28 Ekim 2025 Salı

Bir Bahisimiz Eksikti *

TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun yaptığı açıklamaya göre “Türkiye Profesyonel liglerinde görev yapan toplam 571 hakemden 371’inin bahis hesabı varmış. 152’si ise aktif olarak bahis oynamış.

152 hakem Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu’na (PFDK) sevk edilmiş. Listede Süper Lig’den Zorbay Küçük gibi üst klasman hakemlerinin de ismi geçiyor”.

Kamuoyunda bomba etkisi yapan bu bahis skandalını İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 2025 Nisan ayında dosya açarak skandalı incelemeye aldığı anlaşılıyor. Savcılık en az beş yıl geriye giderek hakem, alt ve üst liglerden 3700 futbolcunun ve kulüplerin hesap hareketlerini de incelemeye başladığı belirtiliyor. MASAK raporları, HTS kayıtları ve yurt dışı bahis sitelerinden alınan kullanıcı verileri de inceleniyor. Dosyada çok sayıda gizli tanık ve itirafçı ifadesinin de yer aldığı yazılıp çiziliyor.

Görünen o ki futbol sadece sahada 90 dakika top oynamaktan ibaret değilmiş. Anlaşılan o ki futbolda büyük paralar dönüyor. Para varsa bir yerde her türlü alavere ve dalavere orada bitiyor. Paranın olmadığı en bitek bir tarlada buğday bile bitmez. Çünkü insanımızın orada işi olmaz. İnsanımız para nerede, ben orada olmayı paralo edinmiş. Çeşme akarken kesemi doldurayım diyor.

Hakemlerimiz de futbolun içinde. Çoğu kamu ya da özelde çalışan kişiler. Asıl işinin yanında ek olarak hakemlik de yapıyorlar. Görünen o ki çoğunun bahis asıl işi, hakemlik ise ikinci asıl işi, esas işleri de ek işi olmuş. Sahada futbolcu gibi biz de terliyoruz. Futbolcular kadar kazanmıyoruz. Bari bahis oynayarak köşeyi dönelim istemiş olmalılar. Nasılsa, nereden buldun, bu servetin kaynağı ne diyen yok, araştıran yok, inceleyen yok, takibe alan yok. Birileri şikayet edecek de bir şeyler olacakmış. O zamana kadar köşeyi döner, işimi yürütürüm mantığı güdülmüş. Tabiat boşluk kabul etmez. Şayet boşluk bırakılırsa, o boşluğu birileri bir şekilde işte bu şekil doldurur.

Bir de ikinci ek iş yapanlar asıl işini ihmal ederler.

Biz de her maç sonrası oturur kalkar, maç yönetiminden dolayı hakemleri yerden yere vuruyoruz. Ben de bu kadar eleştiriyi bu hakemler nasıl kaldırır diye düşünürdüm. Meğerse adamların ekmek teknesiymiş bahis. Sen istediğin kadar eleştir. Adamlar malı götürüyormuş. Adam gibi yönetseler, ekmeklerinden olacaklar. Öyle ya adamlar para musluğunu kesme uğruna niye iyi maç yönetsinler. Nasılsa yapanın yanına kâr kalıyor ve eden bulmuyor.

İşin boyut ve vahametini bilmiyorum ama bu skandal, bizde maçların kötü yönetiminin arkasında belki bu bahis lobisinin olduğunu akla getiriyor. Biz öyle bir ülkeyiz ki VAR bile bize çözüm olmadı. Çünkü her işimiz alavere dalavere.

Futbola az ilgim var. Bahisten hiç anlamam. Nasıl oynanır, ne kadar ödenir, hangi vakit oynanır, kaç tahmini tutan ne kadar kazanır bilmem. Oynama merakım hiç olmadı. Spor Toto ve Loto duyardım bir zamanlar. Belki başka adlarla da bahis oynanıyordur şimdi.

