4 Şubat 2025 Salı

Terörist mi İlan Edildin?

Terörist mi ilan edildin? Kurduğun örgüt terör örgütü kapsamına mı alındı?

Üzülme! Zira dünyanın sonu değil.

Yeter ki azmi elden bırakma. Mücadeleye devam et. Kınayanın kınamasına aldırma.

Varsın sana terörist desinler. Varsın senin örgütünü terör örgütü ilan etsinler. Varsın senin kellene ödül koysunlar. Çok da tın.

Pes etme. Zira gün ola harman ola.

Taktiği de elden bırakma.

Örgütünün adını bir daha bir daha değiştir. Örgütüm ve ben değiştim de. Onlar seni terörist ilan ettikçe yeni isimle duyur ismini ve örgütünü. Kılık kıyafetini, şekil ve şemailini de değiştir. Hatta adını da değiştir.

Sakın kellem gider diye üzülme. Dedim ya gün ola harman ola.

Unutma ki kellene ödül konması sana değer verildiği anlamına gelir. Çünkü kellene ne kadar yüksek ödül konursa bir o kadar değerin artar. Seni kolay kolay öldürmezler, öldürtmezler. Çünkü sen ve örgütünle herkesi korkutmaya devam ederler. Böylece şanın yürür.

Öyle bir zaman gelir ki sen ve örgütün terör görevini yaptıktan sonra sana yeni görev verirler.

Hiç ummadığın bir zamanda sana bir zalimin saltanatına son verdirirler ve kurtarıcı olursun. Yine şanın yürür.

Başına konan para kaldırılır.

Yeter mi? Yetmez. Cumhurbaşkanı bile yaparlar.

Örgütün terör kapsamından çıkarılmadan seni terörist ilan edenler, tükürdüklerini yalayarak seninle görüşme kuyruğuna girerler.

Ülke ziyaretleri yaparsın. Cumhurbaşkanı gibi karşılanırsın.

Umreye bile gidersin.

Nicelerinin dostu ve kardeşi olursun.

Hasılı senin için yükselmenin sınırı yoktur.

Bu demek değildir ki tüm terör başlarını cumhurbaşkanı yaparlar. Bil ki hepinizin ödülü farklı. Seni cumhurbaşkanı yaparlarken bir başkasını dört tarafı nazır güvenilir ve korunaklı bir adaya koyarlar. Yedikleri önünde, yemediği arkasında olur. Hasılı terörist başlarının ödülleri büyük olur. Çünkü büyük oynatmak büyük ödülü kapar.

Bu demek değildir ki her terörist böyle ödüllendirilir. Unutma! Baş teröristlerin başımız üstünde yeri vardır. Senin veya adı sanı duyulmamış terör örgütü peşinden gidenlerin veya terör örgütü üyesi ya da sempatizanı ilan edilenlerin canı cehenneme. Onlar için her türlü ceza azdır zira. Çünkü küçük teröristtir onlar. Aynı şekilde büyük çalanlar toplumda el üstünde tutulur ama küçük ve değersiz şeyi çalan küçük hırsızlar adi suçlu muamelesi görür.

Kapının Önüne Koymak Çözüm mü?

İnsan olup da hata yapmayanı yoktur. Çünkü insan nisyan ile maluldür.

İlk insan Hz Adem de eşiyle birlikte hata işleyenlerden. Halbuki "Sakın şu ağaca yaklaşma" denmişti. Bu emre rağmen Hz Adem ve eşi söz dinlemeyip ağaca yaklaştı. Çünkü şeytanın, "Eğer bu ağaca yaklaşırsanız ölümsüz olacaksınız" iğvasına nefisleri yenik düşmüştü.

Ölümsüzlük vaadinde bulunarak İblis insanı en zayıf noktasından vurmuştu. Çünkü her bir insan bu dünya ne kadar sıkıntılı olsa da ölmeyi istemez.

