kişi dikkatimi çekti.

Bu kişi GS teknik direktörü Okan Buruk’un sol tarafında musallanın hemen önünde saf tutmuş.

Bu kişiyi diğerlerinden farklı kılan ve herkesin dikkatini çeken, bu kişinin cenaze merasiminde sakız çiğnemesi.

Kimdir diye simasına baktım. Tanıyamadım.

Kimse bu kişiyi tanıyamasa da en ön safta sakız çiğnerken görüntülenmesi dolayısıyla herkes tanımış oldu. Meşhur olmak böyle bir şey.

Sonradan bu kişinin adı ve sanı ortaya çıktı. Meğer bu kimse Gökmen ile birlikte 1980-1983 arası GS’de top koşturan bir futbolcu imiş.

Sakız çiğnemek ayıp değil. Hatta kıvamında çiğnemek suretiyle bir ihtiyaç olarak da görülebilir. Yeter ki yerini, zamanını ve kıvamını ayarlamak şartıyla.

Tamam, sakız çiğnenir de herhalde cenaze namazı kılmak için herkesin saf tuttuğu bir esnada hem de protokol diyebileceğimiz en ön safta da sakız çiğnenmez. Görgü diye bir şey var değil mi?

Arkadaşının vefatına duyduğu üzüntüden ne yaptığını bilmiyor diyebiliriz. Belki de sakız çiğnediğinin farkında bile değildir. En azından yanındakiler “Sakızı çıkarır mısın” diye uyarabilirdi.

Sebep her ne ise ekranlardan izlediğimiz bu sakız çiğneme hiç hoş olmamıştır.

İlgili kişinin çiğnediği sakızdan haberdar olduğunu sanmıyorum. Çoğu futbolcuların sahalarda sürekli sakız çiğnediği bir gerçek. Bu şekil sakız çiğnemeye alışan, nerede olduğunun farkına varmadan gayri ihtiyari sakız çiğnemeye devam edebilir.

Gerçi son yıllarda öğrenciler arasında derste sakız çiğneme de çok yaygınlaştı. Çoğu öğrenci ders dinlerken ve öğretmeniyle konuşurken bile hiç istifini bozmadan sakız çiğnemeye devam ediyor.

Sakızları çıkaralım diyorsun. Kimse üzerine almıyor. Sonra kişiyi muhatap alarak sakızı çıkarır mısın diyorsun. Tamam diyor. Az sonra tekrar çiğnemeye devam ediyor. Bir kişiye söyleyince diğerleri de “Oğlum sana söylüyorum. Kızım sen dinle” misali öbürlerinin de çıkarması gerekir. Ama ne mümkün. Çiğnemeye devam.

Haydi bunlar daha öğrenci. Büyüyünce yapmazlar diyorsun. Ama tam gaz sakız çiğneme devam ediyor. Herhalde alışmış kudurmuştan beter dedikleri böyle bir şey olsa gerek.

Diyelim ki biri görgü kurallarını hiçe sayarak veya unutarak sakız çiğniyor. En azından kamera ve objektiflere yansıtmamak gerek.

Kısaca, bir şey yiyip içmede özellikle sakız çiğnemede özen göstermek gerekir diye düşünüyorum. Topluluk arasında, özellikle cenaze esnasında hiç çiğnenmemesi gerekir.

4 Ocak 2026 Pazar

Maduro Operasyonunun Düşündürdükleri

Venezuela Devlet Başkanı Maduro'nun, eşiyle birlikte yatağından alınıp yargılanmak üzere ABD'ye götürülmesi operasyonundan hepimiz haberdarız. Süreci anlatarak sayfayı doldurmak istemiyorum. Bu operasyondan hareketle endişelerimi ve dünyayı bekleyen tehlikeye dikkat çekmek istiyorum.

Bu operasyon demektir ki dünya, küresel güç ya da güçler tarafından tek merkezden yönetiliyor. Bu merkezin operasyonel ayağı ABD'dir.

