26 Haziran 2024 Çarşamba

Okullarda Tek Tip Kıyafet

Bu ülke kılık kıyafet, saç ve sakaldan çok çekti. Ülke az gerilim yaşamadı. Yaptığımız bu anlamsız uygulama dolayısıyla birçok kişiyi mağdur ettik.

Şimdilerde nicedir kılık kıyafet, saç ve sakal gerilimi yaşanmasa da herkes istediği gibi giyinebilse de farklı giyindiği için kimse sıkıntı yaşamasa da ortaokul ve liselerde tek tip okul formaları yaygın.  

Her yıl okul yönetimleri veliye, serbest kıyafet mi okul forması mı istiyorsunuz tercihi sunuyor. Çocukları okul forması istemese de veliler formayı tercih ediyor. Velilerin yüzde ellisi forma deyince, öğrenciler okula formayla gelecek demektir. Böylece sabah sabah öğrenci annesine, bugün ne giyeyim diyemeyecek. İstese de istemese de okul formasını giyinip okulun yolunu tutacak. Forma veliler için bir kolaylık. Hem farklı farklı kıyafet almayacak hem de sabahın köründe çocuk annesini uyandırıp ne giyeyim diyemeyecek.

Forma seçeneğini isteyen bir kesim daha var. Onlar da okul forması satan firmalar. Ömer Dinçer serbest kıyafeti getirince, okul forması satan işletmelerin tüm malları ellerinde kaldı. Bu sektör aralarında organize olup soluğu Ankara'daki aldı. Bakanlıktan veli tercihi seçeneğini getirmesi istendi. Böylece istedikleri oldu. Sektör ayakta ve tam gaz forma satışına devam ediyor.

Serbest kıyafetten yana olmayanlar sadece veliler ve forma firmaları değil. Okul müdürlerinin ve öğretmenlerin çoğu da tek giysi formadan yana. Güya okula yabancı girmeyecekmiş, öğrenci formadan bilinecekmiş. Halbuki okula girmek isteyen yabancı, bir şekil ya formayla ya da formasız girebiliyor.

Bir diğer gerekçe de öğrenciler arasında fakiri var, zengini var. Bazı öğrenciler farklı kıyafet alamayacağı için zengin aile çocukları nezdinde ezilir endişesi var. Herkes tek tip giyerse çocuklar bu ezikliği çekmeyecek. İyi de okul dışında cadde ve pazarda farklı giyinen, giyindiğiyle farklılığını gösteren yok mu? Bir şekil alışılacak farklı kıyafete. 

Veli tercihlerine saygı duysam da zevklere, renkler tartışılmaz sözünde olduğu gibi elbise ve renk seçimimi öğrenciye bırakmadan yanayım. Çünkü tek tip kıyafeti tek tip insan yetiştirme gibi anlıyorum. Herkes her konuda aynı şeyi düşünürse bu kadar kişinin yaşamasına gerek yok. Farklı kıyafet tercihiyle öğrencilerde farklı fikirlerin gelişeceğine inanıyorum.

Ayrıca tek tip elbise veya okul forması çoğu öğrencide bu kıyafet ve bu renge nefreti ön plana çıkardığını düşünüyorum. Öyle öğrenciler bilirim ki okula okul forması dışında bir kıyafetle gelerek tepkisini böyle gösterdiğini seziyorum.

Yine çoğu öğrenci okulun herhangi bir etkinliğinde okul yönetiminin yanına giderek serbest kıyafetle gelebilir miyiz isteğinde bulunuyor. Olumlu cevap alınca mutluluklarına diyecek olmuyor.

Öğrenciler farklı renk tercihini istese de yukarıda bahsettiğim gibi velilerin çoğu tek tip kıyafetten yana. Okul forması isteyen bir veliyle ilgili bir anımı burada paylaşmak istiyorum.

Bir lisede çalışırken Bakan Ömer Dinçer kılık kıyafet ve saç serbestisi getirince oh be dedim. Veliler de serbest kıyafet seçerse çok iyi olacak dedim. Velilerin görüşlerini aldık. Yüzde yetmiş oranında bir veli okul forması istedi.

Okullar açılınca öğrencilere okul formasını duyurduk. Yardımcılara da çok anormal bir giyim ve şekil şemail olmadıkça çocuklara müdahale etmeyelim dedim.

Öğrencilerin kimi okul formasıyla kimi de serbest kıyafetle gelmeye başladı.