Biz Adem ve eşi hata yaptı desek de verilen yasak emrini dinlemeyerek Allah'a isyan bayrağını açmışlardı.

Sonuçta Adem ve Havva hata ve isyanlarını devam ettirmez. "Bizim ne suçumuz vardı. Bizi şeytan kandırdı. Şeytanın yanımızda ne işi vardı" gibi mazeret öne sürmeden tövbe ederek pişmanlıklarını ifade ederler.

Allah da "Ben size yaklaşmayın demedim mi? Çekin cezanızı. Asla affetmem. Bittin sen Adem" demiyor. İkilinin tövbesini kabul ediyor. Onları affetmekle kalmıyor. Hz Adem'i peygamber olarak seçiyor. Ona insanları düzelt görevi veriyor.

Yine Kur'an'da Fatır süresi son ayet mealinde, "...yapıp ettikleri yüzünden Allah cezalandırsaydı, Allah yer üstünde hiçbir canlı bırakmazdı..." denmektedir.

Yine hadis olarak "99 kişiyi öldüren bir kişinin duyduğu pişmanlık sonucu bir daha adam öldürmemek için bulunduğu muhiti terk etmesi sayesinde kurtulduğu" anlatılır.

Yine hutbelerde de okunan bir hadis meali şöyle: "Günahından tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir".

Kısaca insan hata ve yanlış yapar. Zira hatasız kul olmaz. Önemli olan aynı hata ve yanlışı tekrarlamamak.

Yine insan için tövbe kapısı ölünceye kadar açıktır.

Hata ve yanlış yapanlara karşı bizim tavrımız nasıldır?

Teamül hale gelmiş bir tavrımızın olmadığını söyleyebilirim. Kısaca adamına göre muamele yapılıyor.

Mesela bazı kişilerin hata ve yanlışı arşı âlâya yükseldiği halde görmüyoruz, görmezden geliyoruz.

Önce terörist diyoruz, örgütünün terör örgütü ilan ediyoruz. Başına ödül koyuyoruz. Sonra bir bakmışsın bu kişi, Suriye’nin Cumhurbaşkanı oluyor ya da yapılıyor. Başına konan ödül kaldırılıyor. Terör örgütü listesinden çıkarılmadığı halde örgütünü terör listesine alan devletler tarafından görüşmeler yapılıyor.

Kırk bin kişinin ölümünden sorumlu tuttuğumuz, yakalandıktan sonra ağırlaştırılmış müebbede mahkum ettiğimiz ve terörist başı dediğimiz kişiyi dışarıya çıkarmanın yollarını arıyoruz.

Cezaevi mahkumlarını kader kurbanı deyip çıkardığımız infaz yasası ile ya ceza indirimine gidiyoruz ya da genel afla salıyoruz.

Hata ve yanlış yapıp da herkes böyle şanslı değil. Kimini içeride tutmaya devam ediyoruz kimini içeri atmanın yollarını arıyoruz.

Yargı yüzü görmeden KHK ile kamudaki görevinden el çektiriyoruz. Yine yargı yüzü görmeden komisyon kararıyla görevine son veriyoruz. Son vermekle kalmıyoruz. Bir süre özel sektörde çalışmasının önüne mani çıkarıyoruz.

KHK ve komisyon kararıyla görevine son vermek için gerekirse geriye dönük suç ihdas ediyoruz. Zamanında suç kabul edilmeyen hareket ve tavırları suç kabul ediyoruz.

Kurtarmak istediğimizi at izi, it izine karıştı deyip kurtarıyoruz. Kurtarmak istemediklerimize ise direniyoruz.

Daha çocuk diyebileceğimiz, okulu yeni bitirmiş, daha sorumluluk almamış genç askerleri emre uyumadılar diye kapının önüne koyuyoruz.

Kısaca kişi pişman mı, değil mi, bu yanlışı bir daha yapar mı bakmıyoruz. Bu kadar ceza kafi demiyoruz. Sen bunu yaptın, asla affetmem deyip kestirip atıyoruz. Kimseyi kazanmak istemiyoruz.

