4 Ekim 2024 Cuma

Geri Kalmış ve Gelişmekte Olan Ülkelere Biçilen Rol

Üretmeyeceksin.

Üreteceksen de ürettiğin marka değeri olmayacak. Başka ülkelerde üretimi pahalı gelen ürünleri üretip o ülkelere daha ucuza ihraç edeceksin.

Ülke, bir uçtan diğer uca çok uluslu şirketlere teşvik verilerek üretim ve ticaretle uğraşacak. Ülke insanı olarak bu şirketlerin işinde işçi olarak çalışacaksın.

Bir buluşa imza atmayacaksın. Başkasının imza attığını alıp kullanacaksın.

Kendi kendi yetmeyeceksin. Gelir ve giderin denk olmayacak. Hep açık vereceksin. Daima borçla yaşayacaksın. Hep faiz ödeyeceksin.

Enflasyon, hayat pahalılığı ve yüksek faiz hep kaderin olacak.

Vergi adaleti olmayacak. Gediği kapatmak için vergi oranlarını hep yüksek tutacaksın.

Hiçbir sorunu kökünden çözmeyeceksin. Bir kısmını sumen altı yapacaksın. Bir kısmını da pansuman tedbirlerle geçiştireceksin.

Paraları daima pul olacak. Döviz hep geçer akçe olacak.

Hep kutuplaşma ve gerilim olacak.

Hep kurtarıcı beklenecek.

Kurum ve kurallarıyla işleyen bir sistemleri olmayacak. Devletleri kişiye göre kişneyecek.

Her şeyin kural ve nizamı olacak ama caydırıcı cezalar olmayacak.

Yapanın yanına kâr kalacak, gemisini kurtaran kaptan olacak.

Daima geçmiş tarihleriyle övünecekler. Asla sadede gelmeyecekler.

Kast sistemi olmayacak ama adı konmamış bir kast sistemleri olacak.

Halk daima geçim gailesi yaşayacak.

Sosyal adalet olmayacak.

Hamaset ve slogan en büyük silahları olacak.

Halkın patlamaya hazır gazını etkili ve yetkili kişiler alacak.

Haksızlık diz boyu olacak.

Terör örgütleri ülkede terör estirecek. Güçlerini bu örgüte harcayacaklar.

Hep birbirleriyle uğraşacaklar.

İlim, bilim, teknoloji, sanayi, katma değer, buluş hak getire. Bunları başkası yapacak. Bunlar da parayı bastırıp alacak.

Devri sabık uygulanacak. İncinenler incitmeyi öğrenecek ve incitecekler.

Günübirlik siyaset yapılacak.

Olgular değil, algılar geçerli olacak. 

Şeffaflığa yer olmayacak...

2 Ekim 2024 Çarşamba

Takdire Şayan İki Güzel Davranış

Sanal alemde ne var ne yok diye bakarken önüme bir video düştü. Farklı bir video olunca izlemeye koyuldum.

Kapıdan biri giriyor: "Hoca, özür dilerim. Küt diye mi açtık? Bölebilir miyiz biraz" diyor videoda.

Öğrenciler ayağa kalkıyor. Öğretmen kendini tanıtıp hoş geldiniz diyor. 

Beş dakikalık videoda sınıfa giren kişinin Gaziantep  Valisi  Kemal ÇEPER olduğu anlaşılıyor. 

Okulun adı da Gaziantep, Şahinbey, Ayıntap Anadolu Lisesi. Vali özellikle bu okul ve bu sınıfı seçmiş. 

Vali'nin bu sınıfı seçmesinde, bu sınıfta okuyan Ahmet Okçu isimli lise öğrencisi sebep olmuş. 

Ne yapmış da Vali'yi ayağına getirmiş bu öğrenci? 

Ahmet dersten çıkar, evine gitmek için toplu taşıma aracına biner. Dolmuştan indikten sonra bir çanta gözüne ilişir. Merak edip çantanın içine bakar. Çantanın içinde 150 gram altın ve 200 TL paranın olduğunu görür. 112'yi arayarak bulunduğu yere polisi çağırır. Polisle beraber karakola giderek çantayı teslim eder ve ifadesini verir. 

Çantanın sahibi bulunur ve çanta kendisine teslim edilir. 

İşte Vali'nin bu okul, bu sınıfı seçerek ziyaret etme sebebi bu. 

Vali bu olayı bir de öğrenciden sınıf huzurunda dinliyor. Öğrenciye çam sakızı, çoban armağanı hediyesini veriyor. Öğrenciye sarılıyor. Öğrenciye, öğretmenlerine, anne ve babasına teşekkür ediyor. 

Gaziantep Valisi videoda mı böyle yoksa hep mi böyle bilmiyorum. Yalnız çok doğal ve mütevazı bir görüntü vermiş. Öğrenciyi makamına çağırarak ödüllendirip tebrik edebilirken bu örnek davranış için sınıfa gidip öğrenciyi sınıfında taltif ediyor. Bu yönüyle, öğrencinin takdire şayan davranışına, Vali de takdire şayan jestiyle karşılık veriyor. 

