16 Temmuz 2024 Salı

Sebzeler Niye Telef Edilir ki?

Bugünlerde kamyon kamyon sebzenin yol kenarlarına, çukur ve sote yerlere döküldüğü görüntüleri sosyal medyada paylaşılıyor.

Hem boşaltılıyor hem de videoya alınıyor.

Bu videoya çekme işini döken mi yaptırıyor yoksa yoldan gelip geçen mi yapıyor? Burası muamma.

Çünkü benim bildiğim bu sebzeyi döken kaçak göçek bu işi yapar. Bu işi yaparken de birinin videoya aldığını görürse bundan hoşnut olmaz, çekilen videoyu almaya kalkar.

Belli ki herkes görsün diye çekim yapılıp paylaşılıyor.

Belki de tepki olarak yapılıyor.

Belki de algı oluşturuluyor.

Genelde de Antalya'dan bu görüntüler.

Görüntüyü sosyal medyada paylaşanlar da bu sebzeleri dökenlere; vicdansız, Allah korkusu yok. Fiyatları  yükseltmeye çalışıyor türünden şeyler yazarak veryansın ediyor.

Dün Antalyalı bir çiftçi ile karşılaştım. Bu işin aslı astarını sordum. Üretici mi döküyor bunu? Bu dökülen sebzelerin aslı var mı dedim.

Aslı var dedi.

Yalnız çiftçi ve üretici dökmez dedi.

Kim döküyor dedim.

Sebze ve meyve sektörünü elinde bulunduran, piyasada fiyatları ayarlayanlar döktürüyor dedi.

İyi de niye dedim.

Fiyatın düşmesini istemiyor. Belli bir yerde tutmak istiyor dedi.

Ürün elde fazla olursa, fiyatlar düşerse alım gücü zayıf olan da alır, sürümden kazanır. Bu durumda niye döker dedim.

Fiyatları esas yükselten nakliye girdi fiyatları dedi. Ürünü yerinden hesaplı alması yetmiyor. Herkesi düşündüren nakliye fiyatları dedi. Fiyat düşerse götürdüğü ürünün nakliyesi kurtarmaz dedi.

Bir de şunu ekledi. Eskiden fiyatlar düştüğünde Adese marketler bu ürünleri uygun fiyata satardı. Şimdikiler bunu yapmıyor dedi.

Belli ki sebze ve meyve sektörü belki de pek az kişinin elinde. Fiyatları istediği gibi ayarlıyor.

Sebep her ne olursa olsun, nimeti böyle dökmek olmuyor.

Sebze ve meyve sektörünü elinde bulunduranlar para kazanmayacakları ile girmezler.

Valilikler ve belediyeler bu işe el atabilir. Uygun fiyata yerinden getirtip uygun fiyata halka bir şekil ulaştırabilirler.

15 Temmuz 2024 Pazartesi

Üzüntüye Gark Oldum 15 Temmuzda

15 Temmuz günü kahvaltı için bir eve misafir gittim. 2. kata çıkmak için asansöre ihtiyaç hissetmedim. Merdiven varsa kaç kat olursa olsun, benim asansörüm merdivenlerdir. 

Verdim kendimi merdivene. Kıvrılıp çıkarken son anda koridor penceresinin açık olduğunu gördüm. 

Belli ki serinlik gelsin diye pencere açılmış. Yalnız pencere arkaya iyice yaslanmamış.

Bereket fark ettim de 15 Temmuzun 8. seneyi devriyesinde kafayı çerçeveye vurup gazi olmadım. Şayet kafayı vursaydım kafa kırma garantiliydi. Kırılan ve damarda durmayacak akacak kan önemli değil de kahvaltı da güme gidecekti. Çünkü soluğu hastane acilinde alacaktım. 15 Temmuz gazisi olduğuma da kimse inanmayacaktı. Hatta sakarlığına yan, koca pencereyi görmedin mi, kör müsün mübarek diyeceklerdi.

