11 Eylül 2025 Perşembe

Tek Tek Tek

Bir zamanlar, 
Tek devlet, 
Tek vatan, 
Tek bayrak, 
Tek millet
Pek revaçta idi. Her miting bu şekilde eller havaya kaldırılır. Baş parmak bükülür. Diğer dört parmak birbirine paralel ve açık şekilde söylenir. Mitinge katılanlar da söylenenleri tekrar ederdi. Buna bizim Rabiamız adı verilmişti. 

Bu işaret de Mısır Cumhurbaşkanı Mursi'ye yapılan darbeyi protesto etmek için Rabia Meydanında toplanan kalabalığın yaptığı el işaretini sembolize ediyordu. Dört anlamına geliyor. Bu isim aynı zamanda kız çocuklarına verilen bir isimdir. 

Zamanın ruhuna uygun olmasa gerek ki şimdilerde ne Rabia işareti yapıyoruz ne de "Tek devlet tek vatan tek bayrak tek millet" diyoruz. Adeta unutuldu gitti. Belki bir gün yine ihtiyaç olursa kullanırız diye rafa kaldırıldı. 

Neyse bunu geçelim. Kulağa hoş gelen bu sloganlar illa dörtle sınırlı olacak değil. İleride belki birileri kullanır diye buraya tek ile başlayan ve slogan olarak kullanılabilecek başka ifadelere yer verelim. Önce ezberlediğimiz dörtlüye ilk başta yer verelim:
Tek devlet, 
Tek vatan, 
Tek bayrak, 
Tek millet, 
Tek önder, 
Tek parti, 
Tek iktidar, 
Tek muhalefet, 
Tek avrat (eş), 
Tek tip elbise, 
Tek renk, 
Tek evlat, 
Tek adam, 
Tek el, 
Tek ülke, 
Tek ulus, 
Tek yumruk, 
Tek öğün, 
Tek Allah, 
Tek din, 
Tek başkan, 
Tek reis, 
Tek takım, 
Tek kulüp, 
Tek ev, 
Tek araba, 
Tek seçenek, 
Tek fikir, 
Tek düşünce, 
Tek komutan, 
Tek satıcı, 
Tek çarşı, 
Tek dünya, 
Tek düzen, 
Tek alternatif, 
Tek bulunmaz Hint kumaşı, 
Tek anne, 
Tek baba, 
Tek dede, 
Tek ben,
Tek ego,
Tek yol,
Tek para... 

Gördüğünüz gibi tek olan şeyler böyle uzar gider. Bunun için tek yapacağınız, tek olmasını istediğiniz bir şeyin başına tek getirmek. Eğer o şeyden birden fazla varsa, onu teke indirmek için her yolu denemek. 

Ne fark eder, ha birden fazla olsun derseniz, bilin ki tekin faydaları saymakla bitmez. Bana saydurmatın bunları. Hepsini biliyorsunuz aslında. Yine de birkaç tanesine değineyim: 

Tek olan şey hep kıymetli olur. 
Alternatifi olmaz. İnsanlar bir şeyin veya kimsenin alternatifi olmayınca maceraya girmez. Boşu boşuna ümitlenmez. 
Kişi veya o şey her yerde aranan olur. 
Tek olunca arada niza çıkmaz. Niza olmayınca
huzur olur, barış ortamı doğar. 
İnsanlar farklı arayışa girmez. Eldeki olanla yetinir. Daha neler neler... 

10 Eylül 2025 Çarşamba

Allah'ım Yardımcın Olsun!

Bir ara bir sıkıntım oldu. Bu sıkıntı bana özel bir sıkıntı. Şu kadarını söyleyeyim. Maddi bir sıkıntı değil. Bir mağduriyet durumu.

Amacım torpil bulmak değil. Yakın bulduğum eşe dosta durumumu izah ediyorum. En azından sebebini işleyelim.

Hem bayram ziyareti hem de başımdaki belayı kısaca izah etmek istedim. İstedim ki derdimi anlatayım. O da bu işin çözümü için tanıdık üst düzey birilerini arasın. Ne de olsa arkadaşız.

Bayramlaşmanın ardından kısaca mevzuyu açtım. Durumu izah ettim. Beni sessizce dinleyen bu arkadaşım, "Allah yardımcın olsun abi" dedi. Amin dedikten sonra ziyaretin kısası makbul deyip ayrıldım.

