11 Ağustos 2024 Pazar

Niçin Bir Sosyal Medyamız Yok?

İnstagram, 8 günün ardından yeniden açıldı.

İnstagram açılınca, yasağı destekleyen, devletimin yanındayım diyen, Tiktok'un da yasaklanmasını istiyorum diyenlerin sevinci kursağında kaldı. 

İlgili sosyal medya platformunun Türkiye'nin şartlarını yerine getirip getirmediğini zaman gösterecek.

İnstagram isteklerimizi yerine getirmezse yeniden kapatırız diye düşünenlerimiz çıkar. Hoş, bu platformun kapatıldığı da tartışılır. Çünkü kısıtlandığı zaman VPN seçeneği ile zaten giriliyormuş. Bu durumda kısıtlamanın çok etkili olacağını sanmıyorum. Yine de VPN seçeneğini işaretlemeyip yasağın kaldırılmasını bekleyenler için olumlu bir gelişme. 

Bu durumda Facebook, X, İnstagram, Tiktok gibi sosyal medya platformlarını açmak, kısıtlamak ve kapatmak gibi bir uğraşımız neye yarar? Çünkü kapatsak bile girmek isteyen girebiliyor.

Gördüğüm kadarıyla bu platformlar çok güçlü. Ülkenin isteklerini pek tınmıyorlar. Sınır, kural ve ülke tanımıyorlar. 

Bu sosyal medya ağları günümüz için vazgeçilmez ve hayatın bir parçası. Reel hayatın nabzı bu platformlarda atıyor. 

Sosyal medya bu çağda madem bir ihtiyaç ise bu durumda bizim ne yapıp ne edip bir veya birden çok milli sosyal platformu kurmamız gerekir. Menşei ülkemiz olduğu takdirde devletin yaptırımı da daha etkin olur. 

Sahi niçin bir sosyal medya platformumuz yok? Çok mu zor bu tür platformları kurmak? Koskoca TC devleti böyle bir platform kurduramaz mı? Bu platformlar çok mu pahalı çok mu emek ister çok mu insan gücüne ihtiyaç var çok mu teknik alt yapı gerekli? Bu ülkenin yetişmiş elemanı yok mu? Bizim insanımız çok mu beceriksiz? 

Bu tür sosyal medya başta olmak üzere her türlü üretim, marka başka ülkelere mi has? Bizim gibi ülkelerin bu tür platforma kurmaları yasak mı? Yapmaya yaparız ama çok mu basit görüyoruz? Kim uğraşacak mı diyoruz? Nasılsa birileri yapıyor, bizler de girip kullanıyoruz mu diyoruz? Bu topraklarda bize içilen rol bu mu? Onlar üretecekler, biz onların pazarı olmaya devam mı edeceğiz böyle?

Hiçbir şey üretmeyip başkalarının ürettiği Facebook, X, İnstagram, Tiktok, WhatsApp gibi platformları kullanmaya devam mı edeceğiz? Dediklerimizi yapmadılar deyip kızacağız, kapatacağız sonra açacak mıyız yine? 

Sahi biz neyi üretip de alın kullanın, made in Turkey deyip dünyaya servis ettik bugüne kadar?

Ne zaman kötü komşu mal sahibi yapar atasözünün gereğini yerine getireceğiz?

Nerede, neyi, niçin eksik yapıyoruz diye hiç kendimizi sorgulamayacak mıyız?

Böyle geldik, böyle mi gideceğiz?

10 Ağustos 2024 Cumartesi

İmam da Bunu Yaparsa *

Gazetelerde çıkan habere göre "Diyarbakır'da görev yapan bir imamın eşini, Şırnak'ta görev yapan bir başka imam, Şanlıurfa'ya kaçırdı".

Gazeteler kaçırıldı diyor ama sanki evli kadın iki çocuğunu bırakarak gönüllü kaçmışa benziyor.

