15 Eylül 2024 Pazar

Hz Muhammed Niçin Doğumunda Anılır?

Doğumu dolayısıyla Mevlidi Nebi adı altında Hz Muhammed anıldı. Cami veya salonlarda bir dizi anma programları düzenlendi. Güne dair minarelerden salalar verildi. Aramalar ve WhatsApp mesajlarıyla insanlar birbirlerinin kandillerini tebrik etti. 

Güne dair gül takdim edilirdi. Yine devam ediyor mu bilmiyorum.

Kutlu Doğum adı altında anma programlarında yemek verme de yaygınlaşmıştı. Nisan ayında yapılan bu anmalar kaldırılınca külfetli anmalar da son buldu.

Kayalıpark’ta gündüz vakti yol alırken yine güne dair bir etkinlik vardı. Salavat sesi geliyordu ben ilerlerken. Sanırım lokma türünden ikram yapılıyordu. 

Yine kandil dolayısıyla camilerde vaazlar verilir, mevlitler okunur, salavatlar getirilir. Bazı camilerde tespih namazları kılınır.

Tüm bu anma programları örnek olarak kabul edilen Hz Muhammed'i anlamaya yönelik olduğu aşikar. Anılır ama şimdi konumuz değil. Yalnız ne kadar örnek alındığı da tartışılır.

Dikkatimi çeken bir hususu burada ele almak isterim. Anılan ne kadar önemli ve tarihi şahsiyet varsa hepsinin ortak noktası, vefat günleri dolayısıyla anma programlarının düzenlenmesi. Bunun tek istisnası Hz Muhammed'dir. Hz Muhammed ölümü dolayısıyla değil de doğumu dolayısıyla anılır. Halbuki maksat Hz Muhammed'in örnekliğini insanlara duyurmak ve herkesin onu örnek almasını istemek ise pekala vefatı dolayısıyla yapılan anma programlarında da bu maksada ulaşılabilir. 

O zaman nedir Hz Muhammed'i diğer önemli şahsiyetlerin ayıran önemli sebep? Doğrusunu isterseniz, bunun cevabını bilmiyorum. Sadece üzerinde yorum yapabilirim. 

Yanlış bilgi verip yanlış değerlendirmede bulunmayayım. İsa peygamber de Hristiyanlar tarafından her yıl doğumu dolayısıyla Noel adı altında kutlanır.

Bir de 1940 yılında kurulup 1954 yılında kapatılan Köy Enstitülerinin açılışı her yıl anılır.

Başka var mı bilmiyorum. Aklıma gelenler bu üç örnek.

Hz İsa’nın doğum günü dolayısıyla anılması anlaşılabilir. Çünkü Hz İsa’nın ne zaman vefat ettiği, vefat edip etmediği, çarmıha gerilip gerilmediği, halen yaşayıp yaşamadığı, göğe yükselip yükselmediği tartışma konusu. O yüzden doğum tarihi net olmasa da Hz İsa’nın doğumunda anılması normal.

Köy Enstitülerinin kapatılmasına rağmen açılışının her yıl anılması ise bir özlemin göstergesi olsa gerek.

Hz Muhammed’e gelince, Hz Muhammed’in doğum tarihi de tam net değil. 570 diyen var, 571 diyen var. Halbuki Hz Muhammed’in vefat tarihi net. Buna rağmen vefatı yerine doğumunda anılıyor. Hem doğumunda hem de vefatında anılsa bir sevginin ve vefanın örneği dersin. Sadece doğumunda anılması, tıpkı Köy Enstitülerinin açılışını kutlayanlar gibi peygambere bir özlem olabilir. Bir de ölümünü hatırlamak istememe olabilir. Acaba öldüğüne inanmama düşüncesi de olabilir mi?

14 Eylül 2024 Cumartesi

Pazarlarda ve Marketlerde Sebze ve Meyve

Ahmet Özcan'dan Fetih Caddesi'ne doğru giderken sol tarafta araba ve insan yoğunluğunu görünce bugün buranın pazarı. Dönüşte pazara bir gireyim dedim.

İşimi bitirip dönerken evi aradım. Var mı alınacak bir şey diye. Söylenen listeyi kafama yazdıktan sonra pazarın içine girdim. Sebze ve meyve tarafına yöneldim. Turum fazla uzun sürmedi. Çünkü iki, üç sıra sebze ve meyveye ayrılmış. Diğer taraflar giyim üzerineydi. Bu pazar bu kadar küçük müymüş dedim.

