21 Nisan 2025 Pazartesi

Merinos Halı'ya İtibar Suikastı mı Yapılıyor?

Ne zamandır Merinos Halı ile ilgili bu paylaşım sosyal medyada dolaşımda. Bazen paylaşımlara bir ara verilir, sonra yeniden paylaşımlar yapılır.

Genelde bu tür paylaşımları dindar, mütedeyyin, dini eğitim almış, dini hassasiyeti yüksek kişiler paylaşıyor. İçlerinde din görevlileri ve ilahiyat eğitimi almış kişiler de çoğunlukta.

Güya, Merinos Halı'nın sahibi, fabrikasında çalışan personelin cumaya bile gitmesine izin vermiyormuş. İşyerinde de mescit açılmasına izin vermemiş.

Merinos Halı ile ilgili iyice kabak tadı veren bu tür paylaşımların aslı astarı var mı diye o değilden sanal aleme göz gezdirdim.

Yaptığım araştırmada hem namaz yasağına dair hem de bırakın yasağı, fabrikada mescit olduğu gibi civar camilere cuma için işçi taşıyan servis konduğuna dair haberlere rastladım.

Aşağıda kısa kısa bu açıklamalara ve parantez içinde de kaynağına yer vereceğim.

"Merinos halının sahibi İbrahim Erdemoğlu, işçilerin ibadet hassasiyetine sağduyulu bir şekilde yaklaşarak, fabrikada 11 mescit açtı. Fabrikanın çeşitli bölümlerinde bulunan işçi sayılarına göre büyük ve küçük mescitler açan Erdemoğlu, ayrıca Cuma günleri işçilere özel olarak en yakın camiye servis kaldırıyor. İşçiler artık rahat bir şekilde vakit ve Cuma namazlarını kılabiliyor". (Yeni Akit, Risale Haber)

Dün Merinos Halı’nın sahibi, Erdemoğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı Sayın İbrahim Erdemoğlu’nun “Biz inançlı ve dini bütün insanlarız. Kesinlikle çalışanlarımıza namaz kılmayı yasaklamadık. Değil bir işçinin inançlarından ötürü ibadetini engellemek, dilini, dinini, mezhebini, ırkını, siyasi görüşüne hayatta ayrıcalık yapılmamıştır. Bir tane çalışanım da bize böyle bir saygısızlık yapıldı derse işletmenin tamamını kapatırım” şeklinde yapmış olduğu açıklama yine her türlü izahtan varestedir. (Adıyaman Ses)

Erdemoğlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erdemoğlu, kurumda cumaya gitmenin yasaklandığı ile ilgili olarak da şunları kaydediyor: “Merinos ülkemize camiler, okullar, yurtlar, sağlık ocakları yaptırmış bir kurumdur. Merinos kurumunda kesinlikle cuma namazına yasak koymamız söz konusu olamaz. Tüm çalışan arkadaşlarımızın cuma namazı ibadetlerini sağlıklı ifa edebilmeleri için fabrikamızdan servis konulmuştur. Tüm inançlara saygılıyız.” (Yenişafak)

Gaziantep'te 20 sivil toplum örgütü, işçilerine namaz yasağı koyduğu için Merinos Halı'nın merkez fabrikasının önünde basın açıklaması yaptı. (Habername)

Merinos Halı'ya dair dört kaynağa yer verdim. Verdiğim dört kaynak da 2010 yılına ait.

Üç tanesinde işçilerin cumaya gitmesinin engellenmesi bir tarafa, fabrikada mescitler açıldığından, civar camilere cuma için servis kaldırıldığından bahsederken bir haber sitesi cumaya yasak konduğundan bahsediyor.

Yıl 2025 olmasına rağmen 2010 yılında belki de bir yanlış anlaşılmadan kaynaklı haberlere, hala günümüzde sosyal medyada yer verilmesi ilginç. Üstelik Yenişafak hariç diğerleri küçük siteler. Merinos'a ait olumlu ve olumsuz haberler dijital ortamda varken araştırılmadan firmaya itibar suikastı yapılması ya cehalet ya da kasıt ve art niyetin bir göstergesidir.

Durum bu iken "bir fâsık size bir haber getirirse, doğruluğunu araştırın" ayetini iyi bilenlerin, firmaya ait bu paylaşımları ne Müslümanlığa sığar ne de insanlığa. Bu konularda dikkatli olmak lazım. Önümüze düşen her şeyi doğru diye paylaşmayalım. Her gördüğümüzü ve önümüze düşeni paylaşmak bize günah olarak yeter.