Kaçan ya da kaçırılan kadının anne babası, damatlarından, kızımızı da kaçıran imamı da öldürmesini istediklerine göre belli ki kadın iki çocuğunu bırakarak kendi isteğiyle kaçmış. Değilse biri Şırnak'tan gelecek, Diyarbakır'daki kadını nasıl kaçıracak. 

Diyarbakır nere, Şırnak nere demeyin. Sosyal medyada tanışmışlar. 

Bu sosyal medya ki uzakları yakın kıldı. Tanışmayanları tanışır kıldı. Hem çok iyi hem çok kötü bir alem burası. Evden dışarı çıkmayan biri pekala İnternet vasıtasıyla dünyayla iletişim kurabiliyor. O yüzden bugün sosyal medya, çarşı, pazar ve dışarıdan daha tehlikeli. 

Kaçma ve kaçırılma olayları eskiye oranla azalsa da hala günümüzde tek tük devam ediyor. Ailesi vermediği için kaçan kızlar olduğu kadar evli ve çocukları olduğu halde başkasına kaçan kadınlar oluyor. Bu tür kaçırma, kaçırılma, aldatma ve aldatılma hikayeleri bazı TV programlarında yüzleşme şeklinde karşımıza çıkıyor. İzleyicisi de pek çok.

Kaçma ve kaçırma programlarının izleyicisi çok olsa da bu tür olaylar vakayı adiden sayıldığı için haberlerde ve gazetelerde pek haber olmaz. Olsa da fazla gündem olmaz. Diyarbakır'daki kaçırma olayının bu derece gündem olması, olayın faillerinden kaynaklanıyor olsa gerek. Çünkü kadını kaçıran bir imam, kaçırılan kadın ise bir imamın karısı.

Failler imam olunca haber başka değer kazanıyor ve imamlar da bunu yaparsa cemaat neler yapmaz deniyor. Keşke bu olay olmasaydı. Çünkü imamların ve din görevlilerinin sarığı beyaz olduğu için leke götürmez. Keşke bu olay olmadan önce Şırnak’ta görev yapan imamlıktan istifa etseydi, eşiyle geçinemeyen ya da evlilikte huzur bulamayan evli kadın da kaçmadan önce eşinden ayrılsaydı da sonra evlenme yoluna gitselerdi. O zaman bu kaçma ve kaçırılma olayında imamlar bu işe karıştırılmamış olurdu. Umarım, evli kadını kaçıran Şırnak’taki imam bekar olur. Şayet evli ise kaçan ya da kaçırılan kadın evli kadın üzerine kuma gitmiş olur.

Bu nahoş olay olmasaydı ama oldu. Oldu. Keşke basına sızmasaydı. Sızdı. Keşke bu eylemi gerçekleştiren özne ve nesnenin görevleri yazılıp çizilmeseydi. Yazılıp çizildi. İnşallah bu olay büyümeden kapanır. Daha büyük yaralara kapı aralamaz. Bu olay unutulsun da isterim. Ama unutulacağını sanmıyorum. Özellikle kaçırılan kadının eski kocası ve çocukları derinden etkilenecek.

İmam veya başkası, bu tür olayların kimsenin başına gelmesini temenni etmiyorum. İnsanlar kaçarak veya kaçırılarak ya da başkasının yuvasını yıkarak ev kurmaya çalışmak yerine, Allah’ın emriyle evlensin, kaçarak değil.

Burada şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Birbirini seven, evlenmek isteyip de anne babası rıza göstermediği için son çare kaçarak evlenme yolunu seçen bekarları anlarım da evlilerin, arkasında çoluk çocuğunu bırakarak kaçmasını bir türlü anlamıyorum. Yazık değil mi küçücük yavrulara. Yazık değil mi eski kocaya. Çünkü eninde sonunda bu çocuklar ve eski koca mağdur olacak. Bir de kaçan kadının ailesi.