Burada, daha bir lise öğrencisi olan Ahmet Okçu isimli öğrenciye ayrı bir parantez açmak gerek. Videoda gördüğüm kadarıyla "Vatandaşlık görevimi yaptım" demek suretiyle olgunluğunu gösteriyor, havalara girmiyor. Vali, nasıl oldu anlat demesine rağmen yaptığı bu güzel davranışı pek anlatmak istemiyor. 

Şu var ki bulduğu 150 gram altın bugünkü değeriyle 500 bin liraya yakın bir para. Bir öğrenci için servet değerinde demektir bu. Babası emekli, annesi ev hanımı olan öğrenci, belli ki zengin bir ailenin çocuğu değil. Paraya da ihtiyacı olan bir öğrenci olmasına rağmen elini sürmeyip polise teslim etmesi çok güzel ve olması gereken bir davranış. 

Kendisi için bir servet değerinde olan bu paraya el sürmeyen bu lise öğrencisinin hep aynı duyarlılıkta olmasını, asla bozulmamasını, genç-ihtiyar hepimize örnek olmasını, bu duyarlılığın bu ülkede artarak devam etmesini canı gönülden arzu ediyorum. 

Videoyu izlerken duygulandım. Helal olsun dedim. Bu vesileyle bu öğrencimizi tekrar tebrik ediyorum. Öğrencinin bu güzel ve örnek davranışına aynı güzellikle karşılık veren Vali'mize de teşekkürler. Hem böyle öğrencilerin sayısı artsın hem de böyle mülki amirlerin sayısı. Çünkü nadirattandır bu iki güzel davranış bu ülkede.

*04.10.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

1 Ekim 2024 Salı

Etkisiz Elemanın Ardından

Makamından aldı gücünü.

Makamına bir şey katmadı. 

Devletin bütün imkanları elindeydi. 

Etrafa hep gülücükler dağıttı. 

Sessiz, sakin ve nazik bir görüntü verdi. 

Etkili ve yetkili kişilerin yanında el pençe durdu. Köylü Ahmet ağa profili gibi bir profil çizdi. 

Ne taşın altına elini koydu ne de yaralı parmağa işedi. 

Gözle görülür bir hizmete imza atmadı.

Aldığı emirleri yerine getirmekten ibaret oldu tüm hizmeti. 

Belki de tek hizmeti, gece 22.00 sularında açıklanan yeni mesai saatini, gece 00.00'da yayımladığı genelgeyle o günün sabahında uygulamak oldu. Bu yönüyle emsallerine büyük fark attı. Çünkü en yakın emsali bir gün sonra başlatabildi. Görevliler iş başına gidemez diye düşünmedi. Emir demiri keserdi çünkü. 

Hiç inisiyatif almadı. 

Dönemi sönüktü. II. Bayezid ve son Padişah Vahdettin dönemleri gibi. 

Herkese gülücük dağıtmayı, herkese şirin görünmeyi ve mütevazı bir görünümü iyi becerse de becerdiği en iyi şey, meslek dayanışması idi. Kendisi gibi aynı mesleği deruhte eden birinin yediği herze ve kırdığı yumurtalara rağmen meslektaşını korumayı iyi bildi. Oğlum, sen ne yaptın böyle demedi. Öyle ya körler, sağırlar birbirini ağırlardı. Onun suyunu bulandırana haddini bildirmek ve ceza vermek için çok uğraştı ve inisiyatifi elden bırakmadan üyelere baskı yaparak bunda başarılı da oldu. Bu yönüyle iyi bir kinci olduğunu ve mesleki dayanışmaya önem verdiğini gösterdi. Öyle ya kim yan bakabilirdi bunlara. Kimin haddineydi ayrıca. 

Belki gözü daha yukarılardaydı ama işgal ettiği koltuktan daha düşüğüne layık görüldü. Halbuki hep denileni yapmış uyumlu biri idi. Koruyup kolladığı meslektaşı da kendisi gibi aynı akıbete duçar oldu. Çünkü o da kendisinden önce esemesi okunmayan çok küçük bir koltuğa gitti. Orada o küçük koltuğu da beceremedi. Altından koltuğu çekildi. Kendisinin de altından koltuğun çekilmesi yakındır. 

Nazarımda hem kendisi hem de koruyup kolladığı meslektaşı iyi imaj vermedi. Her ikisi de hoş bir seda bırakmadı. 

Şu bir gerçek ki marifet bir yere gelmek, bir koltuğu işgal etmek, koltuktan güç almak değil, adam olmaktır. 

Hasılı gelişi sessizdi, gidişi de sessiz oldu. Ardından timsah gözyaşı döken bile olmadı. Şöyleydi, böyleydi diyen de olmadı. 

Etkisiz elemandı vesselam.