8 Kasım 2024 Cuma

İnsafınız Kurusun! *

Zaruri ihtiyaçlar dışında epeydir market alışverişi yapmazdım. Bugün, yarın derken iki liste, alacak listesi çıktı.

Markete vardım. Listeye göre alacağımı aldım. Aldığımın üstünü çizdim. Listenin biri bitti. Diğerine göz gezdirdim. Diğer listede salça ve baharat türü alacak vardı. Bu listede nar ekşisi dikkatimi çekti. Buradan mı alayım, baharatçıdan mı derken fiyatına bakalım dedi içişleri bakanım. 700 gramlık yüzde yüz doğal olan bir markanın fiyatı 119,95 lira idi. İçişleri bakanıma, ister buradan al ister baharatçıdan ister baharatçıdaki fiyata bakalım, arada fark olursa gelir buradan alırız dedim. Bunun baharatçıdan bu fiyata olacağını sanmıyorum. Geçen sene baharatçıdan aynı markayı almıştık. Fiyatı bundan yüksekti dedi. İyi o zaman alalım buradan dedim.

İlk listenin market alışverişi bitti. Kasaya doğru yanaştım. Kasiyere, şu ürünler üç yüzü geçerse geri iade alırsın dedim. Kasiyer de gülerek kaç üç yüz amca dedi. Dediği gibi yedi katını geçti market alışverişim. 

Benim epeydir yapmadığım alışveriş, uzun süre sanayiye gitmeyen, sanayiden kaçan araba sahibine benzedi. Arabanın ufak tefek tamiratı için aman gerek yok. Nasılsa araba hareket edip işimi görüyor diyenin, bir zaman sonra sanayiye gidince katmerli ödeme yapmasına benzedi.

Ödemenin ardından baharatçıya gittik. Baharatçının kaç uzun yıllardır baharat ve salça müşterisiyiz. Biz ve başkası ala ala yan tarafa başka ürün satan bir dükkan bile açtılar.

Arada kapalı bir dükkanın önüne çay setini de koymuşlar. Doldurup doldurup içiyorlar. 

Baharatçı dükkanına girerken, diğer dükkandan gençten biri gülerek baharatçı dükkanına geldi. Diğer eleman seslenirken gencin ismini öğrendim. Ben de sandım ki gülerek gelen bu genç bana çay ikram edecek. Bunun derdi salça imiş dedim. İşi bırakıp geldi. İçeceğin çay olsun dedi. İçeri girip temiz bir bardak getirdi. Bir çay doldurdu. Şimdi oldu genç. Düğününde oynarım artık. Bu arada benim bu çay istemem, yeni nesil dilencilik türü. Fazlası bezdirir. Haberin olsun dedim. Canın sağ olsun abi. İçeceğin çay olsun dedi.

Ben dışarıda çayımı içerken bizim biber ve domates salçası tartıldı. İçeri geçip listeyi elime aldım. Diğer baharatlardan listede yazılı olanlardan 100'er gram tarttırdık. Patlıcan ve kapya biber kurusu aldık.

Biber ve domates salçasının fiyatı geçen aya göre değişti mi dedim. 25'er lira indirdik. Biber 175, domates ise 125 oldu dedi. İyi olmuş dedim.

Yükselme beklerken indirimi garipsedim. Çünkü bu ülkede indirim artık lügatimizde yok. Yine indirim yok aslında. Sezona başlarken belirledikleri fiyat yüksek olunca anlaşılan indirime gitmişler.

Aslında domates ve biber salçasının yüksek olmasının bir anlamı yok. Çünkü bu sezon domates ve kapya biber fiyat yönünden çok düşüktü. Buna rağmen salçanın fiyatı yine geçen seneye göre iyi artmış. Niye böyle? Sezonluk fiyat yükseltmeye alıştık. Bir önceki seneye göre aynı fiyattan satsak cepten ve sermayeden yemiş oluruz. Yani külliyen zarar.

