1 Ekim 2024 Salı

Çene Çene Çene

Bir insan hep mi konuşur?

Sadece çenesi mi çalışır?

Bu çene hiç mi yorulmaz?

Bu çene hiç mi  arızalanmaz?

Bu çenenin hiç mi pili bitmez?

Bu çene yoruldum, biraz dinleneyim de mi demez?  

Bu çenenin TV düğmesi gibi bir kapatma düğmesi olmaz mı? 

Bu çene, hiç mi benden bu kadar demez?

Bu çeneye destek veren organlar hiç mi yeter deyip isyan etmez? 

Bu çene hep mi boş konuşur? 

O ağızdan hiç mi faydalı bir şey çıkmaz? 

Bu çeneden boş, lüzumsuz ve gereksiz söz mü çıkar hep? 

Bu çenenin çene dövmekten başka bir işlevi yok mu? 

Hep mi çene dövecek bu çene? 

Bu çenenin tek işlevi kafa ütülemek mi hep? 

Bu çenenin hiç mi insafı yok? 

Bu çene, çenemin zekatı susmaktır, biraz da zekât vereyim demez. 

Bu çene, çene çalmaktan ziyade susmanın da bir nimet olduğunu niçin düşünmez? 

Bu çene ne yer ne içer de bu kadar yavan konuşur? 

Bu çene niçin susma orucuna niyetlenmez?

Bu çenenin niçin çenesi düşük böyle?

Çenenin açılmasına büyük destek veren iki dudak, bu çenenin emellerine alet olmaya daha be kadar devam edecek?

Belli ki bu çene de Allah korkusu yok. Kuldan utanma da mı yok?

Belli ki bu çenede maruz bıraktığına empati uygulama da yok.

İnsan yaşlanınca niçin çeneye verir böyle hep?

Yoksa çene yaşlıların ayakta kalan tek sermayesi, tek koltuk değneği midir? 

Ahilik ve Meslek Odaları

Geçmiş fütüvvet ve ahilik teşkilatından bahsederiz. Haftası geldiğinde ahilik teşkilatı üzerine etkinlikler ve programlar düzenlenir. Ahilik şöyleydi, böyleydi, esnaf ve zanaatkarlar için şu anlamı ifade ediyordu. Bunları şöyle eğitiyor, denetliyor, içlerindeki çürük çarıkları barındırmıyor, temizliyordu diyoruz. 

Okullarda ahilik haftası kutlanıyor, derslerde ahilikten bahsediyoruz. Seçmeli ders olarak ahilik okutuyoruz. 

Tüm bunlardan ahilik geçmişte önemli bir işlev gördüğünü anlıyoruz. Tüm bunlara eyvallah. Belli ki ahilik teşkilatının içerdiği ve yerine getirdiği işlevi bugün de görmek istiyoruz. 

Yalnız tüm bu anma, çaba, ders vs. ahiliğin bir zamanlar yerine getirdiği işlevi yerine getirmek için yeterli olur mu? Bence yeterli olmaz. 

Niçin derseniz? Ahiliği anmaya, ders olarak okutmaya, ahiliğin önemini anlatmaya devam edelim. 

Bunlara ilaveten esnaf ve zanaatkarı eğiten, onları denetleyen, sahte mal satan, insanları kandıran esnaf ve zanaatkara müeyyide uygulama yetkisine sahip etkili ve yetkili bir teşkilat kurmak gerek gerek. Bunun adına da pekala ahilik teşkilatı denebilir.

Aslında yeniden ahilik teşkilatını kurmaya gerek yok. Bunun yerine her meslek erbabının iş ve işleyişiyle ilgili her ilçe ve ilde kurulmuş meslek odaları var. Ahiliğin tüm işlevi bu meslek odalarına verilebilir. 

Bu meslek odaları, kendi içinde iç denetimi yaparken tüm meslek odalarını içine alan bir konfederasyon; meslek etiğine uymayan, hile ve hurda mal üreten ve satanlara caydırıcı cezalar teklif ederek devletin ilgili kurumunun ceza kesmesi, gerekirse meslekten men cezası verilmesi uygulanabilir. Ahilikte olduğu gibi meslek etiğini tüm meslek gruplarına uygulayabilir. 

Bu vesileyle üyelerden sadece üyelik aidatı alan başka da bir görevi olmayan odalara bir görev verilmiş olur. Her oda için söz konusu olmasa da odalar birilerinin koltuk doldurduğu ve saltanat sürdüğü yer olmaktan kurtulmuş olur. 

Odalar denetim yapma imkanına sahip olduğu gibi tüketiciden gelen şikayetleri de değerlendirir. 

Görevini layıkıyla yerine getirmeyen, savsaklayan, sadece formaliteyi yerine getiren, şikayetlerin üzerine gitmeyen, birilerini koruyup kollayan, hile hurdayı göz ardı veya sumen altı eden oda sorumluları olursa, kısaca görevini bihakkın yerine getirmeyen oda başkanı ve yönetim kurulu olursa, görevden uzaklaştırılmalı. 