Gitmiş bulundum. İki kilo patlıcan, bir kilo fasulye, bir kilo biber aldım. Üç dört yerde Bursa domatesi gördüm. Pek görüntüsünü de beğenmedim. Hepsinde de 10 lira idi domates. Gözümü kestirdiğim bir tanesine vardım. Çünkü diğer tezgahlara göre hem daha diri hem de sağlam gözüküyor. 5 kg'ı 50 TL yazmış. Beş kilo verir misin. Çürük çarık olmasın dedim. Olur mu abi, bak buradan veriyorum. Çürük ve ezik yok dedi. Uzattı. 6 kilosu elli dedi.

Pazardan çıkıp arabaya bindim. Eve varmadan markete uğradım. Marketin önünde kadınların kasalardan Bursa domatesi seçtiğini gördüm. Fiyatına göz attım. 5.99 TL imiş. Ezik, çürüktür marketteki deyip kendimi ikna etmeye çalıştım. Beceremedim. Daha da yaklaşıp birkaç tanesini elime alıp baktım. Güzeldi.

İyi de ben kilosunu 10'a aldım. Son anda 6 kilosunu 50 yaptığı için kilosu 8.33'e gelmişti. Bu fiyata aldığıma göre benimki her halükarda iyi olmalı dedim, eve geldim.

Alavereyi mutfağa bırakıp odaya geçtim. Az sonra içişleri bakanı içeri girdi. Domateste baya çürük ve ezik var. Görmedin mi? Ben bunu nasıl menemen yapacağım. İyi olmaz. Çürüklerini iyice almazsak kükrer, bozulur. Bak şu çürük, bu çürük, şu ezik, bu böyle, seçmedin mi dedi. 

Nasıl seçecektim. Pazar burası. Pazarda kasayla bile alsan seçmece olmaz. Kasayla alacağın zaman pazarcının sana en iyi yapacağı, gözünle seçtiğini vermek olur. Arkadan verdi. Tezgahın önü ile arkası aynı değilmiş demek ki. Bir de markete göre daha fazla verdim. Marketten alsaydım hem seçerdim hem çürük çarık  olmazdı hem de daha az ödeme yapardım. 

Pazarcının yaptığına şaşırdım mı? Hayır. Böylesi kaçıncı kez geldi başıma. Kaçıncı kez bu semt pazarlarını yazı konusu edindim. Ne pazarcı beni kandırmaktan vazgeçti ne de ben kanmaktan.

Görünen o ki istisnalar hariç bu pazarcı esnafının yola geleceği yok. Bu tiplerin işi, gücü sahtekarlık, alavere ve dalavere. Dünyayı kazansalar o çürük ve eziği el çabukluğuyla müşteriye verecekler. Bunu yapmazlarsa sermayeden gittiğine kaniler ve rahat edemezler. Pazarcılıktan ziyade dalavereyi meslek edinmişler. Olacakları bu. Bundan ötesini de beklemek safdillik olur.

Aslında pazarcı esnafının çoğunun da bu görüntüden rahatsız olduğunu düşünüyorum ama huylu huyundan kolay vazgeçemiyor. Geçmişte pazarcılık yapan şimdilerde öğretmen olan bir öğretmen bunu öğretmenler odasında itiraf etti. Bir yerde satışa gittiğimizde bizden başka kimse yoksa fiyatı anormal derece yükseltirdik. Hiç insafımız yoktu. Az sonra biri gelince hemen fiyatı indirirdik dedi. Ardından marketler daha iyi. Bir de şu, bu Pazar iyi dedi.

Pazarcılar hile ve hurda ile kaşla göz arasında yankesicilerin el çabukluğunu kullana dursunlar, daha düne kadar pazardan alavere yapan çoğu kimse marketlere yöneldi bile. Aslında pazar esnafı böyle yaparak kendi topuklarına sıkıyor. Bu tespitin doğru olduğunu bazı günlerde marketlerin sebze ve meyve reyonunda ve marketin dışında anam babam yoğunluğunu görünce daha iyi anlarız. Bunun en son örneğini de aynı gün Fetih Caddesinden Şehir Hastanesi tarafına dönerken köşedeki bir marketin önünün mahşer yeri gibi olduğunu gördüm. Bu demektir ki çoğunluk marketlere yöneldi.

Bir diğer husus, eskiden pazarla, market arasında uçuk kaçık fiyat farkı vardı. Her halükarda marketteki sebzeler daha pahalı olurdu. Çürük ve ezik araya sıkıştırılsa da semt pazarları fiyat yönünden daha hesaplı idi. Bunu da herkes makul karşılardı. Çünkü marketlerin kirası, personel maaşı, seçmeden kaynaklı fire, elektrik ve su maliyetlerini hesaba katınca marketteki fiyatların tuzlu olması anlaşılırdı. Şimdi görüyorum ki marketler pazarlardan daha hesaplı. Hem hesaplı hem ne aldığını ne seçtiğini biliyorsun. Bu yönüyle marketleri tebrik etmek lazım.