Baharatçı, istediğimiz her şeyi verdikten sonra barkodunu okutarak hesap yapmaya başladı. Bu arada içişleri bakanı, az önce marketten 119,95 liraya aldığımız 700 gramlık yüzde yüz doğal nar ekşisinin fiyatını sordu. 250 lira olması lazım. Yine de barkodu bir okutayım dedi. Okuttu. Evet, doğruymuş. 250 lira imiş dedi. Şimdilik kalsın dedik. Bizimki doğal dedi ama almadık. Çünkü bizimki de doğaldı. Üstelik aynı markaydı. 

Evet, yazdığım rakamlar doğru. Birbirine 300 metre yakın bu iki işyerinde aynı markanın aynı gramı ve % 100 doğal olanı, markette 119,95 iken, baharatçıda 250 lira. Vay anasına vay. Esnaf bizimle dalga geçiyor anlaşılan. 

1.610 TL tuttu aldıklarımız. 1600'ü anladım da şu 10 lira içtiğim çay parası mı genç dedim. Yok abi, çay ikramımız dedi. 

Geçen sene de bu aynı marka nar ekşisini yine bu baharatçıdan almıştık dedi hanım dönüşte. İyi ki marketten almışsın bu sene. Demek ki geçen sene de kazık yedik. Önceki seneleri saymıyorum artık. Bir daha da bu baharatçıdan biber ve domates salçası dışında alavere yapmayalım dedim. Çünkü yüzde yüzden fazla fiyat farkı var maalesef. 

Marka farklı olur da bu kadar fiyat farkına kalite farkı derim. Ama aynı marka bu kadar uçuk kaçık fiyata olmaz.

Nasılsa ürünlerde etiket yok. Belli müşteriler geliyor. Kimse de fiyat sormuyor. Baharatçı bizim burada bu fiyata gider diye düşünüyor olmalı. Belki de bu nar ekşisinde kazandığıyla mandırayı açtı. 

İki esnaf arasındaki bu fiyat farkının serbest piyasayla alakası yok. Bizde ne Allah korkusu var ne ahlak ne kuldan utanma var. Denetim zaten yok. Olsa da fahiş fiyat cezası diye bir ceza bildiğim kadarıyla yok. Geriye esnafın insafı kalıyor. İnsafı kurusun böyle esnafın.

Bana tek faydası oldu bu nar ekşisi fiyatı arasındaki uçurumun. On-on beş senedir gözüm kapalı alışveriş yaptığım bu baharatçı bundan sonra yok hükmündedir.

Aynı marka ürünün iki esnafta bu fiyat uçurumu sadece nar ekşisinde değil. Bugün meyve almak için bir markete gittim. Beş kiloluk pirina kalıp sabun geçen günkü markette 220 lira idi. Burada aynı marka kaç diye baktım. 269 lira yazıyordu. Vah benim ülkeme vah. Zira insafımız ölmüş de ağlayanımız yok.