Sabah sabah sakar ve kör demeyin. Suç benim mi a dostlar. O pencereyi serinlik gelsin diye açıp çerçeveyi arkaya yaslamayan hırsızın hiç mi suçu yok?

Hemen pencerenin çerçevesini arkaya yasladım. Verilmiş sadakam varmış, bir kahvaltı sabah sabah bana neye mal olacaktı deyip kaldığım yerden merdivenleri çıkmaya başladım.

Tam merdiven bitiminde ayakkabı ve terlikler öylesine çıkarılmış kapısı açık bir daire gözüme ilişti.

Dedim ev sahibi geldiğimizi gördü. Daha biz zile basmadan bizi karşılamak için kapıyı açtı. Nasıl önemli bir misafirim ki ev sahibi bizi dört gözle bekliyor deyip hiç olmadığı kadar kendimi değerli hissettim. 

Bu arada 2. kata ne ara çıktım. Bir kahvaltı için bu ne hız Ramazan dedim.

Dedim ama dediğimle kaldım. Çünkü bizi kapıda karşılayan ev sahibi yoktu. O değilden gözüm evim koridoruna ilişti. İçeridekilerle göz göze geldim. Kimi uzanmış yatıyor kimi oturuyor.

Bu ne lan böyle? Kahvaltıya böyle misafir mi beklenir diyeceğim ama içeridekilerin hiçbirini gözüm ısırmadı. Zira hepsi yabancıydı bana. Bir an için beni kahvaltıya çağıran başkalarını da mı çağırdı diye düşündüm.

Dedim burası daha 1.kat. Ben çıkacağım daha 2. kata. Hemen kafamı çevirip ayaklarımı üst katın merdivenlerine kırdım.

İyi de bu kapıdan ne giren vardı ne de çıkan. Bu kapı ardına kadar niye açıktı o zaman? İlginç ve garip geldi ama şimdi bunun sırası değildi. Zira kahvaltı beni bekliyordu. Kahvaltı da gecikmeye gelmezdi.

2.kata çıkarken bu katın koridor penceresi de açıktı. Ama bu açıklık nizami idi. Kafamı vurmak istesem de es geçerdi. Zira pencere arkasına kadar yaslanmıştı.

2.katın basamaklarını da tamamlayınca ev sahibi kapıyı açmış, kapıda bizi bekliyordu.

Hemen bir hoş geldin faslından sonra balkondaki masaya hazırlanmış mükellef kahvaltı sofrasına buyur edildik. Böyle kahvaltı menüsü görmeye pek alışık olmadığımdan yumuldum masaya. Abbas’ın kör gazı gidi götürdüm mideye bir bir. Esinti eşliğinde bir balkon sefası yaparak bir güzel kahvaltımı yaptım.

Kahvaltı sonrası evin salonunda keyif çayı içiyoruz. Ev sahibi alt komşunun kapısının açık olup olmadığını sordu. Açık dedik. Hep öyle kapıyı açık tutarlar, o şekil otururlar dedi.

Merdivenleri çıkarken garip bulduğum kapının açıklığı meğerse bu dairenin doğal hali imiş. Evin güney ve kuzey cephelerindeki pencereler yeterli gelmemiş olmalı ki koridor pencerelerini de açmışlar, koridora açılan kapıyı da.

Aynı dairenin bir üstü idi bizim kahvaltıya gittiğimiz ev. Kapı kapalı oturduğumuz, üstüne çay içtiğimiz halde evin doğal serinliği iyiydi. Demek ki alt komşular için bu serinlik yeter değildi. Hoş yeterli olmasa da gelip geçenin içeriyi göreceği şekilde kapı açık oturmanın herhalde örf ve âdet, görgü ve nezaket kurallarında yeri olmasa gerek.

Kim bunlar, yeni mi taşındılar buraya? Böyle bir siteye hiç yakışmamış, yönetici de mi bunlara bir şey demiyor dedim.

