2 Temmuz 2024 Salı

Yeni Beka Sorunumuz

Bu ülkenin onca çözüm bekleyen çözümsüz sorunlarına bir de yabancılar sorunu eklendi. Öyle zannediyorum, yakın zamanda birincil sorun olacak.

Bu sorunu üretmek için nice yıldır az çaba sarf etmedik. 

Yeter ki Avrupa'nın güvenliği sağlansın. Bunun karşılığında AB de bizi görür dedik. 

Ülkenin sınırlarını açtık. 

Gelen yabancıya buyur geç dedik. 

Kimsin, necisin, işin ve paran var mı, niye geldin demedik. 

Kaçak veya normal yolla gelen yabancıların sayısı on milyonu aştı. 

Hiçbirine şurada yerleşeceksiniz, burada kalacaksınız denmedi. 

Her biri Türkiye'nin her bir yerine yayıldı ve yerleşti. 

Bakımsız veya terk edilmiş evleri mesken edindiler. 

Bir evde çok kişi kalmakla işe başladılar. 

Aşağı yukarı her il ve ilçemizde yabancılara ait mahalleler oluştu. Çoğu il ve ilçe demografik yapısı yabancılar lehine değişti. 

Bizim yüzüne bakmadığımız en ağır işlerde kaçak göçek çalışmaya başladılar. Bazı sektörler bunlara emanet edildi. 

Bu yabancıları istihdam eden sanayici ve esnaf bu durumdan çok hoşnut oldu. Çünkü hem eleman buldular hem de istediği fiyata çalıştırıyorlar.  

Bazı hastanelerimiz bunlarla anılıyor bazı mahalleler hakeza bazı okullar yabancı ağırlıklı. 

Cadde, sokak, park ve bahçeler bunlarla dolu. 

Kimi Türk vatandaşlığını aldı kimi mülteci kimi sığınmacı kimi geçici kimi de kaçak statüsünde. 

Hiçbiri de geçici değil bu ülkede. Yerleşmeye gelmişler. Belki Avrupa kapısı açılırsa içlerinden bir kısmı gider ama büyük çoğunluk burada kalır. 

Bir ara AB'ye kızıp sınırları açtığımızda doğru dürüst giden olmadı. Bir elin parmakları kadar giden de Yunanistan sınırından çevrildi. 

Sıfırı tüketip bu ülkeye gelmiş bir insan, burada iyi-kötü başını sokacak bir ev, karnını doyuracak bir iş bulmuşsa niye gitsin. Çünkü Avrupa da olsa gittiği yerde sıfırdan hayata başlayacak. Kaçı göze alır bunu. 

Hasılı başta Suriyeliler olmak üzere Afgan'ı, Afrikalısı bu ülkenin fiili vatandaşı. Öyle ya da böyle bu ülkede yaşayacak, evlenip çoğalacak, iş güç sahibi olacak. Biz bunu ister isteyelim ister istemeyelim. Ben yabancıları ülkelerine göndereceğim diyen de gönderemez. 

Yolgeçen hanına dönüşen bu ülke bundan sonra farklı kültür ve ırklardan oluşan çok uluslu bir ülke olacak. 

Bu ülkenin bu şekil çok uluslu millet olması için;

Bir insan uğraşıp didinse, bir problem üreteceğim, bu problem öyle problem olsun ki umumi efkârın başına çorap örsün, dünya bir araya gelse bu problemi çözemesin dese ancak böyle yapar. Nitekim durum da bundan ibaret.

Gidişat, dün Alevi’yi Sünni’ye, Kürt’ü Türk’e kırdıramayanlar, yarın bu ülkeyi Türk’ü yabancıya veya yabancıyı Türk’e kırdırmak isterse hiç şaşırmam. Çünkü fitili ateşleyecek potansiyel oluştu. Bu ülkenin başına çorap örmek isteyenler durmadan bunu kaşıyacak. Nasıl Türk’le yabancıyı karşı karşıya getiririm planını yapıp devreye sokacak. Her fırsatı ganimete çevirecek. Bunun üzerine projeler geliştirecek. Yeter ki yabancılardan kaynaklı infiale sebebiyet verecek bir menfi durum olsun. Provokatörler ortada cirit atacak.