Son sözü de evli kadını kaçıran imama söyleyeyim. Be kardeşim, ele telkin verirken salkımı yutmuşsun. Taliplisi olan bir bekar kıza bile talip olunmadığını, bunu tahrimen mekruh olduğunu en iyi sen bilirsin. Bunu belki de vaazlarında bahsettin. Evli kadına zaten talip olunmaz. Boşandığı halde daha iddet müddeti bitmeden yine talip olunmaz yani evlilik teklif edilmez. Hasılı s.çıp batırmışsın. Yatacak yerin yok senin. 

*12.08.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

9 Ağustos 2024 Cuma

Burun Kırdırma Hikayem (2)

Yıl 2024 Şubatında hastanede kontrol amaçlı endoskopi oldum. Bir de KBB'ye görünelim dedi oğlan. Muayene eden doktor burnunun iki tarafı da tıkalı deyince şaşırdım. Ama Halep orada ise Halebi buradaydı. Görüntülemek için soktuğu aleti zorladı ama geçip gitmedi. Sol tarafımdan ameliyat oldum dediysem de hiç olmuşa benzemiyorsun dedi. Demek ki doktor girişteki kıkırdağı almış, o günün şartlarında burnun ilerisine dokunmamış.

Ameliyat olursam horlamayı kesmeye faydası olur mu soruma, nispeten faydası olur dedi. Düşünelim deyip çıktık. 

İstişare sonucu yazın ameliyat olmam kararı verildi.

2 Ağustos günü öğleye doğru ameliyattan çıktım. Bekleme odasında iken ameliyatın bittiğini öğrendim. Tümden bayıltmışlar beni.

12.30 gibi odama geldiğimde, cep telefonuyla burnuma bir bakayım dedim. Sargı namına bir şey yoktu. Acaba ameliyat yapmadılar mı dedim. Burnumu yokladım. Tamponun olduğunu hissettim ama tampona rağmen burundan nefes alabiliyordum. Teknoloji ve tıp ne kadar gelişmiş. Ameliyat olduğum bile belli değil dedim.

Kontrol amaçlı bir gün hastanede yattım. Cumartesi işlemleri bitirdikten sonra hastaneden çıkıp eve geldim. 

Tampona rağmen hem uyudum hem rahat nefes alıp verdim. Pazara daha da rahatlarım derken burnumdaki tampon beni konuşamayacak noktaya getirdi. Buna rağmen Muhacir pazarına giderek alışveriş yapıp geldim. 

Pazar akşamı fakülteden sınıf arkadaşlarım geçmiş olsuna eve geldiler. Kahvemizi yudumlarken bir tanesi "Yazılarınla her şeye burnunu sokuyorsun. En sonunda burnunu kırdırdın" demez mi? Hiç böyle espri beklemiyordum. Çünkü espri yapmayan bir arkadaştı. Espri de kaliteli olunca ancak gülünür. 

Espriye cevap vermedim. Çünkü tamponlu burunla konuşacak takatim yoktu. Hoş cevap vermek istesem de ne söyleyebilirdim. Haklısın deyip gülmekle yetindim. Esprinin gerçekle ilgisinin olması da espriye ayrı bir kalite katıyor. 

Ertesi gün WhatsApp aracılığıyla ortak grubumuzdan bir arkadaş, yazılarımla her şeye burnunu soktuğundan, sonunda burnunu kırdırdın dedi diye yazdım. Grup bunu diyen kim olabilir diye epey kafa yordu. Tek tek gruptan kimin diyebileceği yorumları yapıldı ama hiç kimse bunu diyeni tahmin edemedi. Bu kaliteli espri yeteneğinden dolayı bundan sonra seni esprinin üstadı kabul ediyorum yazdım. 

Espri hayatın bir parçası. Hayata renk katan, insanları hem düşündüren hem de güldüren yönü vardır.

