13 Eylül 2025 Cumartesi

Kayyum Dönemi *

Eskiden, akşamında herhangi bir konu konuşulurken haydi yatalım artık. Sabah ola hayır ola" temennisinde bulunulurdu. Sabahında da insanlar karşılaştığında "Sabahı şerifleriniz hayırlı olsun" derdi. Çünkü her türlü hayrın sabahla birlikte olması istenirdi.

Nicedir sabahlarımız pek hayır olmuyor. Çünkü yeni bir haberle güne uyanıyoruz. Ya birileri erkenden gözaltına alınıyor ya bir belediyeye kayyum atanıyor ya bir il başkanlığına kayyum görevlendirmesi yapılıyor ya da TMSF tarafından holdinglerin, şirketlerin, dernek veya vakıfların mal varlığına el konularak başına kayyum ataması yapılıyor.

Şimdi de tüm gözler 15 Eylülde açıklanacak bir mahkeme kararına çevrildi. Mahkeme kararına göre bir partinin genel merkezine de kayyum atanma durumu söz konusu.

Antrparantez şunu söyleyeyim. Suç varsa elbette suç işleyen cezasını çekecek. Kötü yönetim varsa elbette müdahale edilecek. Bu kısım devletin ve yargının işi.

Burada kayyum atamaları doğru ya da yanlış değerlendirmesinde bulunmayacağım. Benim burada niyetim bir durum tespiti yapmak.

Kayyum ataması, olağanüstü durumlarda çok nadir işletilmesi gerekirken son yıllarda kayyum ataması o kadar çok yapılır oldu ki adeta vakayiadiyeden oldu. Bu yüzden yazımın başlığını da "Kayyum Dönemi" koydum.

Yakın ve uzak tarihin bazı yılları bizde dönemle anılır. Tarih derslerinde Osmanlıyı işlerken dönemlere "Kuruluş, yükselme, duraklama, gerileme, yıkılış" gibi isimlendirmeler yaparız. Hakeza Fetret Devri, Lale Devri deriz. Fatih Sultan Mehmet devri, Köprülüler dönemi gibi.

Bizde de son yıllarda kayyum atama o kadar yaygınlaştı ki ileride tarihçiler bu dönemi ele alırken bu döneme herhalde kayyumlar devri ya da kayyumlar dönemi der diye düşünüyorum.

Bence herhangi bir şirket, holding, vakıf, dernek, siyasi parti ya da belediye başkanlığına kayyum atamaktan ziyade başka yollar bulmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kayyum atama konusunda bu hızla gidilirse demokrasi ile yönetilen ülkemizi iyi günler bekliyor olmayacaktır.

Elbette kayyum ataması yapılan yerlerde görev yapan üst düzey kişiler suç işleyebilir. İşlenen suça karşı devletin eli armut toplamayacak. Devlet elbette müdahale edecek. Yalnız bunun çözümü kayyum atamak değil. Aksine kayyum ataması sorunu derinleştirir.

Her ne kadar TDK kayyıma hukuki anlamda, "Belli bir malın veya belli bir işin yapılması için görevlendirilen kimse; kayyum" şeklinde tarif etse de halk nezdinde bunun adı çökmedir, el koymadır, başkasına ait olan mal, yer ve makamı elinden almaktır.

Kayyum görevlendirmesi yerine bir partide bir belediyede bir holdingde kötü yönetim varsa, suçun bireyselliği çerçevesinde, suç işleyenlere el çektirilir. Hakkında işlem başlatılır. Buraların yönetim kurulunda olan insanlara "Yöneticiniz/başkanınız şu suçtan dolayı el çektirildi. Yerine yeni yönetici seçiniz” denebilir. Kişilerin kötü yönetiminden dolayı kurumsal özelliği olan yerlere ceza kesilmemeli.

Mesela bir belediye başkanı görevden el çektirilirse, o belediye, belediye başkanından ibaret değildir. Belediye meclisi kendi içinde birini başkan seçebilmeli. Olmadı. Seçim yenilenmeli.