Kayseri olayı da bu fitilin ateşe verilmesidir. Bu durumun işe yarayıp yaramayacağı burada test edildi. Buradaki olaylar bastırılsa bile yarın Türkiye’nin başka yerlerinde bu kirli oyunlar devreye sokulacak. Çünkü işe yarayacağı görüldü.

Ve yabancılar sorunu bu ülkenin bir beka sorunu artık.

Çok uzatmak istemiyorum. Yabancılar şöyle yapacak, böyle yapacak demiyorum. Yabancılara düşman hiç değilim. Onlardan zarar görmüş de değilim. Olası senaryoyu yazmaya çalıştım. Devletin ilgili kurumları da olası senaryoyu boşa çıkarmak için bir dizi kalıcı tedbirler almalı. Ama ne? Bunu düşünmek de devletin işi.

1 Temmuz 2024 Pazartesi

Yeni Vergi Önerilerim *

Yeni vergilerin yolda olduğundan konuşmalar bugünlerde yazılıp çizilir oldu. Sanırım Hazine ve Maliye Bakan'ı Şimşek Meclise sunmuş. İçeriğinde ne var bilmem. Ama "Nefes vergisi" deniyor.

Belli ki Bakan ekonomideki açmazı açmak için kolları sıvamış. 

Nefes vergisi gelirse bilin ki bu ülke ekonomik yönden düze çıkar. Üstüne cari fazlası verir. Aslında gerçek çözüm bu. 

Bu nefes vergisinin belirlenmesi de kolay. Tıp o kadar gelişti ki bir insanın bir günde ortalama kaç nefes aldığını bilir. Her nefesten bu şekil vergi alınırsa kayıt dışı da olmaz. Herkes aldığı nefesin bedelini devlete vergi olarak öder.

Nefes alarak vergi vereceğime nefes almam diyen olursa, bunlardan burundan soluma vergisi alınabilir. 

Yalnız ekonomi kötü de. Nefes vergisi alacak kadar kötü değil. 

Ayrıca bu kötü ekonomik durumdan elbirliği ile kurtulacağımıza inanıyorum. Bunun için herkes taşın altına elini koymalı. Ben de Sayın Şimşek'e düze çıkmamız için desteğe hazırım. Aslında bu desteğin yolu, beni yanına yardımcı alması ama bakan yardımcısı olmam çok önemli değil. Vatandaş olarak da ona yardımcı olmak isterim.

Hangi kalemden vergi alalım düşüncesine katkı olsun, ufku açılsın diye aşağıda bir takım vergi türüne örnek vereceğim. Önerilerim yerine getirilirse bilin ki bu ülkeyi kimse tutamaz. Şimdilik nefes vergisine de gerek kalmaz.

Konmasını istediğim vergi türleri:

Keyif vergileri: Bu vergi içinde, mangal ve piknik vergisi, kafe vergisi, tatil vergisi, av vergisi, dondurma vergisi, park ve bahçelerde oturma, bank ve kamelya vergisi gibi vergiler düşünülebilir.

Araç vergisi: Bu vergi içinde, otopark vergisi, özel oto ile işe gitme vergisi, evin önünde yolu işgaliye vergisi, trafiğe çıkma vergisi, araçla alışverişe gitme vergisi, korna vergisi, fren vergisi, yolu eskitme vergisi gibi vergiler konabilir.

Pazar vergisi: Bu vergi içinde, poşet vergisi, sebze ve meyveyi seçme vergisi, pazarda bağırma vergisi, pazar işgaliye vergisi gibi vergiler neden olmasın.  

İbadet vergisi: Bu vergi içinde, cemaatle namaz kılma vergisi, minare ve ezan vergisi, cami şadırvanında abdest alma vergisi, cami WC kullanma vergisi, umum WC vergisi (büyük-küçük abdest bozmada farklı tarife uygulanabilir. Büyük ise daha yüksek vergi, küçük ise daha düşük vergi) gibi vergiler olabilir.

Zararlı içecekler vergisi: Bu vergi içinde, izmarit ve havayı kirletme vergisi, nara atma ve sarhoşluk vergisi, hastane tedavi vergisi gibi vergiler düşünülebilir.

Mezarlık ve ölüm vergisi: Bu vergi içinde, ölüm vergisi, cenaze tekfin, techiz ve defin vergisi, mezarlık işgaliye vergisi, mezarlık bakım vergisi, yıllık mezarlık ziyaret vergisi gibi vergiler konabilir. 

