3 Şubat 2025 Pazartesi

Etkisiz ve Yetkisiz Belediyecilik

Belde demeye bin şahit köyden bozma ilçelerimiz var. Hem nüfus hem de ekonomik yönden gelişip şehir havasına bürüneceği yerde hem nüfus hem de gelişme yönünden gerisin geriye giden ya da yerinde sayan bu ilçeler 90'lı yıllar siyasetinin bir eseri.

O günün iktidar ve muhalefeti birkaç seçmenin oyunu devşirmek için verin bize oyunuzu. Köyünüzü belde, belgenizi ilçe yapalım dedi. Her seçmen bu seçim yatırımını yemese de yiyen seçmen de az değildi. Ne de olsa şehir olacaklardı.

Sonuçta köyler belde, beldeler ilçe, ilçeler il yapıldı.

Ne olur belde, ilçe, il yapıldıysa demeyin. Çoğu hak etmediği halde yerleşim statüsü değişince devlet oraya il ve eski ilçelerde hangi devlet kurumu varsa hepsini getirdi. Bunun için bol bol resmi daire binaları yaptı. Buralara kaymakam/vali atadı. Hepsine adliye ve askeriye götürüldü.

Sonradan adliye binaları geri çekildi.

Kısaca belde ve ilçe yapılan çoğu yerleşim yerleri, beklenen gelişmeyi gösteremediği gibi bu yerleşim yerlerinin beslediği eski ilçeler de gerisin geri gitti.

Kısaca siyasilerin bu gereksiz seçim yatırımları devlete yük ve maddi külfet dışında bir şey getirmedi.

Büyükşehir yasası ile birlikte belde olan yerlerin belediyelikleri düşürüldü. Bu isabetli karar nedense küçük ve gelişme istidadı göstermeyen ilçelere uygulanmadı.

Büyükşehir yasası ile birlikte küçük ilçelerin kaymakam ve belediye başkanı ile temsil dışında başka bir misyonu yok. Çünkü hizmetlerin kahir ekseriyeti büyükşehirlerin yetki ve sorumluluğuna verildi. Altyapı, su, ulaşım, imar, mezarlıklar, yollar, itfaiye vs. bütün hizmetler büyükşehrin uhdesinde. Bildiğim kadarıyla ilçe belediyeleri temizlik ve çöp işlerini yerine getiriyor.

Doğru dürüst bütçesi, teknik elemanı, imkanı olmayan belediye başkanları adeta yetkisiz ve sorumsuz belediye hizmeti ifa ediyor. İşsizlikten sıkılan belediye başkanları da kendilerine iş buluyor ki aldığı maaşın ve temsil görevinin hakkını versin.

İlçede pazar varsa pazarın olduğunun sabahı belediye anonsundan bereketli kazançlar duası yaptırıyorlar.

Makam arabasıyla yanında zabıtasıyla birlikte pazarı ziyaret ederek esnafla tokalaşıp işler nasıl diye hal hatır soruyorlar.

Her cumayı ayrı bir mahallede kılarak namaz sonrası cami cemaatiyle tek tek tokalaşıyor. Nasılsınız, iyi misiniz hemşerilerim? Var mı bir isteğiniz diyor. Mahalleli de bir istekte bulunursa, inan, o işe büyükşehir bakıyor. Ben bunu büyükşehre ileteyim diyor. Mahalleli ile bir evde, varsa kahvehanede çayını içip geri makamına dönüyor.

Pazar ve cuma değilse ilçenin parkı varsa parka giderek hemşerileriyle çay eşliğinde muhabbet yapıyorlar. Birden fazla park varsa ertesi gün de diğer parka gidiyorlar.

Hangi mahallede düğün varsa hepsine tek tek gidip hediyesini veriyorlar ve hayırlı olsun temennilerini iletiyorlar. Düğün sahibi de koskoca belediye başkanı düğününe teşrif etmiş deyip hizmette kusur etmiyor. Onun için mükellef bir sofra hazırlıyor. Düğünü bırakıp başkanın etrafında fırfır dönüyor.

Tüm bu hizmetler görülüp takdir edilsin diye bir sosyal medya hesabı açıyorlar. Gezip dolaştığı, tokalaştığı kişilerin görüntülerini sosyal medyada paylaşıyorlar.

Haklarını yemeyelim, sosyal medyayı çok iyi kullanıyorlar.

Buradan cenaze haberlerini de yayımlıyorlar.

Büyükşehir, özel idare, valilik, bakanlık her ne göndermiş, ilçesine her ne yapmışsa bunu da sosyal medyadan vermek suretiyle teşekkür belediyeciliği yapıyorlar.