Küresel güç nezdinde; devletlerin, ülkelerin ve ülkelerin yönetiminin hiçbir anlamı yok. Varsa yoksa kendi çıkarları. Bu uğurda hiçbir ülkenin ve ülkeleri yönetenlerin itibarı ve egemenliği söz konusu değil. Bunların ne kanun ne kural ne diplomasi umurlarındadır. Dünyayı yönetim tarzlarında orman kanunları geçerli. Kim kendileriyle uyumlu çalışmayı yeğlerse çalışırlar. Değilse o ülke için iç savaş, iç karışıklık, terör, istikrarsızlık ve bölünme kaçınılmazdır. En hafif ve kansız olanı devlet başkanını yatak odasından almaktır.

Bu Maduro vakası, geri kalmış ve gelişmekte olan hiçbir devlet başkanının yerinin garanti olmadığı anlamına gelir. Maduro olayı; uslu durmayan, uyumlu çalışmayan, efelenen, yalpa yapan, direnmeye kalkan devlet başkanlarına bir göz dağıdır. Hepsinin kulağına küpe olsun anlamına gelir. Bakın, şakam yok. Şekil A da görüldüğü gibi demektir.

Bundan sonra Maduro’ya çekilen operasyon gibi bir operasyon yapılmasa bile bu olay tek başına her devlet başkanının kendine çekidüzen vermesi için yeter de artar bile.

Küresel güçler için bir ülkenin krallıkla yönetilmesi veya devlet başkanının seçimle gelmesi bir anlam ifade etmiyor. Kim onların yazdığı senaryonun dışına çıkmaya kalkarsa yani onların senaryosunu oynamaz ve çıkarlarını gözetmezse hem ülke hem de kendisi bedelini ağır öder.

Irak, Libya ve Suriye orduları ülkelerini korumak için tek kurşun atmadı. Aynı durum Venezuela ordusu için de geçerli. Bu demektir ki geri kalmış ve gelişmekte olan çoğu ülkelerin ordusu küresel güçlerin emrinde. Bu tip ülkeler için şöyle güçlü ordusu, böyle güçlü silahları var demeye gelmez. Bu orduların gücü kendi halkınadır. Küresel güçlerin karşısında boyunları kıldan incedir. Kendi halkına aslan kesilen bu ordular küresel güçlerin karşısında kuzu kesiliyor. Bir nevi emir erliği görevi. Burada geri kalmış ve gelişmekte olan çoğu ülkelerin ordusunu sorgulamak gerekir diye düşünüyorum.

ABD’nin düzenlediği operasyonun bu derece kolay olması, Venezuela içinde ABD adına çalışan kimselerin olduğunu da düşündürüyor. Hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz.

Maduro olayı gösterdi ki birkaç ülke dışında ABD'ye ses eden ve kınayan bile olmadı. Ya sessiz kaldılar ya da suhulet ve itidal telkin ettiler. Küresel güçlerin ve ABD'nin en büyük gücü ve cesareti de dünyanın bu sessizliğidir. Dünya devletleri böyle ses etmeyerek sarı öküzü vermeye devam etsinler. Bakalım sıra kendilerine ne zaman gelecek?

Bir başka ülkenin, kendi devlet başkanlarını yatağından alıp kendi ülkesine götürerek yargılayacak olmasına, halkın bir tepkisinin olmaması da düşündürücü. Demek ki seçilmiş de olsa devlet başkanları bu halk için bir anlam ifade etmiyor. Halk o kadar sindirilmiş olmalı ki ne başkanlarına destek olmak için ne de bu başkandan kurtulduk sevinciyle meydanlara indi. Bu tepkisizlik ülkenin demir yumrukla yönetildiği şeklinde anlaşılabilir. Ülkede enflasyonun yüzde 180 olması ülkenin kötü yönetiminin bir göstergesi olsa gerek. Bu demektir ki ülke halkı enflasyon ve hayat pahalılığında inim inim inlemiş.