Aynı şekilde bir holdinge kayyum ataması yerine, yönetimde olanlar içlerinden yönetici seçebilmeli.

İstenirse bunun yolu bulunabilir. Kayyum atarken de genelde vali, vali yardımcısı ya da kaymakamları görevlendiriyoruz. Kayyum bir koltukta iki karpuz taşınmaz misali hem mülki amirliği hem de belediye başkanlığını yönetiyor. Madem bu şekilde oluyorsa bu durumda bir il ya da ilçede ya belediye başkanı olsun ya da vali. İki ayrı makama ne gerek var? Hazır terör de bittiğine göre bir tehlike de söz konusu değil. Bir ile seçilen kişi o ilin tüm iş ve işleyişinden sorumlu olsun.

Bu kayyum ataması, seçilmişi atanmışa değişmek anlamına da gelir. Demokrasilerde tasvip göreceğini düşünmüyorum.

Holdinglere kayyum ataması da olacak şey değil. Şirket ve holdinglere bu şekil kayyum atamasını gören bir zengin ya da iş adamı niye şirket veya holding kursun da elindeki malı heba etsin. Bunun yerine parasını faizde değerlendirir. Tarla, bağ, çubuk, bina türünden gayrimenkule yatırım yapar. Paraya para demez, başı ağrımaz, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmaz. Hiçbir risk altına girmeden gül gibi yaşayıp gider.

Yol yakınken bu kayyumlar dönemine bir nokta koymak ve bu macerayı terk etmek gerek.

Not: Kayyum ya da kayyım. Her ne kadar halk arasında kayyum kullanımı yaygın olsa da TDK, kayyım denmesini tercih ediyor. Sözlüğe kayyum yazınca kayyım sözcüğüne yönlendiriyor. Kayyımı tarif ederken de kayyıma kayyum denir yazıyor. Madem kayyım ya da kayyum ikisi de oluyorsa, halk hep kayyum demeyi tercih ediyorsa, TDK neyin kafasını taşıyor? Kayyum desin. Halk da yok kayyum, hayır kayyım tartışması yapmasın. Acaba TDK’ye de kayyum atamak nasıl olur? Bence hiç fena olmaz. Çünkü halk çoğu kelimeyi ne şekil kullanıyorsa, TDK hep tersi kelimeyi tercih yoluna gidiyor. Anlamadım gitti.

*14.09.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

11 Eylül 2025 Perşembe

Hep Beklenti İçerisinde Olanlar

Hep başkasından beklenti içine girenler, 

Beklenti çıtasısını çok yüksek tutanlar,

Ömrünü beklenti içinde geçirenler, 

Beklentisini karanlıkta göz kırpanlar, 

Hep bana hep bana diyenler, 

Vermeyi değil, almayı hayat felsefesi edinenler, 

Empatiyi hep kendine isteyenler, 

Kendilerini dünyanın merkezi gibi görenler, 

Dünyanın kendi etrafında dönmesini isteyenler, 

İçindeki kavgasını yenemeyip kavgasını başkasına boşaltmak ve haklı olduğunu göstermek için kırıp dökenler, 

Kendilerini mükemmel görenler, 

Derdini başkasına açmayanlar, 

Aşağılık kompleksine kapılanlar, 

Huzuru başkasının huzurunu bozmada arayanlar, 

Her şeye bir mazeret, gerekçe, kulp bulanlar, 

Ağzından çıkan sözün ne anlama geldiğini düşünmeyenler, 

Her söz ve yapılandan bir hinoğluhinlik arayanlar, 

Hep savunmada kalanlar, 

Her gülüşü her bakışı her sözü kendine saldırı olarak görenler, 

Hep saldırı pozisyonunda olanlar, 

Öz eleştiri yapmayanlar, 

Kendisine toz kondurmayanlar, 

Boş ve gereksiz şeylere gülenler, 

Hep başkasını ayıplayanlar, 

Katılmadığı görüşleri 'saçma' olarak görenler, 

Başkasından fedakarlık bekleyip fedakarlığa yanaşmayanlar, 

Başkasını anlaşılmaz bilip kendi anlaşılmazlığını görmeyenler, 

Kendisiyle barışık olmayanlar, 

Konuşmasında mantık olmayanlar... 