Hasılı etkisiz, yetkisiz ve de sorumsuz belediyeciliği çok iyi temsil ediyorlar. Hizmetleri say say bitmez. Yokluklarında o küçük ilçe halkı ne yapardı bir düşünün.

İtaat ve Biat Kültürü *

Bulunduğu coğrafya ve kıtaya bakmaksızın dünyayı Doğu ve Batı diye ikiye ayırmak lazım. Kurumsallaşmış ve her yönüyle gelişmiş, muasır medeniyet seviyesine ulaşmış ülkeleri Batı, kurumsallaşmamış, gelişmemiş, çağın gerisinde kalmış ülkeleri Doğu olarak görmek mümkün.

Çin ve Rusya gibi ülkeleri ne Batılı ne de Doğulu görmek mümkün. Bu gibi ülkeleri gelişmiş ve süper güç olma yönüyle Batılı, demokratik olmama yönüyle Doğulu görebiliriz.

İstisnalar kaideyi bozmamakla beraber eğer bir ülke bir alanda gelişme göstermişse o ülkeler her alanda gelişmiş, gelişmeye paralel olarak devlet kurumları da gelişmiştir. Bir kurum kültürü ve devlet yönetim anlayışı oluşmuştur. Bu gibi ülkelerde devletin görevi ve yapacakları bellidir, vatandaşın da görevi ve yapacakları bellidir. Devlet yönetimi kişilere göre değişmez, vatandaşın hakları da kişiler yönetimine göre değişmez. Bu gibi ülkeleri Batı liginde görmek mümkün.

Ekonomik yönden gelişmemiş, gelir gider dengesini kuramamış, üretim ve marka değerler ortaya koyamamış ülkelerde ise gelişme ve değişim söz konusu olmaz. Bu ülkeler kurumsallaşmamış, yönetim kültürü oturmamış ülkelerdir. Bu tip ülkelerden bazılarına gelişmekte olan ülkeler denmek suretiyle o ülkelerin ağzına bir parmak bal çalınmıştır. Bu ülkeler okul puanıyla kırktan yukarıya çıkamayan ülkeler. Geri kalmış olanları ise 20-30 puanda kalan ülkeler. Gelişmekte dense de geri kalmış dense de bu ülkeler puan yönünden geçer not olan elli puanın altında olan ülkelerdir.

Bu iki dünyayı kıyaslama gibi niyetim yok. Şu var ki aynı dünyada iki ayrı dünyalı bunlar dense yeridir. Bu derece büyük uçurumun olmasının temelinde vatandaşlık olgusunun yattığını düşünüyorum.

Doğu toplumunda itaat ve biat kültürü hakimken Batı'da itiraz eden, eleştiren, yeri geldiğinde kolektif protesto eden, soran ve sorgulayan bir halk hakim.

İtaat ve biat kültürünün hakim olduğu toplumda itiraz ve eleştiri yok denecek kadar azdır. Hak arama mücadelesi olmaz. Demokratik tepki gösterilmez. Halk yöneticilere hesap sormaz. Aksine ülke yıkılsa bile bu niçin böyle oldu demez. Homurdanır, yine konuşmaz. Yöneticilere karşı boynu kıldan incedir. Çünkü sesini çıkardığı zaman başına ne geleceğini iyi bilir.

İtaat ve biat kültürüyle yetişen kişiler temkinli olayım, ne olur ne olmaz diyerek yasak olmayan şeyleri de kendine yasaklar.

Toplum olarak üç maymuna, körler ve sağırlara oynamaya devam ettiği için yönetenler rahat bir nefes alır. Hesap vermedikleri gibi hesap sorarlar.

İtaat ve biat kültürünün hakim olmasında acaba şu sözler etkili olmuş olabilir mi? Mesela, "Nasılsanız öyle idare olunursunuz" sözünden hareketle, yönetici kötü olduğu zaman biz kötüyüz ki seçtiğimiz de kötü olabiliyor. Bu durumda yöneticinin suçu yok. Suç bizde denebilir. Halbuki bu sözü "Nasıllarsa öyle idare oluruz" şeklinde anlamak lazım.

Bir diğeri de "Ey iman edenler Allah'a itaat ediniz, peygambere itaat ediniz ve sizden olan emir sahiplerine itaat ediniz..." ayetinin eğer yönetici Müslümansa her ne yaparsa daima itaat edilmesi gerekir şeklinde anlaşılması da olabilir. Halbuki yöneticinin doğru yaptığını onaylama ve tasvip etmek gerekirken, yanlışını ise reddetme şeklinde anlamak lazım.

Sebep her ne olursa olsun, eleştiri kültürü yerleşmiş toplumlar aya çıkarken itaat ve biat kültürü ile yaşayanlar ise daima yaya kalmaya mahkumdur.