*11.11.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

7 Kasım 2024 Perşembe

Garip Bir Öğrenci

İlk sınavları yapacağım. Sınav tarihini belirledim. İlk üniteden sorumlu olacaklarını öğrencilere söyledim. Sınavdan önce ünite değerlendirme soruları göndereceğim. Gönderdiğim sorular arasından soracağım. İçinizden bir öğrencinin cep numarasını alacağım. Hazırladığım soruları ona göndereceğim. O öğrenci de sınıfın WhatsApp grubuna atıp arkadaşlarıyla paylaşacak. Bu görevi kim yapmak ister dedim.
Bir öğrenci ben sınıf başkanıyım. Benim numaramı alın dedi. İnternet sıkıntın yok değil mi dedim. Şimdi yok ama evde ve işyerinde var. Oradan atarım dedi. Kızım, her ihtimale karşı başka bir arkadaşının numarasını alayım o zaman dedim. Alla Alla... Var dedim ya dedi. İyi o zaman söyle numaranı deyip kaydettim. Yalnız öyle Alla Alla demen hoş değil dedim. Size demedim. Şu arkadaşa söyledim dedi. Artık kime dediyse. 
Numarasını kaydettiğim öğrenciyi girdiğim 9.sınıflar için oluşturduğum gruba aldım. Daha doğrusu direk gruba alamadım. Hanımefendiyi gruba davet ettim. Davete ertesi gün icabet edebildi. 
Pazartesi yapacağım sınavın çalışma sorularını perşembe günden oluşturduğum 9'lar grubuna attım. Sınıf grubunuzla paylaşın. Paylaşan arkadaşımız, paylaştım yazsın dedim.
Cumartesi gününe kadar bekledim. Beş sınıfın temsilcisi paylaştım yazarken iki sınıfın temsilcisi paylaştım yazmadı. Şu şu sınıflara paylaşım yapıldığına dair dönüt almadım. Lütfen paylaşım yapın hatırlatması yaptım. Bu iki sınıf görevlisinden yine tık yok.
Cumartesi motor bölümünden sorumlu öğrenciyi aradım. Öğrenci, hocam, sınıf grubumuzda yönetici olmadığım için paylaşım yapamıyorum. Yönetici arkadaşa göndereceğim. O paylaşacak dedi. İhmal etme, hemen halledelim dedim. Tamam hocam dedi. 
Diğer kız öğrenciyi WhatsApptan aradım. Cevap vermedi. Telefonla aradım. Ulaşılamıyor dedi.
Pazartesi ilk dersim motor sınıfına. Çocuklar sınıf WhatsApp grubunuza sorular geldi mi dedim. Hayır dediler. Görevli öğrenciye, niye göndermedin dedim. Yönetici arkadaşa gönderdim. O göndermemiş dedi. Nerede o dedim. Daha gelmedi, yolda imiş dedi. Tekrar gönder, arkadaşını da ara. Hemen sınıf grubuna paylaşsın dedim. Güç bela paylaşım yaptırabildim.
Teneffüste paylaşım yapıldı dönüşü yapılmayan güzellik sınıfına gittim. Çocuklar çalışma soruları geldi mi dedim. Hayır dediler. Bana Alla Alla diyen öğrenciye, paylaşım yaptın mı sınıfla dedim. Hayır dedi. Niye dedim. Ben başkanlığı bıraktım dedi. İyi kızım da başkanlığı bırakman sınıf grubuna soruları göndermene engel mi dedim. Sessizlik. Aradım. Cevap vermedin. Ardından ikinci kez aradım. Telefonuna ulaşılamıyor uyarısı aldım. Bu ne iş dedim. Ne zaman aradınız? Benim telefonum iki haftadır bozuktu dedi. 
Hemen bir başkasının numarasını kaydedip, kızım grubunuzla paylaşın, öğleden sonra yazılıyız dedim. Bu meseleyi de bu şekil çözdüm. 
Öğleden sonra güzellik sınıfının dersine girdim. İlk ders yazılı yaptım. Başkanlığı bıraktığı gerekçesiyle sınıf grubuna soruları göndermeyen öğrenci sınava girmedi. İkinci ders teşrif etti. 
Kağıdı uzatıp sınavını yaptım. Sınav sonrası, kızım, soruları göndermeyerek arkadaşlarını mağdur ettin. Bu yaptığın doğru değil. Ne yapıp ne edip o soruları göndermeliydin. En azından yeni sınıf başkanına soruları gönderebilirdin. Sorumluluk bunu gerektirir. Yapmayacağın görevi almayacaksın dedim. Tamam dedi. 
Bu kız çocuğuna sesimi yükseltmeyerek sabrettim. Hayatımda bu yaşta bu kadar sorumsuz, lakayt ve rahat öğrenci görmedim. Aynı anda bahane üretmede de üstüne yok. Yalanın sayısını söylemeye zaten gerek yok. Zaten kendisini iki hafta önce kaydettim. Sınav tarihini o zaman belirledim. Ne ara başkanlığı bıraktı, sınıf öğretmenleri ne zaman değiştirdi, anlamış değilim. Telefonu be zaman bozuldu? Çünkü iki haftadır bozuk dediğine göre numarasını aldığım zaman da bozuk olmalıydı. Pot üstüne pot kırmasına, yalan üstüne yalan söylemesine ve bahane üretmesine rağmen, hocam kusura bakmayın bile demedi. 
Bu kadar rahatlığa da pes doğrusu. Allah ailesine sabır versin. Evlenecek olana da. 