Ülkenin o kadar yeraltı ve yer üstü zenginliklerine rağmen halkın ekonomik yönden bu derece mağdur edilmesi, sadece ülkeye uygulanan ambargo ve dış güçlerle açıklanamaz.

ABD'nin tek bir asker zayiatı vermeden bir başka ülkeye girerek ülkenin devlet başkanını derdest edip ülkesine götürmesi, başarılı bir operasyon. Bu operasyondan biz de dersler çıkarmalıyız. Çünkü ne zaman bir operasyon yapsak mutlaka can kaybı veririz. Son örnek, Yalova'da 6 IŞİT'linin öldürüldüğü operasyonda üç polisimizi şehit verdik. Yanlış hatırlamıyorsam 8 polis ve 1 bekçi de yaralı. Bizim 6 IŞİT'liye düzenlediğimiz operasyon 7.30 saat sürerken ABD'nin başka ülkede düzenlediği operasyon 2 saatte tamamlandı. Bu demektir ki operasyonlarda başarılı olmak için çok fırın ekmeği yememiz gerek.

Sonuç olarak ABD'nin başka bir ülkenin itibar ve egemenliğini hiçe sayarak tüm teamüllere aykırı olarak düzenlediği bu operasyonu ve o ülkeye çökmesini tasvip etmek mümkün değil. Halk beni seçti diye Maduro’nun da ülkesini bu derece kötü yönetmesinin haklı bir gerekçesi olamaz. Maduro yüzde yüz görevden alınmayı hak etse bile bu şekil bir operasyonla alınması hiç doğru değil. Dünya devletlerinin bu orman kanununa sesini çıkarmamasının ve tepki göstermemesinin bir izahı olamaz. Tüm ülkeler tepki gösterse ABD ne yapabilir, küresel güçler ne yapabilir?

Bu demektir ki dünya bundan sonra çok şeye gebe. Doğum sancısını bizler çekeceğiz, keyfi de küresel güçler ve onların operasyonel gücü ABD sürecek.

3 Ocak 2026 Cumartesi

Çağa Direnen Bir Çağdaş

Ortaokul ve liseden bir sınıf arkadaşım var. Kendi halinde bir arkadaş. İnsanlarla ayaküstü muhabbet etse de gideceği yere tek başına gitmeyi, yalnız gezip dolaşmayı ve oturup kalkmayı tercih ederdi.

Lise son sınıfta iken kimi okumak kimi de şansını denemek için üniversite sınavına girerken belki de türünün son örneği olarak sınava bile müracaat etmedi.

Okul bittikten sonra imamlık imtihanına girerek kazandı. Müftülükten şurayı mı istersin, burayı mı şeklinde iki seçenek sunulmuş. Şehrin en ücra yerini seçmiş. Seçerken tercihi de "Buranın üzümleri iyi olur" diye duymuş ve üzümü meşhur mahrumiyet bölgesini seçmiş.

Yıllarca burada görev yaptıktan sonra şehir merkezine tayini çıkarak emekli oluncaya kadar iki, üç camide görev yapmıştır.

İnsanlarla pek değil, hiç diyaloğu olmasa da görevine bağlı biri. Görevini aksattığı ne duyulmuştur ne de görülmüştür. Sınıf arkadaşları tarafından her yıl düzenlenen yıllık sınıf pikniğine bile “görevim var, ihmal edemem” diyerek hiç katılmamıştır. Bağlı olduğu müftüye bu konuyu açtığımda amiri bile o kadar da olmaz diyerek bu durumu garipsemiştir.

Erken yaşta emekli olmasına rağmen yıllık pikniklere yine katılmıyor. Nevi şahsına münhasır, türünün son örneği dense yeridir.