*07.02.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

2 Şubat 2025 Pazar

Üç Kesimin Ahlakı *

Muhammed Âbid el-Câbirî’nin tespiti (özet olarak):

1.Hz. Peygamber ve Sahâbe döneminde, yaşanan Kur’an ahlakına göre - Peygamber ve halifeler dâhil- hak hukuk konularında herkes herkese eşitti.

2.Sonra Emevîler iktidar oldu ve Müslüman yönetimler -çeviriler üzerinden- “kisrâ (İran kralı) değerleri”yle tanıştılar.

3.O değerler sisteminde üç türlü ahlak vardı:

a- Sultanın (devleti yönetenin) ahlakı bireysel seçkinlik ve ululuk üzerine kuruluydu.

Sultan “halifetullah” (Allah’ın vekili) ve “zıllullah” (Allah’ın gölgesi) idi; ona kimse hesap soramazdı.

b- Sultanın özel çevresinin ahlakı; onlar sultana hizmet eder, yanlış yapıp sultanın gazabına uğramaktan sakınırlardı.

c-Halkın ahlakı ise itaat etme ve sabırlı olma üzerine kuruluydu.”

Câbirî’ye göre bu ahlak tarzları, zamanla Müslüman toplumların kültürü haline geldi. “İslam ülkelerinde bu devlet anlayışı din adını da kullanarak bugüne kadar devam etti” (el-Aklu’l-Ahlâkî el-Arabî, s. 136-139, 169, 194-225, 234, 243, 253).

Max Weber’in yüz yılı aşkın bir zaman önce sultanizm dediği bu “kisrâcı değerler” sisteminde -lafı çok edilse de- uygulamada insan o kadar da önemli değil. (Mustafa Çağrıcı, özetle)

İnsanın o kadar da önemli olmadığını biliyorduk ama bunu da Cabiri’nin tespitiyle bir kez daha öğrenmiş olduk.

Tespitten anladığım kadarıyla, Emevîlerden günümüze pek bir şey değişmemiş. Yine üç tip insan ahlakı var.

Sultanın ahlakı, yaptıkları, tasarrufları geçmişten günümüze vardır bir hikmeti şeklinde devam ediyor ve hepsi layüsel.

Sultanlara bugün halifetullah veya zıllülah denmese de onları Allah’ın nimeti görenler eksik değil.

Sultana hizmet eden, sultana karşı hata yapmaktan Allah’tan korkar gibi korkan sultan çevresinin ahlakı. Bunlar da sultan sayesinde nimetlerden faydalanan kesim. Sultanın gözünden düşmediği, sultanın hışmına uğramadığı, sultana ihanet etmedikleri müddetçe bu nimetlerden faydalanma devam ediyor.

Üçüncü ahlak türü ise halkın ahlakı ki bu da itaat ve sabırdan ibaret bir ahlak.

Bu halka önceleri reaya, tebaa denirdi. Bugün halk reayadan vatandaşlığa terfi etse de bu büyük kesimin görevi itaat ve sabır. Şükür ki fazla yük yüklenmemiş. İtaat ve sabrı kabul etmeyip itiraz edenin kafasına sultan ve çevresi öyle bir gaile açar ki itiraza yeltenen anasından doğduğuna pişman edilir.

1935 yılında doğup 2010 yılında vefat eden bu Faslı düşünürün bu tespitine şunu ilave etmek mümkün. İtaat ve sabır ahlakı ile bezenmiş halkı da ikiye ayırmak lazım. Bir kesimi gönüllü itaatkar. Bunların oranı çoktur. Değilse sultan ve çevresi zirve yüzü göremez. Sultan ve çevresi bunların sırtına basarak yükselir. Bu kesim de bundan şeref duyar. Diğer kesim ise istemeyerek ve elinden bir şey gelmeyerek itaat ve sabır ahlakı ile yaşamaya devam eder.

Ve herkes halinden memnun. Çünkü Cabiri’nin dediğine göre sultan ve çevresinin bir de halkın ahlakı dinden de dayanak bulmak suretiyle bu toprakların kültürü haline gelmiş.

Bu iş kültür haline gelince, sultan sultanlığını yapacak, sultan çevresi de sultana hizmet etmeye devam edecek, halk da itaat ve sabır hayatı yaşayacak. Değilse ahlaksızlık etmiş olurlar. Çünkü bu kültür bu ahlakı dayatıyor. Zihinsel bir değişim olmazsa, sultan, sultan ahlakından, sultanın özel çevresi bu ahlaktan, halk da itaat ve sabırdan memnun olmaya devam eder.

*05.02.2025 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.