Bu bahis skandalı kamuoyunu gündemini ne kadar meşgul eder, ucu kimlere gider, kimleri vurur, bu soruşturma ile birlikte futbolumuz temizlenir mi, hakemlerimiz daha iyi maç yönetir mi bilmem. Bildiğim bir şey varsa nice skandallar kamuoyunda bomba etkisi yapar. Savcılık el koydu. Yapanlar yandı ve yansın denir. Bir müddet sonra kamuoyunun gündeminden düşer. Davalar normal seyrinde devam eder. Kaç kişinin ceza aldığı, soruşturmanın derinlemesine yapılıp yapılmadığı bile bilinmez. Çünkü başka skandallar ülke gündemine oturur. Her skandal önceki skandalları bir nevi sumen altı eder. Örnek: Yenidoğan, otel yangını, sahte diploma vs.
Olup bitenlere şaşırdığım anlaşılmasın. Ülkemde ardı arkasına patlak veren skandallara şaşırmıyorum artık. Çünkü tüm kurum, kurul ve yapılarımızla birlikte bir çürümüşlüğün, kokuşmuşluğun girdabındayız. Gördüğünüz gibi bir seyir zevki olan bir oyunu bile ağzımıza, yüzümüze bulaştırmadan oynayamıyoruz. Değil ki diğer işlerimiz düzgün olsun. Keşke sadece futbolda olsa. Bu alavere dalavere hastalığı, vücuda yayılan kanser gibidir. Vücuda girdi mi o vücut iflah etmez. Ülkeyi bir vücuda, vücudun her organını da ülkenin kurumlarına benzetirsek bir organdaki hastalık, irin ve cerahat vücudun diğer organlarını da kirletir.

Yazılarımda pozitif enerji vermediğim doğrudur. Çünkü ülkem adına hayal kırıklığı yaşıyorum. Hayal kırıklığı yaşaya yaşaya hayal kırıklığı yaşamamayı öğrendim.

Umutsuz değilim ama tüm kurum ve kuruluşlarıyla temizleneceğimize ihtimal vermiyorum. Ancak halk skandallara tepkisini gösterir, takibini yapar, hesap sorucular da “Kızım Fatıma da olsa cezasını veririm” iradesini samimiyetle ortaya koyarsa, işte o zaman bu ülkeye dair ümidim artar.

Gönül ister ki her şeyin bir miladı olsun. Bir güzel temizlenelim. Temizliğe de futbolla başlayalım. Savcılık ucu kime dokunuyorsa, nereye uzanıyorsa üzerine özenle gitsin. Hak eden cezasını alsın. Bu cezalar herkese ibret olsun. Yalnız her şeyin dijital ortamda döndüğü günümüzde, gizli tanık ve itirafçı (jurnalci) ile soruşturmanın sulandırılmasından endişe ediyorum. Unutmayalım ki gizli tanık ve jurnalcilerle ile adalet sağlanmaz. Onlarda medet de beklenmez. Nice skandallar itirafçı ve gizli tanıklarla heba edilmiştir. Yine bunlarla nice masumların canı yanmıştır. Lütfen bu sefer yoğurdu üfleyerek yiyelim.

Burada her hakem her futbolcu bu bahisin içinde olduğu anlaşılmasın. İçlerinde temizlerin olduğunu düşünüyorum.

*29.10.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

27 Ekim 2025 Pazartesi

Nikahta Emeklilik Muhabbeti

Bugün bir nikah merasimine gittim. Salonun en arka tarafında bir kişilik yer buldum. Uzun süredir görüşmediğim birkaç ahbapla da hal hatır sorduk bu vesileyle.

Kucağında çocuğuna bakmakla görevli biri, "Emekli oldun mu" dedi. Çalışıyorum dedim. Ardından yaşımı sordu. "Yaşı bekleyecek misin?" dedi. Evet dedim.

Çocuğuna bakmaktan yorulmuş. Aynı zaman da dili şişmiş gayri. Bırakıvermedi emekli işini. Millet ön tarafta nikahını kıydı. Biz emeklilik muhabbetine devam ettik. Daha doğrusu dili şişenin dilini indirme işine yardımcı oldum.