Kısaca her meslek grubunu her yönüyle ciddi bir şekilde denetleyen, kurallara uymayanlara ağır ve caydırıcı yaptırımlar uygulamadıkça; sahteye, hileye, hurdaya, alavere ve dalavereye ses çıkarmadıkça, bu işler kişilerin vicdanına ve insafına bırakıldıkça, istediğimiz kadar ahiliği analım, anlatalım, kurumsallaşmak için bir arpa boyu yol alamayız. 

30 Eylül 2024 Pazartesi

Durdurul-a-mayan Güç *

Belli ki birileri İsrail'e Ortadoğu'yu dizayn etme görevi vermiş. Büyük İsrail projeni gerçekleştir demiş. Belki de İsrail ya da Siyonizm kendine vazife edinmiş. 

İsrail de verilen görevi yerine getiriyor. 

İsrail bu işe kalkışmadan önce İsrail'e kafa tutacak çevrede ne kadar ülke varsa Arap Baharı adı altında devletsizleştirildi ya da etkisizleştirdi. Mısır, Irak, Suriye, Libya gibi. Bugün bu ülkeler ha var ha yok. Arkalarından Fatiha okuyacak kimseleri bile yok. 

Önünde kendisine karşı çıkacak bir güç kalmayınca, İsrail kah Gazze kah Lübnan kah Yemen kah İran saldırıp duruyor. Gazze ve Lübnan'ı hallettikten sonra sıra Ürdün'e mi gelir, Irak'a mı gelir, Suriye mi olur, Türkiye mi olur, bunu zaman gösterecek. 

Şu var ki İsrail'e yürü, parçala, yut, arkandayız diyen irade, arzımevuda kendini inandırmış. Kitaplarında, mülkleri gördükleri toprakları orantısız güç kullanarak kanlı bir şekilde ele geçiriyor. Girdiği yerden de çıkmıyor. 

Amacına ulaşmak için her yolu mubah görüyor. Yeri geliyor havadan bombalıyor. Bombalarken cami, kilise, hastane, sivil, çocuk, kadın gözetmiyor. Kah hava hareketi kah kara hareketi yapıyor. Hangi ülke olduğuna bakmaksızın nokta atış ölümler gerçekleştiriyor. Teknolojinin her türlüsünü kullanıyor. Gerekirse çağrı cihazını, telsizi silah olarak kullanıyor. İstihbaratı da güçlü. Öldürmek istediğini adım adım takip ediyor ve öldürüyor. Öldürmedim lider bırakmadı. 

Ateşkesi de kabul etmiyor. Saldırdığı yerleri toplasan bir devlet etmez ama hepsine saldırarak adeta yedi düvelle savaş görüntüsü veriyor. Karşı koyan da olmayınca istediği yerde istediği şekilde at koşturuyor. Saldırıyor, vuruyor, öldürüyor. Adeta topunuz gelin, topunuza yeterim diyor. 

Bu durumda görünen o ki İsrail durdurulamayan ya da durdurulmayan bir güç.
Nasılsa teknoloji onlarda, sermaye onlarda, savunma ve saldırı araçları onlarda. Arkalarında da dünyaya nizamat veren para babaları ve ülkeler var.

Kim dur diyecek onlara? İslam dünyası mı, çevre ülkeler mi? Hiçbiri. Çünkü her biri aman bana dokunmasın derdinde. Hoş karşı koyacak olsalar bile hiçbiri İsrail'in imkanlarına sahip değil. Hiçbirinde siber saldırı yapacak ne teknolojik alt yapı var ne de böyle bir irade. Bırakalım ortak bir iradeyi, bir araya gelip karar alacak, yaptırım ortaya koyacak cesaretleri bile yok.

Görünen o ki Ortadoğu'nun, çevre ülkelerin ve İslam ülkelerinin bir çaresizliği, politikasızlığı ve acziyeti söz konusu. 

Bu durumda mevcut durumu kabul edip boyun büküp oturacak mıyız yoksa kan, gözyaşı, ölüm ve tehcirle yaşamaya devam mı edeceğiz? 

Doğrusu, İsrail ile nasıl mücadele edileceğini bilmiyorum. Bilinen bir gerçek varsa hep kaybeden biziz. Buna rağmen gittiğimiz yol, yol değil, böyle mücadeleyle başa çıkmamız mümkün değil, mücadele şeklimizi değiştirelim demiyoruz. Ateş çemberi içindekiler ölüme gitmeye devam ediyor. 

Ateş çemberi dışındakiler ise slogan, hamaset, lanet, bol çene, meydan okuma, kabadayılık yapma, boykot, sürekli gündemde tutma, maddi destek vs. vermekle yetiniyor. 

Tarih bir gün bugünleri yazarsa, İsrail’in acımasızlığı kadar İsrail ile mücadele edenlerin çaresizliğini de yazacak.

*09.10.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.