14 Temmuz 2024 Pazar

Bir Branşın Para ve Makamla İmtihanı (2)

Parayla da imtihan dönemi başladı bu din kültürü branşında olanların. Müdür ve yardımcı olamayan bu branş erbabının çoğu, okullarında otuz saat derse girmeye başladı. Bu demektir ki ek derslerini tam alacaklar ve ek ders kaygısı kalmayacak.  

Her okulda olmasa da bazı İHL'lerde ilk hafta haftalık otuz saat giren öğretmenler, ikinci hafta isyan bayrağını açmış. Bizim ek dersimiz iki saat düştü demişler. Bu düşüşün sebebi de hem tecrübe kazansınlar hem branş ihtiyacı giderilsin hem de harçlıklarını kazansın diye bu okullara ilahiyat son sınıf öğrencileri gönderilmiş. Bu öğrencilere de ders verilince okuldaki din kültürü ve İHL meslek dersleri öğretmenlerinin haftalık ders yükü 30 saatten 28 saate inmiş. Bizim ek dersimiz iki saat düştü, biz 30 saat gireceğiz diyerek ilahiyat öğrencilerini geri göndertmişler.

Okulunda olan bu durumu bir arkadaş anlatınca, garibimize gitmiş. Ha ne olur o öğrenciler de ek ders olarak faydalansalardı, o arkadaşlar da iki saat eksik ek ders alsalar ne olurdu, her şey para mı demiştik ki yanımızdaki bir arkadaş, bizde de oldu. Biz de karşı çıktık. Gelen ücretli öğretmeni geri gönderttik. Haklıyız çünkü. Bu bizim hakkımız. Tekrar otuz saat girmeye başladık demişti de küçük dilimi bir kez daha yuta yazmıştım.

Söz bu branş sahiplerinin parayla imtihanından açılınca bir başka anekdot daha aklıma geldi. Bunu da paylaşmak isterim burada.

2014 Aralık sonuydu sanırım. Bir İHO okuluna atamam yapıldı. Okula gidip göreve başladım.

Müdür yardımcısı hangi sınıfların dersine gireceksen, din kültürü öğretmeni hoca hanım iki saatini verecek dedi. Bugün dersi yok. Yarın görüşürsünüz dedi. 

Ertesi günü hoca hanım yanıma geldi. Hanım hanımcık bir kız idi. Din kültürü öğretmeni idi ama bazı branş arkadaşları gibi iki saat ek ders peşinde değildi. Hoca hanım hangi sınıfın dersini vereceksin dedim. Siz hangisini isterseniz, hatta fazla da alabilirsiniz dedi. Hangi derslere giriyorsun dedim. Din kültürü ve Arapça dışındaki diğer seçmeli derslere girdiğini öğrendim. Peki, Arapçalar kimde dedim. Arapçalara müdür yardımcımız giriyor dedi. Hepsine nasıl giriyor? Kaç saat Arapça var dedim. 12 saat dedi. Hepsine de müdür yardımcısı giriyormuş. Hoca hanım, siz derslerinize girmeye devam edin, hem program bozulmasın hem de müdür yardımcısının yükünü alayım dedim. Ayrıldım.

Müdür yardımcısına, hocam hangi sınıfı verirsen ver, bana iki saatini ver dedim. Alabilirsin, al şu sınıfın dersini vereyim diyemedi. Yutkundu. Morali bozuldu. Hocam hem idarecilik hem bu kadar ders bir arada gitmez. Üstelik idarecinin girdiği dersten hayır gelmez dedim ise de Nuh dedi peygamber demedi. Tekerleme olarak ben ikisini birlikte götürüyorum, idari işleri de ihmal etmiyorum, derse girmeyi de seviyorum dedi durdu. Hocam, işini aksatmasan da idareci odasında oturur, işleyişi takip edersin dedim. Zorla aldım iki saati kendisinden.

Diğer müdür yardımcısı da 12 saat giriyor dedi. Onun branşı ne dedim. Matematik dedi.