Bunlar arsa sahiplerindenmiş. İki üç aile imiş. Birkaç bloka dağıtılmış. Site adabı, yönetici uyarısı vız gelir dedi.

Öyle ya sitenin mülkü onların ise o mülkün üzerine koca koca kaç katlı binalar yapılsa da o sitenin altı da üstü de onlarındı nasılsa. Mülk onların ise siteyi de istediği şekilde kullanırlardı. Koca mal sahibi kendini siteye ve görgü kurallarına göre değil, site sakinleri ve görgü kuralları bunlara uymalıydı. Mal ve mülk sahibi olmak böyle bir şeydi demek ki.

Oturdukları bu daireyi almaya çoğumuzun gücü yetmez. Buna rağmen site bile kendilerini değiştirmemiş. Gıpta ettim bu mülk sahiplerini.

Bu zenginlik içinde önceki sere serpe oturuşlarını niye değiştirsinler değil mi?

Babama da kızdım tabi. Şöyle buralardan küçük bir arsa bırakıp gitseydi, müteahhide verip bir kuruş para vermeden böyle bir daireye konsaydım, yine bir kuruş masraf etmeden, klima taktırıp vantilatör almadan doğal yoldan püfür püfür içinde otursaydım daha ne isterdim Allah’tan.

Bahtıma yandım bir kere daha sabah sabah. Mükellef kahvaltı da kursağımda kaldı. Seneyi devriyesinde 15 Temmuza da sevinemedim.

14 Temmuz 2024 Pazar

Bir Branşın Para ve Makamla İmtihanı (6)

Sınıf hakimiyeti olmayan tecrübesiz ön lisans mezunu ücretli din kültürü öğretmeninin ardından, emekli ve tecrübeli din kültürü öğretmeni okulumda göreve başlamadan cuma günü ziyaretime geldi.

Odamda çayımızı yudumlarken tecrübeli hocama tereciye tere satmak gibi olmasın hocam.

Siz yıllarca İHL’lerde meslek derslerine girdiniz. Mesleğimizin duayenesin. Sınıfa nasıl hakim olacağınızı ve öğrenciye nasıl davranılacağını bilirsiniz. Yine de bazı hususları açacağım burada.

Okul İHL değil, öğrenciler de İHL öğrencisi değil. Burası sınavla öğrenci alan puanı yüksek bir Anadolu lisesi. Bizde hep tip öğrenci var. Veli profili de farklı.

İHL öğrencileri gibi bizim öğrencilerimizin başı kapalı değil. Kılık kıyafete çok önem vermiyoruz.

Seçmeli ders olarak Kur’an derslerine de gireceksiniz. Çocuk okuyamayabilir, başı açık ve abdestsiz Kur’an okumak isteyebilir, izin vermiyoruz ama tırnakları ojeli olabilir. Bu çocuklara ne verebilirsek artık. Dinden soğumasınlar, dini ve din kültürü öğretmenini sevsinler yeter. Ahlaki olarak ne dokunabilirsek. Gönüllere dokunmaya çalışalım. Şiddet zaten uygulamazsınız. Bunu söylemeye gerek yok ama bazı din hocalarının bu konuda sicili bozuk. Bilsin veya bilmesin, okusun veya okuyamasın, vereceğimiz notlar da mümkün olduğunca yüksek olsun. Notu silah olarak kullanmayalım. Süreyi ezberlemedi diye zayıf vermeyelim dedim.

Hocam, Allah razı olsun, ben mesajı aldım. Ben de böyle düşünüyorum dedi. Pazartesi görüşmek üzere ayrıldık.

Hocamız derslere girmeye başladı. O memnun biz memnunuz. Teneffüslerde ziyaretime geliyor, koridorda selamlaşıyoruz. Derse zamanında geliyor, zamanında çıkıyor. Nezaket ve görgüsüne de şapka çıkarıyorum.

