26 Eylül 2025 Cuma

VNÇ

Bulunduğum muhitte, formalarından ve yaşlarından öğrenci olduğu belli çocuklar görürüm. Formanın önündeki VNÇ dikkatimi çekti.

VNÇ ne olabilir, neyin kısaltması derken ilk aklıma gelen, vinç oldu. İyi de vinç ne alaka? Acaba mesleğe yönelsinler diye vinç okulu açılmış olabilir mi diye düşünmedim değil. Belli ki bu çocuklar vinç operatörü olacaklar. Ne de olsa ülkede istihdam daralması var ama vinç operatörüne ihtiyaç var. Çünkü herkes vinç operatörü değil.

Ben böyle düşüne durayım. İmdadıma, mahallemdeki okul geldi. Mahallemdeki okulun adı Vali Necati Çetinkaya idi. Okulu telaffuz edince, Vali'nin "V'si, Necati'nin" N"si, Çetinkaya'nın "Ç"si alınıp ortaya VNÇ çıkmış.

Meğer gördüğüm tişörtlü öğrenciler vinç operatörü öğrencisi değil de Vali Necati Çetinkaya Ortaokulu öğrencileri imiş.

Sonraki günlerde okul formasında başka ne var diye daha dikkatli baktım. Tişörtün bazısının sol, bazısının sağ omuzunda 1990 yazılı idi. Belli ki okul 1990 yılında açılmış olmalı.

Bir başka gün tişörtle uyumlu eşofmana benzer pantolon gördüm. Alt giysiye de VNÇ yazdırılmış. Kısaca okul formasının hem üstüne hem de altına VNÇ yazdırılmış.

Her ne kadar okulun baş harfleri verilmiş olsa da VNÇ kısaltması bana garip geldi. Yukarıda bahsettiğim gibi ilk etapta vinci çağrıştırıyor. Belki çocuklar da kendi aralarında vinç geldi, vinç gidiyor diye şakalaşıyordur.

Okul kendi bilir ama ben olsam okulun baş harflerini böyle kısaltma yoluna gitmezdim. Hele okul formasına yazdırmazdım. Üstelik bildiğim kadarıyla okul formalarına bu şekil logo bastırmak yasak. Öyle görünüyor ki yasaktan önce bu kısaltma tercih edilmiş olmalı.

Okulun kısaltması bir anlam ifade etse eh dersin, bir etik ya da ahlaki kuralı hatırlatıyor dersin. Ama bildiğin vinci hatırlatıyor. En azından bende öyle.

Bilmeyenler için söyleyeyim, okul Konya'da başarısını ispat etmiş bir okul. Bu yüzden sadece muhitinden değil, Konya'nın öbür ucundan öğrenci alıyor bu okul. Okul kalitesini ispat edince formaya da okulun logosunu bastıralım diye düşünmüş olmalı.

Okulun bulunduğu muhit insanı, okulda okuyan öğrenciler ve velileri VNÇ'nin ne anlama geldiğini bilse de muhit dışında her gören VNÇ ne demek diye soruyordur.

Yine bilmeyenler için söyleyeyim. Okul Havzan Mahallesinde bir ortaokul. Okul zamanın Konya Valisi Necati Çetinkaya zamanında yapılmış olmalı ki okula Valinin adı uygun görülmüş.

Sayın Vali ne zaman Konya Valiliği yapmış diye diye baktım. 1988-1991 yılları arasında görev yapmış. Bakınca Vali’nin ikinci bir isminin daha olduğunu öğrendim. Esas adı, Mehmet Necati Çetinkaya imiş. İlk defa duyduğum Mehmet' i de görünce iyi ki okula tüm ismi verilmemiş dedim. Çünkü o zaman okulun adı, Mehmet Necati Çetinkaya Ortaokulu olacaktı. Haliyle uzun isim daha da uzayacaktı.

Sayın Vali, isminin verildiği bu okulu kendi cebinden para vererek yaptırmış ya da anlamlı bağış diyebileceğimiz yüklü bir miktar bağış mı yaptı da bu okula ismi verildi? Bu kısmı bilmiyorum ama sanmıyorum Valinin kendi imkanıyla bu okulu yaptırdığını. Çünkü sadece bu Vali değil, çoğu yerde valiler ismine okullar var. Vali dışında devlette görev yapmış üst düzey kişiler adına da okullar var.

Siz nasıl görürsünüz bilmem ama ben okullara ya da kurumlara devlet adına iş yapan kişilerin isimlerinin verilmesini çok doğru bulmuyorum. İhtiyaç olan yere okul yapılmışsa, o mahalle ya da muhit adını vermek en doğrusu. Mesela bu okul Havzan Mahallesinde olduğuna göre bu okula Vali adından ziyade Havzan Ortaokulu adını vermek daha uygun olurdu. Gördüğünüz gibi okul ismi hem kısaldı hem de Havzan ismini duyan, okulun yerini, nerede bu okul demeden bilirdi.