Matematikçi ile görüştüm. Hocam, benden alabilirsiniz. Ben gitmek istemiyorum dedi. Senin bırakacağın bu derslere girecek var mı okulda dedim. Hayır, ilçeden öğretmen istemeliyiz dedi. Altı saatliğine ilçe bize öğretmen veremez. Verse de kimse gelmez. Gelse de bu öğretmen bir günden fazla gelecek. Sizin girmeniz daha uygun. Bu arada diğer arkadaş niye dersi bırakmak istemiyor dedim. Borcu varmış, paraya ihtiyacı varmış. Beyefendinin evi var, ikinciyi almış. Dükkanı varmış çarşıda kirada. Anlaşılan tüm maaşı borca veya yatırıma gidiyor, ek dersle de geçimini sağlıyor.

Burada yanlış anlaşılma olmasın ve genelleme yapmış olmayayım. Bu branş sahipleri hep ek ders düşkünü, hepsi böyle. Hepsi makam ve mevki peşinde demek istemiyorum. Diğer branşlarda da ek ders ve makam peşinde koşanlar var ama din kültürü branşı olanlarda ek ders ve makam ve mevki peşinde koşanlar daha çoğunlukta. (Devam edecek) 

Bir Branşın Para ve Makamla İmtihanı (1)

4+4+4 sistemine geçilip lise de zorunlu eğitime geçildiği sıra bir lisede görev yapıyorum.

Din kültürü öğretmeni eş durumundan tayin isteyip tayini çıkınca, yerine öğretmen atanmayınca ikinci döneme din kültürü öğretmeni ihtiyacımız doğdu.

Öğretmen ihtiyacımızı ilçeye bildirdik bildirmesine ama bakalım ilçe milli eğitim bizim bu ihtiyacımızı karşılayabilecek miydi? 

Bu durum sadece bizde değil, aşağı yukarı tüm okullarda böyleydi.

Çünkü o sene bu yeni sistemle birlikte İHL'lerin orta kısmı yeniden açılmış. Kur'an'ı Kerim, Hz Muhammed'in hayatı ve temel dinî bilgiler adı altında üç yeni seçmeli ders ortaokul ve lise kademelerinde okutulmaya başlanmıştı.

İHL ve meslek liselerine uygulanmakta olan katsayı farkı da kaldırılmıştı.

Yanlış hatırlamıyorsam, liselerde bir saat olan din kültürü dersleri haftalık iki saate çıkarılmıştı. 

Mevcut din kültürü öğretmenlerinin çoğu okullarda müdür ya da müdür yardımcısı oldu. O yüzden okulların bu ders öğretmenine ihtiyacı had safhaya ulaştı.

Bu süreçte din kültürü öğretmenlerine gün doğdu. Bir ara okulunda yeterince dersi olmadığı için okul okul gezen bu branş öğretmenleri kendi okullarında dolu dolu derse girmeye başladılar, aranan eleman ve branş oldular. 

Bu yeni sistemle murat edilen neydi bilmiyorum ama bu merak da bir siyasinin "dindar nesil ve gençlik yetiştirmek" olduğunu söyledi de merak giderildi.

Bu süreçte okullardaki din kültürü ders açığının giderilmesi için hummalı bir çalışma içine girildi.

Ne kadar emekli din kültürü öğretmeni varsa görev verildi.

Liseden sonra iki yıllık ön lisans ilahiyat eğitimini açıktan alanlara da okullarda ücretli öğretmenlik verildi.

Açık giderilemeyince ilahiyat 3.ve 4. sınıfta okuyan öğrencilere de ders verildi.

Bu süreçle birlikte  din kültürü öğretmenlerinin imtihanı başladı.

Bu imtihanlar arasında makam ve mevki ile imtihan vardı.

Ki ilçe ve il milli eğitim müdürlüğünden sendika başkanlığına, okul müdürlüğünden müdür yardımcılığına ve diğer kurum müdürlüklerine varıncaya kadar bu branş öğretmenleri öncelikli tercih sebebi oldu. (Devam edecek) 

Boyacı Aşkım

Üç, dört müdür yardımcısının görev yaptığı bir okulda, Karadenizli bir müdür yardımcısı da var.

Bir gün telefonunu okulda bırakıp çıkmış. Geride kalan müdür yardımcıları birkaç defa çalan bir telefona bakarlar. Bakarlar ki Karadenizli hocanın telefonu. Eğer evden eşi arıyorsa, hocamız dışarı çıktı diyecekler. Arayan "Boyacı" adı altında kayıtlı biri.