Pazarcı esnafının ve pazarların olmasını isterim. Çünkü pazar-market rekabeti yönünden gerekli. Pazarcılık bitse marketlerin yanına varılmaz. Aynı şekilde marketler sebze ve meyveden vazgeçse pazarcılar anamızı ağlatır. Çünkü sahasında tekelcilik insafsızlığı doğurur.

Burada pazar odalarına iş düşüyor. Kendi iç denetim mekanizmalarını ortaya koymalılar. Mevzuat ne kadar el verir bilmem ama pazarcıların içindeki çürükleri ayıklamalılar.

Yemeksiz Düğün Salonlarının İkramlığı

Davetli olduğum bir düğüne gecikmeli olarak gittim. 

Kapalı bir alandaydı düğün. 

Girdim salona. Kulak patlatan cinsten bir müzik sesi vardı içeride. Birine hal hatır bile soramıyorsun. Sorsan bile herkes anlamadan kafasını sallıyor, elini göğsüne götürerek. 

Çoğunluk oturmuş. Pek az kişi ise misafirlerle aynı hizada dizayn edilmiş sahnede, müzik eşliğinde oynuyor. Hem sesten kurtulmak hem müzik eşliğinde içindeki kurtları dökmek için tam oynama zamanı ama o da bende yok. Çünkü sahne hep dar gelir bana.

En arka taraftayız beş altı arkadaşla beraber. Hiç sigara içmeyen, gelin bir sigara içelim diye bizi dışarı çıkardı bir ara. 

Sonra tekrar geldik. Az sonra önce çerez geldi. Altı kişiye üç adet gördüğünüz tabakta çerez vardı. Bu küçücük çerez tabağının içindeki kuruyemişin üstünde ikinci bir kuruyemiş yoktu. Tam taban doldurulmuş kabın. Saysan sayılır. Diğer üç kişiye az sonra gelir dedik gelmedi. Servis yapan kız çocuğuna, kızım, bizim masaya üç çerez eksik dedim. Eksiklik yok amca. Her masaya ikişer tane veriyoruz dedi. Bir masada on sandalye var. Biz varız masada 6 kişi. Hesap ettim. 6 kişi olmamıza rağmen bize bir fazla koymuş kızımız. Sağ olsun. Hemen fotoğrafladım ikramı. İçinden 5-6 âdet almışlığım var. 

Gördüğünüz kuruyemiş bir kişiye bile verilmez.

Az sonra pasta, kurabiye tabakları geldi. Bereket bunları her kişiye özel verdiler. 

Yine her masada iki adet birer litrelik meyve suyu ve boş bardaklar konmuş. Bir iki adet de 1,5 litrelik su var.

Pastayı yediğin zaman ne lezzet var ne tat. Midene oturup kalıyor yediğin. O güzelim mideni bozuyor.

Müzik gürültüsünün içinde bir saate yakın oturduktan sonra kendimizi dışarı artık. Ses kesilince dünya varmış dedik. 

Aslında mesele yiyip içmek, bol bol ikramlık geldi değil. Maksat düğün sahibinin iyi ve mutlu gününde bu sevincini paylaşmaktır. Ama ikram yaptın mı adam gibi ya da makul neyse onu yapacaksın.

Gören de düğün sahibi paradan kaçmış sanır. Öyle zannediyorum düğün sahibi bu düğün salonunu tutmak, ne ve ne kadar ikram edileceğine dair sözleşme de yapmıştır ve epey bir para bayılmıştır. 

Aylar öncesinde düğün sahibi salonu ne kadar tuttuğunu söylemişti. Telaffuz ettiği miktarı unuttum ama aklımda kaldığı kadarıyla yemekli ile yemeksiz hali arasında fazla uçurum yoktu. Hatta çerez ve pasta ikramı yerine madem yemek verseydin demiştik de o da ben de öyle dedim. Oğlum, biraz daha verip yemek verelim. En azından gelen karnını doyurmuş olur dedim fakat oğlanı ikna edemedim demişti.

Öyle zannediyorum, salon sahipleri yemeksiz düğünlerden daha fazla kâr ediniyordur.

Salonlarının ne kadar kâr ettiğini bilmem ama bildiğim, kına ve düğün gibi etkinlikler için salonlar düğün sahiplerinin cebini yakmaya devam ediyor.

Ne yapıp ne edip bu salon düğünlerinden kurtulmak gerek. Eskisi gibi kızı evinden alıp erkek evinin önünde düğünü bitirmek. Oynanacaksa evlerin önünde oynansın, ikram yapılacaksa yine hakeza. 

Gel de bunu taraflara anlat.

Şu var ki salonlara dökülen paralara yazık.