18 Ağustos 2024 Pazar

Şiddetin Tasvip Edilmesi *

İnsanın bir başına yaşaması mümkün değildir. Çünkü sosyal bir varlıktır. O yüzden birlikte yaşamak ve aynı havayı solumak zorundadır. 

Fikri, zikri, rengi, cinsiyeti farklı olsa da bu böyledir. 

Birlikte sorunsuz yaşamanın yolu iletişimdir. Bu yol açık olduğu, açık tutulduğu ve farklı görüşe tahammül edildiği ve hoşgörü gösterildiği müddetçe aralarında anlaşmazlık olmasına rağmen insanlar sorunsuz yaşayabilir. Yeter ki birbirini anlamak istesinler yeter ki empati yapabilsinler. 

İletişim yolu açık tutulmayıp farklı fikre tahammül gösterilmeyince, burada güç devreye giriyor. Kimin gücü kime yetiyorsa artık:

Sesini kesmeye çalışıyor. 

Sesini yükseltebiliyor. 

Hakaret edebiliyor. 

Kızıp köpürebiliyor. 

Üzerine yürüyebiliyor. 

Boğazını sıkabiliyor. 

Yumruk atabiliyor.

Tekme tokat girebiliyor. 

Şiddet uygulayabiliyor vs. 

Medeni bir şekilde konuşulamayıp aykırı fikirlere tahammül edilemeyince tüm bunlar ve daha fazlası olabiliyor. Bunların hepsi şiddet, kaba kuvvet demektir. 

Hele bir de kişi kendine hakim olamayacak şekilde sinirli ise ve konuşacak fazla kelime hazinesine sahip değilse bunların olması bu toplumda olağandır. Bir de küçüklüğünde, üzerinde şiddet uygulanmışsa veya şiddet ortamında büyümüşse bu tiplerin şiddet uygulamaması mümkün değildir. Çünkü bu toplumun kahir ekseriyeti ya üzerinde şiddet uygulanmıştır ya da başkasının üzerinde uygulanan şiddeti görmüştür. 

Hasılı şiddet toplumuyuz vesselam. Meselelerimizi şiddetle çözmeye yatkınız. En ufak bir parlamada şiddete başvururuz. Artık kimin gücü kime yeterse. Öğretmen öğrenciyi, koca karısını, anne çocuğunu, veli öğretmeni, hasta veya hasta yakını doktoru dövmesi bundandır. Özel otoların çoğunda balta veya kürek sapının bulundurulması da hazırında işi çözümsüzlüğe götürmek için başvurular çözüm yolumuzdur.

Aslında şiddet sözün bittiği yerdir ve acizliğin bir göstergesidir. Sonu hep pişmanlık ve nedamettir.

Şiddet toplumu olmaya şiddet toplumuyuz da en çok garibime giden de şiddet uygulayanın tasvip edilmesi ve savunulması. Marifetmiş gibi bunun paylaşılması. Bu bile şiddet toplumu olduğumuzun bilinçaltına işlediğinin bir göstergesi.

Halbuki şiddeti tasvip nefret tohumlarının ekilmesi demektir. Söndürülmesi gereken yangına körükle gitmek demektir. Şiddete başvuranın hatasını görmemesi demektir.

*23.08.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

16 Ağustos 2024 Cuma

Okumanın Ederi ve Okumamanın Ederi *

Bir şeyler üreten, ürettiğini marka yapan, teknolojik gelişmelerde imzası olan, bilimsel buluşlarda adı olan niçin başka ülke insanı, daha doğrusu bunlar ve her şey niçin gelişmiş ülkelerden çıkıyor? Niye hiçbir alanda bizim esamimiz okunmuyor?

Merkezi sınavlarda derece yaparak yüksek puanlarla en iyi bölümleri tercih eden öğrencilerimiz akademisyenliğin zirvesine de çıkmasına rağmen niçin bir buluşa imza atamıyor?

En iyi okulları ve fakülteleri dereceyle bitirerek görev alan ve bu görevinden dolayı köşeyi dönmüş kaç zenginimiz var?