Kimseyle pek iletişimi ve görüşmesi olmasa da çarşıya çıktığı zaman uğradığı bir esnaftan kimin ne yaptığını öğrenmek suretiyle her şeyden de haberdar.

O herkesten kopuk olsa da ara ara ararım kendisini. Bir defasında ömrüm seni aramakla mı geçecek, bir daha aramayacağım dedim. Birkaç defa aradı.

Toplum içerisine çıkmasa da sınıf pikniklerine gelmese de sınıfın iletişim grubuna dahil etmek istedim. Akıllı telefon kullanmadığı için gruba alamadım.

02 Ocakta Çıkrıkçılar içine girerken karşıma geldi. O beni görmeden Allah rızası için bir bardak çay içir dedim. "Maaşı çekmeye gidiyorum bankaya" dedi. İyi o zaman. Maaşı çekeceksen birden fazla çay içirirsin dedim. "İçireyim de maaşı geç çekerim" dedi. Nereden çekeceksin dedim. Bir finans kurumunun adını verdi. Eşlik ettim oraya kadar. Banka kapalıydı. Cuma günleri saat 14'00'de açılırmış. Çeyrek dakika vardı daha açılmasına. Niye bankamatikten çekmiyorsun dedim. "Hepsini vermiyor kartla" dedi. İnternet bankacılığın yok mu? Bana EFT yapalım. Hemen hallederiz dedim. "İnternet bankacılığım yok" dedi. Mübarek bu teknoloji çağında İnternet bankacılığı olmaz mı dedim. "Hiç ihtiyaç hissetmedim. Ben öyle şeylerden anlamam. Her ayın birinde gelir bankadan hepsini çekerim" dedi. Şaşırdım.

Beklerken "Bazen 16.00'yı bulur maaşı çekmem. Birden verivermiyorlar. Önce para yaptıranları çağırıyorlar. Benim para çekeceğimi bildikleri için hep en sona bırakırlar. Ben de beklerim. Bazen para yok derler. Yine beklerim" dedi. İyi, sen kendine işi bulmuşsun. İşin kolay tarafını tercih etmiyorsun. Haydi vakit geldi. Gir içeri. Maaşını çek. Ben falan çay ocağına gidiyorum. Seni bekleyeceğim dedim. Ayrıldım.

Dediğim çay ocağına geçtim. Kalabalık olunca girmedim. Başka bir çay ocağına geçtim. Oradan telefon açtım. Cevap vermedi. Ardından, falan çay ocağına geçtim. Oraya gel mesajı yazdım. Ona da cevap vermedi. Herhalde işi bitmedi. Meşgul diye düşünürken nice sonra aradı: "Telefon evdeydi. Eve yeni geldim. Bugün maaşı erken çektim. Hemen ardından geldim. Seni bulamadım" dedi. Telefonu niye evde bırakıyorsun dedim. "Telefon boyumdan büyük. Taşıması zor. Çarşıya giderken evde bırakırım. Sana bir çay borcum olsun" dedi. Eyvallah deyip görüşmeyi sonlandırdık.

Telefonu kapatır kapatmaz bu çağda çağın imkanlarından yararlanmayan bir dünyalı dedim kendi kendime. Arkadaşı severim ama bu kadar da olmaz. Bahsettiğim arkadaşı çok yaşlı falan sanmayın. İradesi, bilinci yerinde bir arkadaş. Ne dediğini ne yapacağını bilen biri. Akıllı olmaya akıllı. Yalnız imkanı olmasına rağmen akıllı telefon kullanmaması, kullanmamak için direnmesi, hâlâ basmatik telefon kullanması, maaşını şubeye kadar gidip çekmesi, İnternet bankacılığını kullanmaması, çarşıya çıkarken telefonu evde bırakması, hâlâ toplum içine çıkmaması hâlâ yalnız yaşamaya devam etmesi "Çağa Direnen Bir Çağdaş" olur sadece. Başka da aklıma bir şey gelmedi.