Zorunlu Emeklilik Yaşına Neşter

Kendisini daha önce ismen bilirdim. Teşehhüt miktarı da olsa çalışma imkanı buldum. İlerlemiş yaşına rağmen ne konuştuğunu bilen, büyükle büyük, küçükle küçük, hal hatır bilen, herkes ve her kesimle iletişim kuran, herkes nazarında saygınlığı ve ağırlığı olan, kişilik ve kimliğinden ödün vermeden düşüncesini paylaşan, bulunduğu ortamda sözü dinlenen, nazik, kibar ve bir İstanbul beyefendisi olarak tanıdım kendisini. 
Daha fazla çalışamadım. Çünkü 65 yaş haddinden zorunlu emekli oldu. 
Emekli olmasına rağmen bizden geçti diyen biri değil. Çoğu gençlere taş çıkartan cinsten dinç biri. 
Gel gör ki kanun dinçliğe ve kişinin verimine bakmıyor. Yaşı doldu mu güle güle diyor. 
Çok fazla hukukum olmasa da teşehhüt miktarı çalışma şerefine nail oldum kendisiyle. 
Emekli olmasının ardından bir ay geçmemişti ki kuruma uğradı bugün. Kapının önünde bankın üzerinde yüzümüzü güneşe vererek lafladık biraz. 
Kısa bir zaman diliminde sağdan soldan konuştuk. Derin tecrübesinden müstefit oldum. 
Ne yapıyorsun, bir meşguliyetin var mı dedim. Şimdilik yok ama çalışma düşüncem var. Sanayiden teklif var. Herhalde değerlendireceğim dedi. Hem boş durmamış olurum hem de maddi olarak katkı olsun istiyorum. Çünkü 70 bin lira alırken 32 bine düştü maaşım. Hala başka şehirde üniversite 3.sınıfta okuyan çocuğum var. Gelirimde yüzde elli düşüş oldu. Şükür atadan kalma evim barkım var ama her şey ev ile bitmiyor. Daha bu çocuk okulu bitirip onu baş göz edeceğim şeklinde bir şeyler söyledi. 
İş tamamen maddi boyuttan ibaret olmasa da hayatı çalışarak geçenler için emeklilik zor. Çünkü vakit geçirmek mesele. Sonra emekli olunca kişinin geliri niye bu kadar düşer? Bu kişi yiyip içmeyecek mi, gezip dolaşmayacak mı? Eşine, dostuna izzet ve ikramda bulunmayacak mı? Niçin kıt kanaat geçinmek durumunda kalsın? Ki çoğu memur, geç evlendiği için emekli olduğunda daha küçük çocuğu olabiliyor, yukarıda bahsettiğim gibi çocuğu okuyabiliyor. 
Daha mı çalışacak, yerini açsın, başkası çalışsın denebilir burada. Buna derim ki geriden gelenlere yer açması için kişilerin emekli olmasıyla genç işsizliği çözüm mümkün değil. Çünkü her alan ve sektörde o kadar çok bekleyen var. 
Bir diğer husus ömrün uzadığı günümüzde emekli olmak ve emekli sayısının artması devletin sırtında bir kambur. Sayısı normalin üzerinde olduğu için devlet emekliye yeterince maaş veremiyor. Çünkü evler hem emekliye hem de yerine çalışacak olana maaş vermek zorunda kalıyor. 
Bence emekli için üst yaş sınırı belirlemenin bir gereği yok. Kişi verimli oldukça varsın çalışmaya devam etsin. Ama göz görmez, işini aksatır, kulak duymaz, merdivenden inip çıkamaz, işine hakim olamaz noktaya gelen için de emeklilik şart.
Emeklilik yaşı geldiği halde vücudu dinç ve verimli olanlar için pekala kişinin isteği doğrultusunda her sektör, istekliye özel birer yıllık çalışma onayı verebilir. 
Yok, 65’i dolduran köşesine çekilmeli denirse, o zaman ülkede 65’ini dolduran hiç kimse hiçbir alanda çalıştırılmamalı. Mesela ülke yönetimi diyebileceğimiz siyasi alanda da 65’ini dolduran kimseye yer olmamalı. Çünkü 65’ini dolduran öğretmen ve memurdan esirgediğimiz çalışmayı ülke yönetenlerden esirgemiyoruz. En azından bu çelişki giderilmeli.