Bu sorulara değişik cevaplar verilebilir. Bana göre bilim ve teknolojide, bir şeyin icadında, esamimizin okunmamasının en önemli sebebi bizde okumanın amacının, okuyup bir işe girmek, girdiğimiz işte rahat etmek, işimizde yüksek maaş almak ve bordro mahkumu olmak için okunduğundandır. Belki de bundan dolayı bizde bilim adamı yetişmiyor.

Aşağıda okumamış, okuduysa da fakülteye gitmemiş, gittiyse de fakülteden mezun olmamış, fakülteyi terk etmiş insanların başarısına değinen bir alıntıya yer vereceğim:

“Her Amerikan üniversitesi her yıl, kendi alanında çok sivrilmiş ama mutlaka akademik hayattan gelmesi de gerekmeyen bir önemli ismi mezuniyet konuşması yapmak, yeni mezunlara çeşitli öğütler vermek üzere davet ediyor. Aşağıda bu yıl, ünlü Yale Üniversitesi’nde yapılan mezuniyet töreninde konuşmak üzere davet edilen Oracle bilgisayar şirketinin kurucusu ve genel müdürü Larry Ellison’un şaşırtıcı, hatta sok edici konuşması var.

“Yale Üniversitesi mezunları, daha önce böyle bir giriş görmediğiniz için özür dilerim ama benim için bir şey yapmanızı istiyorum. Lütfen, etrafınıza iyi bir bakin. Solunuzdaki sınıf arkadaşınıza bir bakin. Sonra sağınızdaki sınıf arkadaşınıza bir bakin. Ve şimdi şunu aklınıza koyun: Bundan beş yıl sonra, on yıl sonra, hatta otuz yıl sonra, solunuzdaki kişi hiçbir şeyi başaramamış olacak. Sağınızdaki kişi de aslında hiçbir şey başaramamış olacak. Ve siz, ortadaki? Ne bekliyorsunuz? Siz de başaramayacaksınız. Aslında bugün söyle bir etrafıma baktığımda parlak gelecek için yüzlerce umut isimi göremiyorum. Yüzlerce değişik endüstride liderliği ele alacak kişiler de göremiyorum. Görebildiğim tek şey, geleceği başarısızlıktan başka bir şey olmayacak yüzlerce insan. O kadar. Sinirlendiniz.

Bu anlaşılabilir bir şey. Ben, Lawrence ‘Larry’ Ellison üniversite terk, kim oluyorum ve bu yetkiyi nerden alıyorum ki, ülkenin en prestijli yükseköğrenim kurumunun bu yılki mezunlarına böyle şeyler söyleyebiliyorum? Bu yetkiyi nereden aldığımı söyleyeyim: Çünkü ben, Lawrence ‘Larry’ Ellison, üniversite terk ve dünyanın en zengin ikinci adamıyım. Siz değilsiniz. Çünkü Bill Gates, o da üniversite terk ve dünyanın -şimdilik- en zengin adamı. Siz değilsiniz. Çünkü Paul Allen, o da üniversite terk ve dünyanın en zengin üçüncü adamı. Siz değilsiniz. Başka örnekler de var. Mesela Michael Dell, o listede 9 numara ve yukarı doğru hızla tırmanıyor, o da üniversite terk. Ve siz o listede hiç yoksunuz. Hımmm… Simdi çok kızdınız. Bu da anlaşılabilir.

O halde biraz da egolarınızı okşamama izin verin. Pek çoğunuz burada dört ya da beş yıl eğitim gördünüz. Önünüzdeki yıllar için epey iyi bir eğitim aldınız, bilmeniz gereken pek çok şeyi öğrendiniz. İyi çalışma alışkanlıkları edindiniz. Burada size o önünüzdeki yıllar boyunca yardımcı olacak bir sürü insan tanıdınız, onlarla bağlantı kurdunuz. Ve hayat boyunca yanınızdan ayrılmayacak bir kelimeyle güçlü bir ilişkiniz oldu burada: Terapi. Bunların hepsi güzel şeyler. Ama gerçekte, o kurduğunuz arkadaşlık bağlantılarına fena halde ihtiyacınız olacak. O çalışma alışkanlığına ve ‘Terazi’ye de ihtiyaç duyacaksınız hayat boyu. İhtiyacınız olacak, çünkü üniversiteyi terk etmediniz. Dolayısıyla asla dünyanın en zengin insanları arasına katılamayacaksınız. Elbette, belki de listeye 10 ya da 11. sıradan, Microsoft yöneticisi Steve Ballmer gibi, girebilirsiniz. Ama herhalde onun kimin için çalıştığını söylememe gerek yok, değil mi? Sadece kayda geçsin diye söylüyorum, o da zaten master sınıfından terk. Biraz geç kalmış anlayacağınız.