"O zaman daha üç senen var" dedi. Öyle dedim. Bu arada matematik hesabı da kuvvetli.

"Ne zaman başlamıştın bu göreve" dedi. Şu tarih dedim.

"Aslında sizin emekli olmanız lazım. Şundan ki gençlere yol açılsın" diye. Maşallah, hem çocuğuna bakıyor hem nikah merasimini icra ediyor hem beni emekli etmeye çalışıyor hem de işsiz gençleri düşünüyor. Herkes bu kişi gibi olsa memleketin çözülmedik sorunu kalmaz. Görün de halinizden utanın, sizi kendine Müslüman tipler. 

Şu şartla emekli olurum. Yerime gelecekler ve siz, emekli olunca düşecek maaşımı, çalışırken aldığım maaşa denkleyecekseniz, hemen emekli olayım dedim. Olur, niye olmasın bile diyemedi.

Oldu olacak kabak tadı veren bu muhabbete bir nokta koyayım dedim. Aldım elime sazı: 

Bir taraftan emekli olanlar, aman emekli olma diye pişmanlığını ifade ediyor. 

SGK Genel Müdürü erken emeklilikten ve emeklilerin çokluğundan dert yanıyor, bir de emeklilerin uzun yaşadığına vurgu yapıyor. 

Diğer taraftan Çalışma Bakanı, 9 bin olan Bağkur’luların prim iş gününü 7200 güne indirme çalışması yapıyor. 

Siz de gençlere yol açsanız iyi olur diyorsunuz da sadece yaşadığımız şu şehirde değişik branşlarda 3 bin norm fazlası öğretmen var. Ben emekli oluversem, mevcut norm fazlası olanlardan biri yerime gelecek. Yani yeni gençler yine görev alamayacak. Ayrıca benim branşım bugünden itibaren mezun vermese, mevcut mezunları eritmek için 90 yıl gerekiyor. Kısaca mevcut çalışanlar tümden emekli edilse, atanma bekleyen gençler yine eritilemez. O yüzden gözüme bakıp emekli olmamı beklemeyin. Benden size ekmek yok dedim. Gülüştük. Mevzu bu şekilde kapanmış oldu.

65'i bekler miyim bilmem. Bildiğim, işime hakim olduğum müddetçe işime devam etmek. Gençler ve gençleri düşündüğünü ifade edenler hiç kusura bakmasın. Kanunen tamam, sen bundan sonra bize yaramazsın deyinceye kadar çalışma niyetim var. Elbette sağlığım elverirse.

İşin garibi gözü emekliliğimizde olanlar, hatta bunu diliyle ifade edenler, 65'ini doldurduktan sonra siyasete devam edip ülke yöneten veya ülke yönetmeye talip olanlara, yürümekte ve konuşmakta zorlananlara, yeter artık, emekli olun, gençlere ya da yeni yüzlere yer açın diyorlar mı? Dediklerini sanmıyorum. Çünkü onların gücü ancak bize yeter. 

65'i doldurduktan sonra ne yapar ne ederim bilmem. Bakarsınız, 65'i doldurduktan sonra belki siyasete atılırım. Öyle ya yapanlar benden iyi mi yapıyorlar. Üstelik siyasette yaşını başını almışsın, torun torba sahibi olmuşsun, çekil köşene denmediğine göre ben de rahat rahat siyasetimi yaparım. Bana sınıfı esirgeyenlere siyaset nasıl yapılırmış gösteririm. Görenler de biz bundan sınıfı esirgemiş, sınıfın sorumluluğunu almıştık. Eyvah, tüm ülkeyi yönetip tasarruf ve icraatlarıyla ülkenin tüm sorumluluğunu verdik.  O da kırıyor, döküyor desin. 

Sanırım ciddiyetimi anladınız. Zira şakam yok. Sınıfın sorumluluğu mu, ülkenin sorumluluğu mu? Seçin beğenin. Sonra biz ne yaptık demeyin. Çünkü son pişmanlık fayda vermez. 