Aslı astarı olmayan bu paylaşımları görünce şu anekdot aklıma geldi. Bir arkadaş bir vaizin FETÖ'cü şikayeti üzerine uzun süre açıkta kaldı. Sonunda mahkemeye çıktı. Hakim mahkemede "Bu arkadaşın FETÖ'cü olduğunu nereden biliyorsun" diye şikayetçiye sorar. Şikayetçi, "Ben bunun FETÖ'cü olduğunu duydum. Başka da hakkında bir şey bilmiyorum" deyince, şikayetçiye ne iş yaptığını sorar hakim. Vaizlik yaptığını öğrenince, "Sen Hucurat süresi 6.ayeti kürsüde nasıl açıklıyorsun? Ayıp bu yaptığın diyerek vaizi azarlar ve arkadaşın göreve iradesine hükmeder. Burada duyularla iftira atanın bir vaiz olduğu gerçekten düşündürücü değil mi? 

Gördüğüm ve anladığım kadarıyla Merinos Halı'ya ait paylaşımlar da birer duyumdan ibaret ve bu duyum 2010 yılından beri dolaşımda. Tek kelimeyle sözün bittiği noktadayız. Vah yazık bize. 

Not: İlgi gösterenler için alıntı yaptığım sitelerin adresini yazıyorum:

https://www.risalehaber.com/merinos-namaz-kilmak-isteyen-isciyi-duydu-124123h.htm

https://www.yenisafak.com/gundem/5-bin-calisana-patronluk-firsati-326099

https://adiyamanses.com.tr/rPJTepzi

https://www.habername.com/haber-gaziantepten-merinosa-sert-tepki-50201.htm

20 Nisan 2025 Pazar

Devletin Tüketim Lütfu

Elektrik ve doğal gaz tüketim bedeli bu ay farklı geldi. Gelen mesaj ilginç idi. Ödemem gereken elektrik bedeli 865 lira imiş. 485 lirasını devlet karşılamış. Benim ödemem gereken ise 380 lira imiş. 

Doğal gazda da 770 lira ödemem gerekirken 433 lirasını devlet karşılamış. Ben ise 340 lirasını ödeyeceğim nisanda. 

Görünen o ki devlet tüketimin, doğal gazda yüzde 65'ini, elektrikte ise yüzde 60'ını karşılıyor. Devlet destek vermese vay halimize dedim bu mesajları görünce. 

Önceki aylarda ne kadar doğal gaz ödemişim diye mart itibariyle üç aylık faturaya geriye dönük baktım. 390, 340, 310 şeklinde devam ediyor. 

Devlet ne zamandır bu desteği veriyor bilmiyorum. Yeni mi başlattı bunu da bilmiyorum. Devlet desteği şeklinde gelen mesajla, gelmeyen ayları karşılaştırınca arada fazla bir farkın olmadığı görülmekte. Doğal gaza yeni zam gelmediğine göre öyle zannediyorum, bu devlet desteği önceden beri var. 

Önceki aylarda da devlet desteği olduğuna göre ilgili firma niçin önceki aylarda da tüketiminin şu kadarında devlet desteği var şeklinde bir mesaj göndermiyordu da nisan ayından itibaren devlet desteğini belirtmek zorunda kaldı? 

Devlet desteğini belirtme gereği, firmanın tasarrufu mu yoksa devletin bir isteği mi? Aynı devlet desteği yüzde 25 yapılan zam yapılan elektrik tüketim bedellerinde de belirtildiğine göre devlet desteğini belirtme gereğini devlet istemiş görünüyor. 

Devletin bu desteğine, eksik olmasın devlet derim. Yükümüzü alıp bize destek olmuş. Yalnız bu mesajları pek sıcak karşılamadığımı belirtmek isterim. Çünkü yapılan bir iyiliği başa kakmak gibi geldi bana. Sanki devlet bu mesajlarla şunu demek istiyor: "Gelen bu tüketim bedelleri sana yüksek gelmesin. Benim desteğim olmasaydı, sen şu kadar ödeyecektin. Desteğim sayesinde ödemen gereken miktar düştü geldi. Sakın devlet bir iş yapmıyor diye düşünme. Gördüğün gibi ısınma ve aydınlanma desteği veriyorum. Yoksa halin haraptı. Bu iyiliğimi unutma". 