Son olarak, herhalde bazılarınız ya da umarım bu konuşmadan sonra çoğunuz kendi kendinize soruyorsunuz: ‘Yapabileceğim bir şey var mi? Bir umudum var mi?’ Maalesef hayır. Çok geç kaldınız. İçinize çok şey dolduruldu, siz onlara bakıp çok şey bildiğinizi sanıyorsunuz. Artık 19 yasında değilsiniz. Eveeet, simdi gerçekten çok kızdınız. Bu anlaşılabilir bir şey. Belki de su an, size bir umut ışığı vermenin, bir çıkış yolu göstermenin tam zamanıdır. Hayır, 2000 mezunları size değil. Siz kaybettiniz. Sizi, yılda 200 bin dolarlık komik maaş çeklerinizle baş başa bırakıyorum. Üstelik o maaş çekinin üstünde sizden birkaç yıl önce okulu terk etmiş birinin imzası olacağını söyleyerek. Öğütlerim size değil daha alt sınıfta okuyanlara.

Size söylüyorum: Hemen ayrılın. Daha güçlü söyleyemem: Ayrılın. Hemen toplayın eşyalarınızı ve fikirlerinizi ve bir daha geri dönmeyin. Terk edin. Her şeye yeniden başlayın. Size söyleyebileceğim tek şey, o başınızdaki kepler ve kıyafetin sizi aynen şu güvenlik görevlilerinin beni kürsüden aşağı çektiği gibi aşağı çektiği…………” Tuzlu Kahve’den. 

(https://www.beyaznokta.org.tr/oku.php?id=160) sitesinden alıntıdır.

*19.08.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Hayalimi bile Çalıyorlar

Öyle hayallerim vardı ki hiçbiri gerçekleşmedi. Hele bir tanesinin olmasını çok istemiştim.  Hayalimi sorarsanız;

Bol param olsun.

İmkanlarım alabildiğine geniş olsun.

Yediğim önümde, yemediğim arkamda olsun.

Bana israf işlemesin.

Milletin sırtından geçineyim.

Millet hep bana baksın.

Ben bana bakan millete minnet edeceğime, millet bana minnet etsin. Saygıda kusur işlemesin.

Bana hiç hesap sorulmasın.

Hiç para, imkan ve yetki sıkıntısı çekmeyeyim.

Yedikçe azayım.

Azdıkça saldırgan olayım.

Saldırıyı bir başıma değil, kalabalıklar içerisinde yapayım.

Hatta kameralar da çeksin ki ileride bir hatıram olsun.

Arkamda destekçilerim oldukça karşı tarafa horozlanayım durayım.

Destekçilerim yaşa, var ol, kelle koltukta korkusuzca mücadele ediyor desin.

İşi daha da ileri götüreyim ki göze gireyim.

Kavgada ilk yumruğu ben atayım.

Hatta boğazını sıkayım.

Sonra herkes meydana koşsun.

Ortaya büyük bir kaos ve arbede çıksın.

Yumruk attığım bana yumruk atmadan araya girsinler.

Sonra beni ayıplayan ayıplasın. Kınayan kınasın. Bilin ki bunların hepsi benim için vız gelir. Hatta reklam olur. Böylece göze girerim.

En büyük hayalim buydu ama gerçekleştiremedim maalesef. Bir de bir şeyi çok isteyince olur derler. Aslı astarı yokmuş meğer.

Hasılı kedi olmak istedim. Bugüne kadar bir fare tutamadım.

Vah ki bana vah.

En büyük üzüntüm de gerçekleştiremediğim hayalimi, noktası virgülüne başkasının gerçekleştirmesi.

Haliyle bu kopyacıları kıskanmamak elde değil.

Hayalimi çalıp gerçekleştirenleri asla affetmeyeceğim.