26 Ekim 2025 Pazar

Dost Bildiklerim

Altının para etmediği, para ediyorsa da pek cep yakmadığı dönemlerde, üç tane düğün yaptım. Düğün yapılır da düğüne; eş, dost, tanıdık ve ahbap davet edilmez mi? Çünkü sevinç ve üzüntülü anlar diyebileceğimiz düğün ve cenaze işleri bunlarla olur. Sevinç ve üzüntü birlikte paylaşılır.

Düğüne gelinir de düğün hediyesiz olur mu? Sağ olsun, eş, dost ve tanıdıklar hediyelerle beraber geldiler. Hediye getiren de sağ olsun getirmeyen de. Çam sakızı çoban armağanı deyip gönül alan da sağ olsun, değerli hediye getiren de. 

Niyetim, kimin ne getirdiğini saymak değilse de kabataslak şöyle söyleyeyim. Kimi borcam kimi çanak çömlek getirdi. Kimi cebime para sıkıştırdı kimi zarf içerisinde para verdi kimi zarflarda isim yazılmış kimisinde yazılmamış. Kimi de çeyrek, gram getirdi.

Gelen kap kacakları izbeye koyduk. 

Bir zaman geldi. Hepsini arabanın arkasına koyarak bir tanıdığıma götürdüm. Kullanacağını kullan. İhtiyaç fazlasını muhtaç birilerine ver dedim. 

Para verenlerin kimi dolgun kimi de alt limit rayiç neyse o kadar para vermiş. Gelen paraları cebime koyup ihtiyacıma harcadım.

Çeyrek ve gram getirenlere sağ olsunlar, sevip sayıp getirmişler. Demek ki yanlarında bir değerim varmış. Dostmuş bunlar dost dedim.

Bir taraftan ve düğünleri yaparken bir taraftan da eş dost düğününe davet etti. Özel durum hariç, davet edildiğim tüm düğünlere hemen hemen icabet ettim. 

Düğüne giderken her ne kadar düğüne götürüp getirilen hediyeler için bir karşılık beklenmese de yine de adı konmamış bir şekilde karşılık ilkesinin şu ya da bu şekil gözetildiğini söylemeliyim. Zamanında hediye olarak kap kacak ve para getirenlere zamanın ruhuna uygun güncelleme yaparak zarf içerisinde para, çeyrek ve gram getirenlere de altın götürdüm. 

Düğün, dernek ve hediye işleri bu şekil devam ederken karşılık ilkesi gereği götürdüğüm hediyeler cebimi yakmadı, canımı da acıtmadı. 

Para, pul, kap kacak getirenler neyse de altın getirenler bir türlü düğünlerini zamanında yapıvermediler. Neymiş de çocukları küçükmüş. 

Gel zaman git zaman öyle bir zaman geldi ki altın getirenlerin aklına çocuklarını evermek geldi. Hele ki şükür. Yalnız şu var ki altın uçtu da uçtu. Yakalayabilene aşk olsun. Cesaretin ve gücün varsa al da göreyim. 

Ne vakit altın getiren biri düğün yapmaya kalksa içim cız eder. Beni bir üzüntü kaplar. Moralim bozulur. Yemeden, içmeden kesilirim. 

Şimdi düşünüyorum da zamanında ben bu altın getirenleri, bana değer verdiler, bunlar benim dostummuş dediğime hayıflanıyorum. Bunları dost bilmişim. Alacakları olsun diyeceğim ama alacakları var. Şu var ki benim gerçek dostlarım, başta borcam olmak üzere kap kacak ve para getirenlermiş. 

Altın getirenler ise al altını. Sevin sevineceğin kadar. Bil ki bu sevincin uzun sürmeyecek. Zira göreceksin gününü. İşte o zaman biz sevineceğiz diye altın getirmişler. 

Sorarım size. Ne kötülüğümü gördünüz de bana bu kötülüğü yaptınız?

Hasılı, her konuda olduğu gibi dost konusunda da yine yanıldım yine yanıldım. Yanarım yanarım da zamanında borcam getirenlere dudak büktüğüme yanarım. Allah beni affetsin.