Tanıyanlar espride iyi olduğumu söyler. Mümkün olduğunca gerçekle bağını kurarak gülmeden espri yapmaya çalışırım. Eline su dökemesem de bazı dostlarım çağın Nasrettin Hocası şeklinde iltifat eder.

Bayat, kaba, insanı rencide eden, belden aşağı esprilerden hoşlanmam, yapmam da. Yerinde, kaliteli ve ince espri yapanları da takdir ederim.

Şu espri de kaliteli esprilerden:

Bir ortaokulda çalışırken zemin katta nöbetçiyim. Bu katta 8.sınıflar var. Öğretmen zili çaldıktan sonra koridordaki öğrencileri içeriye girdiriyorum. Bir öğrenciyi üç defa girdirdim. Ardımdan çıktı. Sonunda geri dönüp, yavrum, kaç defa girdirdim. Niye çıkıyorsun dedim, yüksek sesle kızarak. Çocuk, öğretmenim, siz bana gir dediniz. Ben de girdim. Ama çıkma demediniz demez mi? Kızmam gitti. Gülmeye başladım. Aferin sana. Şimdi haydi gir ve çıkma dedim. Tamam deyip sınıfına geçti.

Yazılarımda her şeye karıştığıma gelince, yazılarımı takip edenler, dilimin döndüğünce her konuda kalem oynattığımı, ince ince dokundurduğumu bilir. Yazdığım bir yazıyı üzerine alınan bir mülki amir de her konuda yazıyor. İnsanın bir ilgi alanı olur o konuda yazar demiş, gıyabımda beni tanıyan öğretmenlere dert yanmış. Siz buna dedikodu yapmış deyin.

Bir de bizim toplumumuzda burun ameliyatı olanlara burnunu kırdırmış der bazıları. 

Pazartesi doktor tamponları çıkardı. Nefes al dedi. Aldım. Nasıl dedi. Nasıl olacak, dünya varmış dedim.

Şimdi tamponsuz ama su değdirmeden solüsyon kullanmak suretiyle kontrol günümü bekliyorum. Şu var ki burnumu kırdırmış olsam da iyi ki kırdırmışım. Çünkü burundan nefes almak, rahat nefes almak ne büyük nimetmiş. Böyle burun kırdırmaya can kurban. Burnu ameliyatla kırdırmak lazım, kavgada yumruk yiyerek değil.

Hasılı, sonu burun kırdırmaya mâl olsa da burnu kırdırmadan memnunum. Sonunda burun kırdırma olsa da yazılarımda yine ince ince dokundurmaya devam edeceğim. Yeter ki zülfü yâre dokunsun.

Bir de 98 yılından 2024 yılına, tek taraftan nefes almak suretiyle bugüne geldim. Burnumun iki tarafı da açıldığına göre ahir ömrümde iki burundan nefes alarak bol oksijen alacağım.

Faydasını da gördüm. Horlamam kesildi. Eve bağlı kalıp işimi aksatmadım. Boğazımda gıcık olduğundan sık sık boğaz temizlemek için öksürürdüm. Öksürük kesildi. Su içerken su bile genzime giderdi. Öksürürdüm. Suyu da rahat içiyorum.

Yazıyı kaleme aldığım gün ameliyat olduğumun altıncı günü idi. Ameliyattan eser yok. Bir 98'deki ameliyatı bir de 2024'deki ameliyatı düşününce, doktorundan mıdır, teknolojiden midir, tıbbın gelişmesinden midir, şimdiki ameliyat bana çocuk oyuncağı gibi geldi.

Burnun tek tarafından nefes almama rağmen yazdığım yazılarla epey dokundurmuşum. Burnun iki tarafı da açıldığına göre burnumun ucunu daha iyi göreceğim ve tam isabet dokundurmaya devam edeceğim. 

Burnundan rahatsız olup da burnunu kırdırmak isteyenlere şiddetle ameliyat olmalarını pardon burunlarını kırdırmalarını öneririm.