Kısaca:
Okullar muhitinin adıyla anılmalı.

Okullara, zamanında yapıldı, aracılık etti diye vali türünden isimler verilmemeli.

Hayırsever isimleri verilmekten kaçınılmalı. İlla hayırseverin ismi verilecekse sadece soyadı okula verilmeli. Ana, baba, çift isim gibi tüm isimleri ekleyerek okulun ismini gereksiz yere uzatmamalı. İnanın öyle uzun isimler okullara isim olarak veriliyor ki öğrenci okulunu söylerken arada nefes almak zorunda kalıyor.

Okul isimleri, muhitine uygun, anlamlı, sade ve kısa olmalı.

Verilen isim de sık sık değiştirilmemeli.

Okul yaptıracak hayırsever okula illa benim adım verilecek derse, adım değiştirilmeyecek diye protokol imzalamaya kalkarsa, kusura bakmayın, okulun ismi değiştirilemez. Buna razı isen yardımını kabul ederiz denmeli. Okulun giriş kısmında herkesin göreceği yerde okulu kimin yaptırdığı, hayırseverin kısa hayatını anlatan bir bilgiye yer verilebilir. 

Okul formasında okulu çağrıştıran bir yazı bir kısaltma bir logo olmamalı. Çocuk bu formayı yeri geldiği zaman okul dışında da giyebilmeli.

25 Eylül 2025 Perşembe

Sağlıklı Yaşamanın Yolu

Göbek bu toplumun özellikle erkeklerin en büyük problemi. Her göbek ağır kilo demektir.

Göbek bu çağın bir sorunu. Çünkü bedenen çalışıldığı eski dönemlerde insan ne yer ne içerse eritirdi. Haliyle özel bir durum yoksa göbek diye bir sorun olmazdı.

Göbeğin çıkması; yememiz, içmemiz ve hareketsizliğimizin bir sonucu. Çünkü çoğumuz masabaşı ya da buna benzer iş yapıyoruz.

Göbeklileri görürüm. Çoğunun göbeğinden yana bir şikayeti yok. Göbeğinden ve kilosundan şikayetçi olan da göbeği eritmenin yollarını bilse de bazı gerekçeler öne sürerek uygulamıyor.

Fazla kilo ve göbek her şeyden önce ayaklara zarar. Çünkü kilo ve göbek arttıkça ayakların vücudu taşıması zorlaşıyor. Kişi yürürken hışmış kalıyor. Öyle zannediyorum, tuvalet ve taharet ihtiyacını da rahat halledemez. Banyo yaparken eller sırtına ulaşmadığı için düzgün bir şekilde sürtünemez.

Yol yakınken bir çözüm bulmak gerek. Sözüm kilo ve göbeğini dert edinenlere elbet. Diğerleri varsın göbekleriyle baş başa yaşamaya devam etsinler. Belki faydası olur diye göbeği eritmeye ve kilo vermeye dair tecrübelerimi paylaşmak istiyorum.

Günlük en az yarım saat hızlı ve aynı tempoda yürümek. Kısaca ter atmak.

Ekmek, poğaça, simit türü yiyeceklerden mümkün olduğunca uzak durmak. Çünkü bunların mideyi doyurma özelliği olsa da mideyi büyütmekten başka işe yaramaz. Ne kadar ekmek o derece erken acıkmak demektir. Ekmeksiz yeme içme daha geç acıktırır.

Yemek yerken hızlı yememek. Lokmaları iyice çiğneyerek ve hazmede hazmede yemek. Bu şekil yenen yemek hazmı kolaylaştırır. Hazmetmeden ve iyice çiğnemeden yenen her yemek göbeği çıkarır. Kişiye çabuk kilo aldırır.

Bol su içmek. 

Akşam yemeklerini 5-6-7 gibi mümkün olan en erken vakitte yemek. Gecenin geç vaktine kadar meyve, pasta, börek türü yiyecekleri yemekten uzak durmak. Mide acıkmaya yüz tuttuğu zaman uyumak. Çünkü akşam ve gece yenen her şey kilo aldırmada bire bir. Mide, hareketsizlikte eritmede zorlanır. Tok uyku bol bol kabus gördürür. Kişiye enfes uyku çektirmez.

Hareketsizlikten mümkün olduğunca uzak durmak. Arabaya binmeyi en aza ve zorunlu hallere indirgemek.

Perhiz önermiyorum. Hele gündüz yiyebildiği kadar yesin.

Kısaca vücudu mümkün olduğunca hareket ettirmek lazım.

Bu tecrübelerimi uygulayan, kilo ve göbek sorununu çözer.

