24 Eylül 2025 Çarşamba

Amma Yoğun İmajı Vermek

Gelen her telefonu ilk çalışta açma. En azından birkaç defa çalmasını bekle. Çünkü telefon elinde miydi? Birden açtın derler.

Mümkünse ilk arayışta cevap verme, sonradan dönüş yap. “Üstadım, aramışsın ama haberim olmadı. İnan çok yoğunum. Telefonu elime aldığım mı var” diyeceksin ki arayan bundan sonra ararken bir kez daha düşünecek.

Gelen mesajı da hemen açmayacaksın. Açacaksan da telefonunun ayarından “okunmadı” seçeneğini işaretle. Cevabı da hemen verme. Karşındaki ne zaman okuyacak, okumuş mu diye beklesin dursun. Nice sonra “Yeni dönüş yapabildim. Biliyorsun malum işler” de, cevap verdikten sonra.

WhatsApp ayarlarından “Hakkımda” kısmına girerek “meşgul”, “sadece acil aramalar”, “konuşamam. Sadece WhatsApp” gibi seçeneklerden birini işaretle. Öyle “müsait”, “7/24 hep müsait” gibi şeyler yazma. Çünkü “işi gücü yok. Boş ve avare” derler.

“Azizim, telefon açıyorum. Dönmüyorsun. Mesaj yazıyorum. Cevap vermiyorsun” diye serzenişte bulunanlara, ah, üstadım. Haklısın ama öyle yoğunum ki inan başımı kaşıyacak zaman bulamıyorum. Keşke ben de senin gibi müsait olabilsem. İnan çok özledim biraz boşluğum olmasını” de.

Bu durumu ortak gruplarda da devam ettir. Orada yazılıp çizilenlere hemen atlama. Her konuda söz söyleme. Okuyacaksan oku ama her birine cevap yazarak dolu imajını berhava etme. Geyik muhabbetlerine girme. Bir baktın, sende yazılıp çizilenlere dalmışsın. Ayak altına düşmemek için “Yazmak isterim ama durumum malumunuz. Size kolay gelsin, bol muhabbetler” deyip kenara çekilmeyi bil.

Ara ara grupta adın geçer, sizi mindere çekmeye çalışan gafiller olabilir. Sakın bu dolduruşa gelme. Seni aşağıya çekmeye çalışanların ekmeğine yağ sürme. Lütfen seviyeni koru.

Bazen gruba bakmak ya da bir şeyler yazmak istedin. “Üstadım, o kadar bildirim gelmiş ki inan hepsi birikmiş. Hepsini okumam, takip etmem ve cevap yazmam mümkün değil” de ki kiminle aşık attıklarını bilsinler.

Kısaca,

Ağır azam ol.

Seviyeni düşürme.

Statünü koru.

Olur olmaz telefon ve mesaja atlama.

Ayağa düşme.

Bu platformda uzun süre durma.

Sosyal medyayı ise hiç kullanma. Kullanıyorsan da gir, dolaş ama iz bırakma ve renk verme. Yazılıp çizilenlerden haberin yokmuş gibi davran.

Bu konuda da toptancı değilim. İstisnalar vardır elbet. Onlara sözüm yoktur.

23 Eylül 2025 Salı

Protokol Cenazeleri

Ölümlerin yüzü soğuk olsa da hayatın acı bir gerçeği. Sırası gelen herkes bu gerçeği tadar. En büyük acıyı da geride kalan eşi, dostu ve yakınları bizzat yaşar. Çünkü ateşin düştüğü yer bu hanedir.

Eş, dost ve tanıdıkları, cenaze merasimine katılarak, ardından taziyede bulunarak son görevlerini yerine getirir. Cenaze ve taziyeye katılım ne kadar çok olursa cenaze sahiplerinin çektiği acı bir nebze de olsa teselliye döner ve moral bulur. “Amma sevenimiz ve sayanımız varmış. Uzaktan yakından katılarak acımıza ortak oldular. Farkına varmadan ne çok dost edinmişiz. Sağ olsunlar, var olsunlar” derler.

Cenazeye katılım az olursa hem cenaze sahiplerinin morali bozulur hem de cenazeye katılanlar kendi aralarında “cenazeye katılım azdı, öyle değil mi” değerlendirmesinde bulunurlar.

Fırsat buldukça tanıdık ve yakınların cenazesine katılmaya özen gösteririm. Kalabalık cenazeye de katıldım, huzurevinde vefat edene de ünlü kişilerinkine de ünsüz kişilerinkine de. Sanırım katılmadığım şehit cenazesi, bir de protokol uygulanan cenazeleri var. Her ikisini de ekranlarda gördüğüm kadarıyla biliyorum. Bir de TBMM önünde kortej eşliğinde askerlerin taşıdığı sal var ki çok garip karşılarım bu görüntüyü.

Bu girişten sonra 3 Eylül 2025 günü, Kayseri’de kılınan bir cenaze hakkında vefat edenin kardeşi, aynı zamanda Konya’dan sınıf arkadaşım olan Rıza Bozdağ’ın, abisinin cenazesinde yaşadığı durumu anlatan yazısına yer vereceğim:

“Tanınmış kişilerin cenaze namazına gelen protokolün cenazeye ve cenaze sahiplerine zerre miskal saygılarının olduğunu düşünmüyorum.