Ne huzur bulurlar ne huzur verirler. Ne mutlu olurlar ne de mutlu ederler. 

Tek Tek Tek

Bir zamanlar, 
Tek devlet, 
Tek vatan, 
Tek bayrak, 
Tek millet
Pek revaçta idi. Her miting bu şekilde eller havaya kaldırılır. Baş parmak bükülür. Diğer dört parmak birbirine paralel ve açık şekilde söylenir. Mitinge katılanlar da söylenenleri tekrar ederdi. Buna bizim Rabiamız adı verilmişti. 

Bu işaret de Mısır Cumhurbaşkanı Mursi'ye yapılan darbeyi protesto etmek için Rabia Meydanında toplanan kalabalığın yaptığı el işaretini sembolize ediyordu. Dört anlamına geliyor. Bu isim aynı zamanda kız çocuklarına verilen bir isimdir. 

Zamanın ruhuna uygun olmasa gerek ki şimdilerde ne Rabia işareti yapıyoruz ne de "Tek devlet tek vatan tek bayrak tek millet" diyoruz. Adeta unutuldu gitti. Belki bir gün yine ihtiyaç olursa kullanırız diye rafa kaldırıldı. 

Neyse bunu geçelim. Kulağa hoş gelen bu sloganlar illa dörtle sınırlı olacak değil. İleride belki birileri kullanır diye buraya tek ile başlayan ve slogan olarak kullanılabilecek başka ifadelere yer verelim. Önce ezberlediğimiz dörtlüye ilk başta yer verelim:
Tek devlet, 
Tek vatan, 
Tek bayrak, 
Tek millet, 
Tek önder, 
Tek parti, 
Tek iktidar, 
Tek muhalefet, 
Tek avrat (eş), 
Tek tip elbise, 
Tek renk, 
Tek evlat, 
Tek adam, 
Tek el, 
Tek ülke, 
Tek ulus, 
Tek yumruk, 
Tek öğün, 
Tek Allah, 
Tek din, 
Tek başkan, 
Tek reis, 
Tek takım, 
Tek kulüp, 
Tek ev, 
Tek araba, 
Tek seçenek, 
Tek fikir, 
Tek düşünce, 
Tek komutan, 
Tek satıcı, 
Tek çarşı, 
Tek dünya, 
Tek düzen, 
Tek alternatif, 
Tek bulunmaz Hint kumaşı, 
Tek anne, 
Tek baba, 
Tek dede, 
Tek ben,
Tek ego,
Tek yol,
Tek para... 

Gördüğünüz gibi tek olan şeyler böyle uzar gider. Bunun için tek yapacağınız, tek olmasını istediğiniz bir şeyin başına tek getirmek. Eğer o şeyden birden fazla varsa, onu teke indirmek için her yolu denemek. 

Ne fark eder, ha birden fazla olsun derseniz, bilin ki tekin faydaları saymakla bitmez. Bana saydurmatın bunları. Hepsini biliyorsunuz aslında. Yine de birkaç tanesine değineyim: 

Tek olan şey hep kıymetli olur. 
Alternatifi olmaz. İnsanlar bir şeyin veya kimsenin alternatifi olmayınca maceraya girmez. Boşu boşuna ümitlenmez. 
Kişi veya o şey her yerde aranan olur. 
Tek olunca arada niza çıkmaz. Niza olmayınca
huzur olur, barış ortamı doğar. 
İnsanlar farklı arayışa girmez. Eldeki olanla yetinir. Daha neler neler...