Kilo verdikçe ve göbek eridikçe rahatlar, daha kolay nefes alır verir, hışmış kalmaz. Kişi kuş gibi olur. Taharet sorunu ve banyo yapmada zorlanmaz. Kabızlık sorunu da kolay kolay çekilmez. Daha sağlıklı yaşarsınız. Yürüme rutine bindirilirse kişide üşengeçlikten eser kalmaz.

Haydi göreyim sizi. Geçti bizden demeden sağlıklı iken uygulayın. Yoksa iş işten geçtikten sonra zaten yürümeye mecaliniz kalmaz.

Bunları uygulayın ki göbeksiz günler ve göbeksiz vücut sizin olsun.

İyi, hoş, güzel diyorsun da yapamıyorum diyorsanız, kendinize hayrınız yoksa geride kalanlar için bir hayır yapın. Temenni edilmez ama yarının ne getireceği bilinmez. Bakıma muhtaç hale geldiğinizde bakımınızın kolay olması için bunları yapın. Öldüğümüz zaman da salınıza yapışanlar ne ağırmış demesin. Kuş gibi hafifti desin.

24 Eylül 2025 Çarşamba

Anlamadım Gitti *

Bu ülkede iş bulup çalışmak, çalışırken evin geçimini sağlayacak bir ücret almak, çalışanlar arasında ücret dengesizliği, gelecek endişesi yaşamak bir problem.

Okumuş gençlerde işsizlik had safhada.

İnsan kaynağı planlaması yapamıyoruz.

İş var, çalışacak eleman bulamıyoruz.

Çalışacak kalifiye eleman var, iş veremiyoruz.

İş var ama insanımız iş beğenmiyor. Çalışacak herkese bu ülkede iş var diyoruz. İstiyoruz ki üniversite mezunu biri gidip asgari ücrette çalışsın.

Kiralar makul seviyede değil. Evi olmayanların aldıkları ücretle oturduğu evin kirasını ödemede zorlanmaması mümkün değil.

İş bulup çalışmak mesele iken çalışma hayatı sonrası emekli olmak da problem, erken emeklilik de problem. Çünkü esas geçim gailesi emeklilikten sonra başlıyor. En düşük emekli maaşı alanlar hala kirada ise aldıkları emekli maaşının üstüne para koyup kirayı ödemesi gerekiyor.

Aynı zamanda emekliler de problem. Çünkü haddinden fazla emekli var. 17 milyon emekliden bahsediliyor.

Çalışma ve Güvenlik Bakanı'nın açıklamasına göre SGK bütçesinin yüzde 67'i emekli maaşı ödemesine gidiyormuş. Yine Bakan'a göre emekliler içerisinde en düşük emekli maaşı alanların sayısı 4 milyonmuş. Emeklilerin maaşını ödemekte zorlandıklarını, şükür ki ödeyebildiklerini söylüyor.

Bu emeklilere her yıl EYT ve yaş haddinden emekli olanları da eklersek karşımızda çözüm bekleyen emekliler ordusu var. Çünkü ülke bütçesini şimdi olduğu gibi ileride zorlayacak en büyük problem emekli olanlar ve emekli ettiklerimiz olacaktır.

Durumumuz bu iken problemin altından nasıl kalkarız, ne yapıp ne edebiliriz üzerine kafa yormamız gerekirken Çalışma Bakanı Işıkhan, "Bağ-kur'lu çalışanların 9000 olan prim gününü 7200 prim gününe indirme üzerine bir çalışma başlattıklarını, üzerinde çalıştıklarını, seçim vaatlerinden biri olduğunu" açıklıyor. Bu demektir ki 9 bin prim günü için 25 yıl çalışması gereken Bağ-kur'lu 20 yılın sonunda emekli olabilecek.

Her şeyden geçtim. Emeklilerin yükünden, fazlalığından, SGK bütçesinin % 67'i emekli aylığı ödemesine gidiyor şeklinde dert yanarken prim gününü düşürme üzerine çalışma yapmak yangının üzerine benzinle gitmek demektir. Çünkü Bağ-Kur'lunun beş yıl önce emekli edilmesi erken emeklilikten ve emekli sayısını daha da artırmaktan başka bir işe yaramaz.

Biz ülkenin yarınını ve geleceğini bu şekil yok edip, mevcut problemi daha da büyütürken, Sayın Bakan aynı zamanda "Avrupa'da bir çalışan 40 yıl çalışıyor" demeyi de ihmal etmiyor.

Sayın Bakan'ın açıklamalarını hayretle okudum. Ne yaman çelişki dedim. Çünkü bir taraftan erken emeklilikten dert yanarken bir taraftan bir fabrikanın seri üretimi gibi insanları erken emekli ediyoruz. Sonra da alınan düşük emekli maaşını Mısır ile kıyaslıyoruz. Avrupa'daki uzun çalışma hayatından örnek veriyoruz, bir taraftan da habire emekli ediyoruz. Anlamadım gitti. Anlayan varsa beri gelsin.

*24.09.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.