Bu memnuniyet fazla sürmedi. Öğrencilerden şikayet gelmeye başladı. Odama biri girdi, diğeri çıktı. Tehdit ediyormuş öğrencileri sınıfta. Şöyle yaparım, böyle yaparım diyormuş. Aha sana şu zayıfı verdim diyormuş. Öğrencilere, hocanız öyle değil, size bir şey yapmaz, nazik ve kibardır, Anlayışlıdır. Size düşük vermez. Şakasına söylüyordur. Bakmayın öyle sıktığına diyerek ikna ettim onları.

Yine bir görüşmemizde, hocam, şaka yaptığınızı ve işi ciddiye alsınlar diye böyle davrandığınızı biliyorum. Öğrenciler baya korkmuş dedim. Elbette şaka hocam. Ben hallederim. Ne yaptığımı biliyorum. Bu arada mesajı aldım dedi gitti.

Gitti ama yememiş, içmemiş çocuklara uylaya kalmış. Öküz herifler, bir de beni müdüre şikayet edersiniz ha türünden öğrencilere yapmadığı hakaret kalmamış. Öğrencileri iyice sindirmiş ve soğutmuş kendinden. Sonradan birkaç öğrenci söyledi bana bunu. Bu ikinci duyduklarıma şoke oldum. Çünkü hiç beklemiyordum böyle bir tavır içine gireceğini. Daha bana gelmeyen neler var kim bilir. Güya her konuşmamızda mesajı çok iyi aldım hocam, sağ olun diyordu.

Bir şekilde kazasız ve belasız dönemi bitirdik. Okulun son haftasına geldik. Şükrüm fazla sürmedi.

Kapımı sosyete bir aile çaldı. Buyur ettim içeri. Kadın sosyete, kocası da üst rütbeli bir askermiş. Hocam, şikayet gibi olmasın. Dönem bitti. Yalnız bizim çocuğun başına gelen başka çocuğun başına gelmesin diye size bir konuyu açmaya geldik. Çünkü çocuğumuz psikolojik yönden çok etkilendi dediler. Hayırdır, lütfen açık açık söyleyin dedim.

Çocukları arka sıradaki arkadaşına dönük bir şey konuşurken öğretmeniniz derse girmiş. Herkes ayağa kalkmış. Bizim çocuğun sırtı dönük olduğu için öğretmenin geldiğinden haberi olmamış.

Öğretmen gelmiş. Çocuğa arkasından sırtına dirseğiyle vurup ben gelince nasıl ayağa kalkmazsın ha demiş.

Hangi öğretmen bu dedim. Ücretli din kültürü öğretmeniniz dedi. Niye o zaman gelip durumu anlatmadınız dedim. Öyle uygun gördük. Çünkü şikayet gibi bir niyetimiz yok. Sadece daha dikkatli olsunlar diye iş işten geçtikten sonra sizi rahatsız ettik dediler.

Vay be, ayağa kalkmadığı için dirseğiyle öğrenciyi dövmek. Nasıl olur böyle şey. Üstelik çocuğun bir kastı yok. Sonra kalkmasa ne olurdu. İnanın, çok üzgünüm. O öğretmenim adına sizden özür diliyorum. Hassasiyetiniz için de çok teşekkür ediyorum dedim. Uğurladım.

Tecrübeli din kültürü öğretmenim bu son yaptığıyla gözümden iyice düştü. Bir daha mı tövbe tövbe. Gerekirse dersim boş geçsin. Asla çalışmam dedim.

Gördüğünüz gibi ne umdum ne buldum. Acemisinden çektim, tecrübelisinden de.

Ücretli veya ücretsiz, emekli veya çalışan, tüm din kültürü öğretmenleri böyle değil ama kahir ekseriyeti makam ve mevkide imtihanı kaybettiği gibi parayla imtihanı da kaybettiler. Son iki yazımda da anlatmaya çalıştığım gibi usul, yol ve yordam konusunda da çoğu sınıfta kalıyor. Bir türlü öğrencinin seviyesine inemiyor. En ufak bir şeyde şiddete meyyal olabiliyor.