Allah bile tövbe kapısı ile insanı yaşatmaya ve iyi olmaya sevk ederken bu kullarına ne oluyor böyle? Allah her suç işleyen canlıyı öldürmediği halde biz niye insanımızı ölmekten beter yapıyoruz?

Diyelim ki güç bizde. Biz istediğimizi yaparız. Peki, korku dağları oluşturarak, insanları ölmekten beter yapmak ve kamudan ihraç etmek çözüm mü? Niçin bu hata ve yanlış yapanları kazanmaya çalışmıyoruz? Sahi attıklarımız, cezalandırdıklarımız, terör örgütü üyesi diye yaftaladıklarımız, Öcalan’dan ve bugün Cumhurbaşkanı ve Suriye’nin kurtarıcısı muamelesi gören el Şara’dan daha mı kötüler? Kötülerse, canları cehenneme! Ya değillerse... Unutmayalım ki her kişi ikinci bir şansı hak eder.

Çay Parası

Bakanlık müfettişleri rehberlik ve denetim, inceleme ve soruşturma için gruplar halinde tüm Türkiye’ye dağılırlar.

Ankara’dan bölgelerine gittikleri zaman okulları denetlerler. Bu denetimleri de iki, üç hafta falan sürer.

Konya’nın bir ilçesinin büyük bir beldesindeki endüstri meslek lisesine de denetim için bakanlık müfettişleri gelir.

Müfettişler çalışma odası olarak okul müdürünün odasını kullanırlar.

İncelenecek evrakları okul müdüründen isterler.

Okul müdürü, çay, kahve ne içersiniz diye sorar.

Derler ki “bizim prensibimizdir. Biz teftişe gittiğimiz kurumdan yemeyiz, içmeyiz”.

“Siz bilirsiniz” der okul müdürü.

Onlar hummalı bir şekilde çalışırken, okul müdürü ara sıra hizmetlisinden çay ister ve yanlarında içer.

Bir böyle iki böyle. Müdür içiyor ama kendileri çay içmiyor. Çünkü prensipleri bu.

Yalnız bu okuldaki teftiş bir hafta sürecek. Beş gün boyunca çaysız ne yapacaklar?

İçlerinden bir tanesi, “Müdür bey, çayı kendi başına içiyor. Bize söylemiyor” diyerek okul müdürüne laf dokundurur.

Müdür de “Efendim, içmeyiz dediniz. Bu durumda ne yapabilirim, siz söyleyin” şeklinde cevap verir.

“Çay içeriz ama parasını vermek şartıyla” derler.

Okul müdürü de tamam der. Çaylarını söyler. Çayları getiren hizmetliye, “Gidinceye kadar müfettişler istedikçe çay getireceksin. Kaç çay içtiklerini yazacaksın. Giderken içtikleri çayın parasını verecekler. Tamam mı” diye tembihler.

Bu tembihi koridora çıkıp tekrar söyler. Çünkü anlattığına göre hizmetlisinin kafası biraz kalınmış. Bir lafı hadi deyince birden anlamazmış.

Müfettişler denetimi bitirip öğretmenlerle toplantı yaparlar.

Ardından ayrılmak için bahçeye inerler. Okul müdürü de uğurlamak için onlara refakat eder.

Müfettişler arabaya binip tam giderlerken, müfettişlere çay getiren hizmetli, durun diye bağırır ve koşarak yanlarına gelir.

Hizmetlinin koşarak geldiğini gören müfettişler bekler.

Hizmetli, “Hani siz çay parasını vereceğidiniz. Vermeden nere gidiyoruz? Şu kadar çay borcunuz var” der.

Hizmetlinin bu yaptığına hepsi hem güler hem şaşırır. Başmüfettiş hiç bozuntuya vermeden, “Müdür bey, bu hizmetlinin kıymetini bil” der ve çay borçlarını kuruşu kuruşuna ödeyip ayrılırlar.