Aradan yıllar yıllar geçti. Mağduriyetim gitmedi ama soğumaya yüz tuttu. Hayırlısı deyip yoluma devam ettim. Ne de olsa dünyanın sonu değil. Hayat bir şekilde devam ediyor.

Bu süreçte unutamadıklarımdan bir enstantane de "Allah yardımcın olsun abi" duası oldu. Nasıl unutabilirim ki.

Burada başka ne diyebilir ki diyebilirsiniz. Dua elbette etsin. Buna amenna. Yalnız ondan şunu beklerdim. "Abi, Allah yardımcın olsun. Senin bu işle ilgilenecek bir iki kişi tanıyorum. Ona telefon edip kısaca durumu izah edeyim. İlgilenir veya ilgilenmez. Çözer veya çözmez buna bir şey diyemem" dese, tanıdıklarına telefon etmese bile gönlümde ayrı bir yeri olurdu. Sağ olsun, benim için yüzünü ekşitti. Bir başkasını aradı. Ama olmadı derdim. Bu iyiliğini de hiç unutmazdım.

Şunu da deseydi, bunu da unutmazdım. "Ah abi, inan tanıdığım yok ya da var ama onlara bu konuyu açacak kadar samimiyetim yok" dese benim için bir anlam ifade ederdi.

İsterdim ki taşın altına bir şekil elini koysun. Ama hiç oralı olmadı. Kafasını yukarıya kaldırıp gözlerini yumarak Allah yardımcın olsun demekle yetindi.

Siz ne dersiniz bilmem ama hiç ilgilenmeden ya da şöyle böyle yap yolu göstermeden sadece "Allah yardımcın olsun" duası bana çok basit geldi. Bu basitlik duayı küçümsediğimden, bu işin duayla alakası yok dediğimden değil. Dua elbette edilir. Önce sebebini işlemek gerek.

Hiç yol göstermeden, kafa yormadan böyle bir dua, "Allah versin. Benden fayda yok demekten başka bir şey değil. Belki de işin en kolayı ve kolaya kaçmaktan ibarettir. Çünkü sebebini işlemeden yapılan dua kuru bir duadan ibarettir. Benim ise böyle dostlara ve böyle kuru dualara karnım tok.

Sonra öğrendim ki bu arkadaş sadece bana değil, herkese dua ediyormuş. Bir arkadaş da bu kişinin de bulunduğu bir ortamda başına gelen badireyi anlatmış. Arkadaş derdimi anlattıktan sonra aramızda kalsın demiş ve o mesele orada kalmış. Büyük ihtimalle Allah yardımcın olsun demiştir ona da. Sorunu çözmek için elini kıpırdatmamış. Gerçi Allah yardımcın olsun duası varken niye elini kıpırdatsın değil mi?

Ama ben onun gibi yapmadım. Arkadaş bana derdini açar açmaz harekete geçtim. Taraflarla görüştüm. Görüşmediğim kimse kalmadı. Arada mekik dokudum.

Meseleyi çözebildim mi? Çözemedim. Ama içim rahat. En azından meselenin çözülüp rayına girmesi için elimden geleni yaptım. Sebebi işledim. Önemli olan bir konuda emek sarf etmek değil mi? Takdir edilmesi gereken de bu. 

Kaba Saba Bir Profil

Tanımam etmem.

Bir arkadaşın ismini vermesiyle tanışmış oldum.

Bir iki defa karşılaştım. Selamlaştık. Hal hatır sorduk.

Yine bir defasında otururken gördüm. Bir başınaydı. Bir telefonu kapatıp diğerine açıyordu. Belli ki çok yoğun. Üstelik her işini telefonla halledecek kadar da yetenekli. Telefonla konuşurken de hem meramını kelamı kibar ile anlatması hem de nazik bir üslup kullanması dikkatimi çekti. Ne kadar da nazik dedim içimden. Gıpta ettim doğrusu.

Bir defasında da menzilime iki yüz metre kala yolda durup arabasına aldı.

Tüm hukukumuz bundan ibaret.

Başka ne huyunu bilirim ne suyunu ne fikrini ne de zikrini. Çünkü ne oturmuşluğum var ne kalmışlığım ne yedik ne de içtik.

Kibar ve nazik konuşan bu kişinin foyası bir yazıma bağlı imiş. Gösteren Allah gösterdi. Düşünüyorum da iyi ki öyle bir yazı yazmışım diyorum. Değilse bu profili nasıl tanıyacaktım. İlk izlenimim olan nazik ve kibar biri olarak kalacaktı. Keşke öyle kalsaydı, en azından yanımda hep bir değeri olurdu.