Ana-baba bir öz abimin cenaze namazında en ön safta yer alabilmek için ikindi namazını kılmak maksadıyla camiye bile girmedim. Ama namazdan çıkan protokol bizi sıkıştıra sıkıştıra kenara ittikleri gibi oğlumu da amcasının cenazesinde bir arka safa attılar. Oğlum “Baba, ben arkaya geçeyim de sen sıkışma” demesine rağmen beni de arkaya atacaklardı ki oğlum “Yav bırakın da adam abisinin cenaze namazını kılsın” diye tepki gösterdi de birazcık yer buldum. Buna rağmen namazda ellerimi bağlamayı başaramadım...

Oysa bizim cenazemiz, protokol kurallarının uygulanacağı bir cenaze de değildi. Keşke şu protokoldekiler cenaze sahiplerine birazcık saygılı olsa. Keşke görünmeyi değil de bulunmayı tercih edecek bir anlayışa sahip olsalar.

Hele bir de buradan çıktıktan sonra da “Mehmet Bozdağ’ın babasının cenazesine katılım sağladık” diye hilkat garibesi “katılım sağlamak” ifadesini kullanmıyorlar mı, deme gitsin”.

Sayın Bozdağ sayesinde protokol cenazelerinin nasıl olduğunu öğrenmiş oldum. Koyun can derdinde, kasap ise et derdinde misali, protokole gelenler görünmek için ön safa üşüşmüşler. Sanki cenaze namazı sonrası omuz verip cenazeyi kabre koyacaklar. Bazıları yine görünmek için sembolik olarak sala yapışır. Hepsi bu. Keşke kabre kadar salı götürseler, hiç gam yemeyeceğim.

Protokol istenmese de protokol uygulanan bu tip cenazelerde aile fertlerine ön safta yer ayırmak gerek. Hatta cenaze yakınlarından ön safta kimse olmasa bile cenaze yakınları ön safa gelsin diye seslenmek lazım. Çünkü hem cenaze namazını ön safta kılsınlar hem bir aksaklık olursa müdahale etsinler, imamın cenaze hakkında bilgi edinmek isterse bilgi versinler hem de namaz sonrası salı omuzlasınlar.

Aslında ölen kim olursa olsun, halkın katıldığı cenaze merasimlerinde camiden çıkan, ön saftaki yerini almalı. Protokol nerede boş yer bulmuşsa orada saf tutmalı. Ötesi şekil A da olduğu gibi sıkıntıdır, gösteriştir. 

22 Eylül 2025 Pazartesi

NÖHÜ

Sayfaları karıştırırken NÖHÜ şeklinde bir haber başlığı karşıma çıktı.

Kısaltma çok garip geldi. Ülkede böyle kısaltma da var mıymış dedim. 

Haberin içeriğini açmadan bir zihin jimnastiği yaptım. 

Zihnimi zorladım da zorladım. 

Bir kısaltma olmalı ama neyin kısaltması? Başı "N", sonu da "Ü" ile bittiğine göre "N", Niğde, "Ü" de üniversite olmalı dedim. 

İkinci ve üçüncü kısaltmayı düşündüm durdum. Olmayan tüm müktesebatımı kullandım. Nafile.

Kendi kendime ömrünü boşa harcamışsın. Boş yaşamışsın. Bir de üniversite okumuşsun. Bir NÖHÜ'nün ne olduğunu bilemedin. Bir de ben her şeyi bilirim diye kendi kendine havalara giriyorsun dedim.

Böyle dedim ama bu kısaltmayı bulanlara kızmadım da değil. Tüm harfler bitmiş de çok mu uğraştılar bu harflerden ibaret kısaltmayı dedim. 

Ben böyleyim de siz ne durumdasınız? Biliyor musunuz NÖHÜ'nün ne olduğunu? Karşılaşmadıysanız nereden bileceksiniz? Benim merak ettiğim gibi siz de biraz merak edin.

Neyse merakınızı gidereyim. Çünkü fazlası bezdirir. NÖHÜ, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesinin kısaltması imiş. Söylemesi zor, karşı tarafın anlaması da zor. Ama kısaltma kısaltmadır.

Üniversitenin resmi sayfasına girdim. Adresi de "www.ohu.edu.tr" imiş. 

NÖHÜ kısaltmasını ilk etapta bilmek zor olduğu gibi üniversitenin resmi sayfasındaki "ohu" ile hangi üniversite kastedildiğini birden çıkarmak da mümkün değil. İnternette Türkçe karakterler kullanılmayınca ortaya bu şekil garip kısaltmalar çıkabiliyor. 

Biri sorsa bir gence, nerede okuyorsun diye. NÖHÜ'de dese muhatap anlamak için birkaç defa sorar. Kısaltma yerine üniversitenin tüm ismini söyleyeyim dese, isim uzun mu uzun. Üniversitenin web adresini not edeyim dese "ohu" desen, karşındaki yüzüne bön bön bakacak.

Hasılı Niğde üniversitesinde öğrenci, öğretim üyesi ve çalışanı olmak sırf bu kısaltmadan dolayı zor olsa gerek.