Devletin bu yaptığı, tanıdık bir esnaftan alışveriş yapınca, iş ödemeye gelince, esnafın, "Normalde şu kadar ama sen bu kadar ver" demesine benzer. 

Devletin elektrik ve doğal gaza bu şekilde destek vermesi doğru mu? Devletin borcu olmaz. Fazladan parası olur. Bu fazla parayla vatandaşına destek olur. Buna kimse bir şey diyemez. 

Yalnız bildiğimiz kadarıyla devlet borçlu. Bu borcu daima faizle ödüyor. Nakit ihtiyacı için sürekli borçlanıyor. Durum bu iken yani borç paçadan akarken devletin bu yaptığı ağalığı anlamak zor. Şayet devletin elinde bize destek olacak fazla parası varsa önceliği borcunu ödemek olmalıdır. Böylece fazladan faiz ödemiş olmaz. 

Bir diğer husus, devletin en önemli gelir kaynağı vergilerdir. Madem böyle destek olacak. Destek yerine vergileri düşük tutabilir. Mesela doğal gaz ve elektrikten aldığı KDV'yi sıfırlayabilir ya da oranı düşürebilir. Vergileri yüksek alıp bu şekilde destek vermesi, kepçeyle alıp kaşıkla vermesine benzer. 

Bir diğer husus, öyle zannediyorum devlet zengin, fakir her tüketiciye aynı desteği veriyor. Devletin bu yaptığı eşitlikçi anlayıştır. Devlet illa destek verecekse, geliri giderini karşılamayan ihtiyaç sahiplerine yapmalıdır. Geliri yüksek olana destek vermemelidir. Unutmayalım ki eşit davranmak adil değildir. Adil olmak, gelire göre vergi almak, gelire göre destek olmaktır. 

18 Nisan 2025 Cuma

Faizle İmtihanımız

Bu ülkenin ekonomisi yalancı baharlar dışında her daim sorunlu olmuştur.

Döviz karşısında paramızın değerini koruyamıyoruz.

Paramız değerli olunca problem, değeri düşünce problem. Çünkü değerli olunca ihracatçı ihracat yapamıyor. Paramızın değeri düşünce alım gücü zayıflıyor, maliyetler artıyor, bu da hayat pahalılığı olarak bize geri dönüyor.

Enflasyonla başımız dertte.

Hayat pahalılığı belimizi bükmeye devam ediyor.
Ülkemizde uygulanmakta olan faiz oranları başlı başına bir sorun. Bunda yanlış ve zamansız faiz oranlarının etkisi büyük.

Covid 19 salgınının ardından, dünya faiz oranlarını yükseltirken, sebebi hikmeti bilinmez, biz indirdik. Şimdi dünya faiz oranlarını düşürürken biz yükseltmeye devam ediyoruz.
Faiz oranı en yüksek ülke olan Venezuela'nın (59) ardından, nisan ayı itibariyle dünyada % 46 ile faizi yüksek ikinci ülkeyiz.

Güya faizi sıfırlamak için epey uğraşmıştık. Bu politika yanlış diyenlere büyük çoğunluk, faizle mücadele ediliyor, faiz belasından kurtulacağız savunması yapmıştı. Bunların sesleri de yüksek çıkınca her ay faizi indirdik.


Geldiğimiz nokta itibariyle her ay indirdiğimiz faizi kendi elimizle yükselttik. Bir ara yüzde elliyi bulmuştu.

Sonuçta faizi yok edemedik. Üstelik içimizde faizden beslenen büyük bir kitle oluştu. Çünkü yüksek faizi gören parasını mevduata yatırdı. Risk yok nasılsa. Ana parasına dokunmadan faiziyle geçinmek çok cazip olsa gerek. Köşede kenarda parası olanın çalışmasına hiç gerek yok.
Bugüne kadar mevduata para yatırmamış biri olarak bu yüksek faiz oranı bana da cazip gelmiyor değil. Ne kadar cazip gelse de bugüne kadar işim olmadı, inşallah bundan sonra da olmaz.

Uygulanan faiz politikasına ne umduk ne bulduk denir. Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olduk denir. Bir beladan kurtulacağız derken bu belanın daha fazla kucağına düştük denir. Yağmurdan kaçarken doluya tutulduk denir. Çünkü ceremesini bir avuç paradan para kazanan dışında toplum olarak bizler çekiyoruz, çekmeye de devam edeceğiz.