Gördüğünüz gibi nefes vergisine gelinceye kadar daha konabilecek bir yığın vergi var. Yeter ki istensin. Böylece vergi tabana yayılmış olur.

*03.07.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

30 Haziran 2024 Pazar

Küflü Çıkı Komodinim

Komodinim, ne kadar gereksiz şeyim varsa onunla dolu. Cebimde lazım olmayan ne varsa oraya atarım çünkü. Kapağını da kapattım mı ayak altında bir şey görünmez. 

Bir akşam eve geldim. Yine komodine bir şey koyacağım. Bir de ne göreyim. Benim lüzumsuz işler dolabım olan komodinimin içinde, daha bükülmemiş gıcır gıcır iki yüzlük ve yüzlük para vardı. 

Sağa sola baktım. Kimsecikler yoktu. Elim hemen paraya gitti. 4 âdet 200'lük, 2 âdet 100'lük vardı. Tamı tamına 1000 lira. Bir sevindim bir sevindim. Sormayın. Günlerden 23 Nisan diyeyim de sevincimi anlayın.

Gündüzünde de bir ihtiyacım için birinden 2.500 lira almıştım. Benim gereksiz işler küflü çıkımda adeta bir hazine varmış da haberim yokmuş.

Sevindim ama dur Ramazan. Belki senin değildir bu para. Az sonra sahibi çıkarsa üzülürsün dedim. 

İyi de benim özel dolabıma bu parayı kim koymuştu? Düşün dur.

Acaba evin içişleri bakanı koymuş olabilir miydi? İyi de kendi dolabı varken benim dolaba niye koysun. Üstelik bu, kıyametin kopması demekti. O zaman Oğlan? Haydi canım. Oğlan züğürt zaten. Parayı nereden bulsun da benim dolabıma koysun. Üstelik odama da girmez.

Acaba kulum sevinsin diye birini vesile edip Allah harçlık göndermiş olabilir miydi?

Acaba eve hırsız girdi de bu adam züğürt. Şuraya para koyayım da bayram edip sevinsin mi dedi?

Aman neyse ne? Buldun bir para. Bağını soruyorum. İkiye katlayıp koydum cebe. Cepte para olunca mutluluğuma da diyecek yok.

O değilden benim komodinde bu para ne arar diye sordum çocuğun annesine. Benim dese bilin ki yıkılacağım. O para ne zamandır senin komodinde. Haberin yok muydu yoksa dedi. Nereden haberim olsun dedim. Haberin olmadığını bilseydim alırdım. Böyle alsaydım, günah olur muydu dedi. Hem de ne günah olurdu. Almamakla iyi yapmışsın. Boşu boşuna günaha girerdin dedim.

Yahu sonradan böyle para bulmak hoşuma gitti. Ara ara evin değişik yerlerine böyle para koyayım. Sonra buldukça sevineyim dedim. 

Bu arada birileri beni küflü çıkı sanırdı. Halbuki küflü çıkı benim komodinmiş. Sevdim bu komodini. Bundan sonra ara ara bakacağım. 

Ardından beleş gelen bu para mutluluğuma evi de ortak edineyim, haydi dışarı çıkıp bu parayı harcayalım dedim. Dünden hazırmış. Her zaman yavaş yavaş hazırlanıp beni dışarıda direk yapan çocukların annesi, baktım benden önce hazırlanıp çıkmış.

Kredi kartı ile harcamalar dışında bu nakidin 400'ünü de harcayıvermişim. Geriye kala kala bu altı yüz kaldı. 

Tam eve geldim ki daha önce sipariş verdiğim firma aradı. Emanetiniz hazır diye. Unutmuştum siparişi de. Beni bir düşüncedir aldı. Çünkü sipariş için 800 vermem gerekecek. Üzüldüm de üzüldüm. Akşam yemeseydim, param hazırmış halbuki. Heyhat ki heyhat... 

Hasılı akşamki sevincim hüzne dönüştü. Çünkü bana lazım şimdi bir 200 lira. Sizden istesem aramız bozulur. Acaba evin altını üstüne getirip bir yerlerden bin lira olmasa da bir iki yüz çıkar mı?