Az sonra müdür yardımcısı okula gelir. Boyacı diye biri aradı durdu hem de kaç defa. Boyacıyla işin ne? Bir ara, acil sanırım derler. Hoca umursamaz. Benim hanım o der.

İyi de eşini boyacı diye mi kaydettiniz? Ne alaka derler. Bir ara bir boyacıya bir iş yaptırdım. Onun telefonunu boyacı diye kaydetmiştim. Boyacıyla işim bittikten sonra numarasını silip hanımın numarasını yazmıştım. Öyle kaldı demiş.

Olur mu böyle şey demeyin. Hem üşengeç hem de inat bir arkadaştı. Emniyet kemerini takmazdı araca binince. Aracın verdiği uyarıya da kulak asmazdı. Şunu tak da şu ses kesilsin dediğimizde 15 km sonra kesiliyor, az sonra kesilir, merak etmeyin derdi.

Eşini boyacı adıyla kaydettiğini eşi biliyor mu bilmiyorum. Hoş bilse de gelecek tepkiyi pek umursayacağını sanmıyorum. Hoşsohbet bir arkadaştı. Kulakları çınlasın.

Ne var bunda. Ben de kaydederim demeyin. Cesaretiniz varsa, haydi eşinizin numarasını "Boyacı" diye kaydedin bakalım. Görelim er mi yaman, bey mi yaman. Ya kafaya tava yersiniz ya da kendimizi dışarıda bulursunuz. O yüzden hiç tavsiye etmem.

*

Bir markete girdim. Bir iki kalem bir şey alıp çıkacağım. Sebze ve meyve reyonuna doğru dönerken önümden bir bey geçti. Meyvelere bakıp geçerken evde kiraz var mı diye seslendi. Kime diyor derken, arkadan, önünde çocuk arabası ile bir kadın geliyordu. Aralarında iki, üç metrelik mesafe vardı. Eşinin ne dediğini tam duyamayan kadın, "Aşkım, duyamadım. Bir daha söyler misin" dedi. Eşi, evde kiraz var mı dedi bir kez daha arkasına bakmadan. Kadın yine duyamamış olmalı ki aşkım aşkım, anlayamadım, bir daha söyler misin dedi durdu hem de kaç kere. Her tekrarda aşkım sayısına bir aşkım daha ekledi. Eşim duysun diye erkek ne geri döndü ne yavaşladı. Aynı tempoyla yürüyüşünü sürdürdü. Sonrasını bilmiyorum. Adamın adı mı aşkım idi yoksa eşinin kocasına hitabı mı böyle ya da ilk günkü gibi aşkları devam ettiğinden mi aşkım diyordu bilemedim. Bunu da çok merak etmeme rağmen soramadım. Ama gördüğüm bir şey var. Ne kadın kocasına kızdı ağzının içinden konuşma diye ne kocası hanımına kızdı sağır mısın diye. Herkesin duyacağı şekilde aşkım aşkım garibime gitse de bu aşka şapka çıkardım bilesiniz. 

Bu arada bırakalım Karadenizlinin hanımını boyacı diye kaydetmesini, bırakalım kadının kocasına aşkım aşkım diye hitap ettiğini de sizin durumunuz ne? Eşinizi ne diye kaydettiniz telefona ya da başkasının yanında ne diye çağırıyorsunuz? Bunu söyleyin.

Bilirim ki boyacı diye kaydedemezsiniz. Zira boşanma sebebi ya da aile saadetini bozmak için birebir.

Bu arada telefonunuza ne diye kaydettiğiniz ya da eşinizi ne hitapla çağırdığınız hiç umurumda değil. Sadece merak benimki. Aşkım diye mi kaydettiniz yoksa bitanem diye mi ya da ne?

Sizi bilmem ama babam, kız kız derdi anamı çağırırken. Her kız hitabının yanına bir kız daha eklendikçe ses tonu biraz daha yükselirdi babamın. Hasılı anamın adı babamın yanında kız idi. Anam da herif derdi bu arada.

Bırak babanı, senin durumun ne derseniz, telefon hattımdaki kayıtlı numaralar silininceye kadar telefonumda eşim, “Eyvah, hanım” diye kayıtlıydı. Nicedir hanım diye kayıtlı.