Foyasını daha doğrusu gerçek yüzünü ortaya çıkaran yazıma, ismini çıkaramadığım biri yorum yazmış. Bu kimdi kimdi diye düşünürken profiline girmek aklıma geldi. Anladım ki bu kişi bir çay içimi kadar bile oturmadığım, muhabbet etmediğim bir kişi.

Yorumunda saydırmış da saydırmış. Suçum ise yazımın vermek istediği mesaj onun düşündüğü gibi değilmiş. Benim zıddıma düşünüyormuş. Neymiş de saçmalamışım. Resmen alakaya maydanoz olmuşum. Benden beklemezmiş. Karşı mahalleye şirin gözükmek istiyormuşum.

Benim nazik, kibar ve beyefendi sandığım kişi bana karşı böyle aslan kesiliverdi. Öyle ya davasının yılmaz savunucusu idi ne de olsa. Bana hakaret ederek davasına hizmet edecek ve sureti haktan görünecekti.

Ne yazmıştın derseniz? Yazımda Türkiye’de karpuz gibi ikiye bölünmüş iki fanatik mahalleden bahsettim. Her ikisi de aşırı dedim. Ben ikisinden de değilim. Bu iki grup birbirinden besleniyor, gücü ele geçiren baskıcı olup çıkıyor. Onlar geçmişte bunu yaptı, biz yapmayalım. Toplumsal barışı bozmayalım türünden bir şeyler yazmıştım.

Buymuş benim saçmalığım. Önce saçma nedir, ona bakalım. TDK’ye göre saçma, “yersiz bulunan, akla ve mantığa uymayan, gereksiz, düşünülmeden söylenen, saçma sapan, abuk subuk, abifik gubidik, pestenkerani, vahi, absürt”.

Gördüğünüz gibi bir saçma yazıyla nelere imza atmışım. TDK de saymış da saymış.

Bu kardeşimiz uzunca olan bu saçma yazıma nasıl sabretmiş? Merak ettim doğrusu. Öyle ya baktı ki yazı saçma. Bırakıver okumayı. Sonra saçma yazıya yorum yaparak niye önemli vaktini heba ediyorsun böyle.

Bir defa kendi içinde mantık bulunan, bir duruşu ortaya koyan, mesaj veren bir yazı saçma olmaz. Çünkü tıpkı insan gibi yazının da bir duruşu var. Bu duruşa herkes katılacak diye bir şey yok. Ama görüşüme uymuyor diye yazıyı saçma görmek, bu yazıyı yazanı da saçmalamışsın diye yaftalamak bir akıl tutulmasıdır. Bazen saçmalık kişinin beyninde olabilir de aynayı bana doğru yönettiği için kişi kendi saçmalığını göremez. Saçmalığını görse zaten insan evladı olur.

Aslında bu kişinin yaptığı çoğu kimsenin gözünü kör eden fanatiklikten başka bir şey değil. Dese ki ben fanatiğim. Eyvallah derim.

Beyefendi zannettiğim kişinin kendisine daha nazik bir üslup kullanarak uzun uzadıya cevap yazdım. Yazımı izah ettim. Ardından saçmalama ve alakaya maydanoz ifadeleri şık olmamış dedim. Ne yazsa beğenirsiniz? Daha naifini bulamadım dedi. Yine de kusura bakmayacakmışım. Ben de kendisine naif ifaden bu ise naif olmayan halini düşünmek bile istemiyorum yazdım.

Emrin olur beyzadem. Sende bu herze oldukça paçandan daha ne naiflikler dökülür. Sadece bekleyip göreceğiz.

Sonrasında burnundan kıl aldırmayan bu kaba saba tiple üç beş defa karşılaştım. Baktım ne yüzüme bakıyor ne de selam veriyor.

Acaba utancından mı dedim. Benimki de laf. Adam utanacak ne yaptı ki. Utanacak biri varsa benim ben. Sonunda merhaba dedim. O da lütfedip merhaba dedi. Hepsi bu.

İşin garibi koca bir sene de üç beş defa gördüğüm bu profil bu sene burnumda ekşidi. Allah’ın iki günü görüyorum uzaktan. Belli ki davasının gereği bana küs ya da mesafeli. Ben de üslubundan dolayı kendisine. Neyse, benden ırak olsun da kime yakın olursa olsun bu sosyal medya mücahidi, kaba saba kişi.