Bir gün bir veli geldi okula. “Biz okul kıyafetini seçtik. Niye okul kıyafeti giydirmiyorsunuz” dedi. Velie, şu uzun boylu kızın babası mısın dedim. Evet dedi. Biz sizin okul kıyafeti tercihinizi çocuklarınıza duyurduk. Anne babanızın tercihlerine saygı gösterin. Lütfen okul kıyafetiyle gelin duyurusunu yaptık. Hepsi bu kadar. Anormal bir giyim olmadığı müddetçe çocuklara karışmadık. Sabah okul kapısının önünden geri gönderip moralini bozmadık. Çok anormal giyinen ile özel görüşüp hallettik. Bu arada senin bir çocuğun var burada. Sabah evden nasıl çıktığını bir baba olarak biliyor olmalısın. Niçin evden çıkarken çocuğuna, ben okul forması seçtim. Şu kıyafetini giy demedin de bu şekil gönderdin? Kusura bakma da sen baba olarak bir çocuğuna söz geçiremiyorsun ya da böyle giyindiğine sesini çıkarmıyorsun. Bizim karışmamızı istiyorsun. Böylece siz iyi baba olacaksınız. Biz ise burada sabah sabah polis ve asker rolü oynayacağız. Okula gelen 600 öğrencinin kılık kıyafet kontrolünü yaparak kötü idareci olacağız. Bunu da yapmayacağım. Bırak çocuğun da bu şekil gelsin. Çünkü bu farklı kıyafet bizi rahatsız etmiyor. Bundan sonra benim işim kontrollü serbestlik. Çok anormal bir giyim veya saç sakal görürsem, ikna yolunu deneyip müdahale edeceğim. Unutma ki bu ülke tek tip kıyafetten ve kılık kıyafet şöyle olacak acımasız ve anlamsız kuralından çok çekti. Durmadan mağduriyet ürettik. Bırakalım da çocuklarımız bu sıralarda iken nasıl giyineceğine kendisi karar versin. Çünkü okul forması baskısı çocukta nefret oluşturuyor. Giymemek için direniyor. Çocuk buradan üniversiteye gidince serbest kalıyor ve ne giyeceğini şaşırıyor dedim. Veli haklısın deyip sustu.

Bir sonraki yazımda da giyimini ve saçını beğenmediğim iki öğrenci ile aramda geçen iki anıya yer vererek kontrollü serbestlikten nasıl verim aldığıma yer vereceğim. Başlık da “Kılık Kıyafette Kontrollü Serbestlik" olsun.

Gördüğünü Uygulamada Ben

Acemi müdür olarak başladım işe. Bir iki hafta okulu izledikten sonra eski ezberleri okumaya başladım. 

Her cuma İstiklal Marşı töreninde pazartesiden itibaren farklı kıyafet olmayacak, herkes okul kıyafetiyle gelecek, saçlar uzun olmayacak, sakalı çıkanlar kesip gelecek. Bir de okula özellikle pazartesi İstiklal Marşı törenine zamanında gelinecek konuşmaları yapıyorum. 

Bıkmadan, usanmadan her törende söyledim bunları.

Söylemekle de yetinmedim. Bir zaman sonra günlük kıyafet, saç ve sakal kontrolü yapmaya başladım.

Bununla da yetinmiyorum. Gömleğinin bir düğmesi dışında ilikli olmayanları uyarıyorum. Gömleğini pantolonunun üzerine sarkıtanlara içine koyacaksınız. Okul kıyafetinin üzerine farklı renk giymeyeceksiniz gibi şeyler söylüyorum. 

Bir zaman sonra sabah derse geç gelenlerin, gömleğinin düğmeleri açık ve dışına sarkıtanların okul numaralarını almaya başladım. 

Zaman zaman sınıflara girip kılık kıyafet, saç ve sakal kontrolü sonucu yine okul numaralarını ajandama yazdım. Güya disipline sevk edecektim alışkanlık haline getirenleri. Hoş kimseyi bu yüzden disipline sevk etmedim. 

Böyle böyle öğrencileri yola getirecek, okul disipline girecek ve okulun başarı çıtası yükselecekti. Çünkü başarının önündeki en büyük engel kılık kıyafet ve saç sakal idi. 

Bir gün kapımı çaldı bir kız öğrenci. İçeride misafir olunca sonra geleyim dedi. Gel şimdi söyleyebilirsin dedim. Utana sıkıla "Benim üçüncü kez numaramı aldınız" dedi. Eee dedim. "3. oldu" dedi tekrar. Sizin numaranızı alıyorum, başkasınınkini almıyorum mu demek istiyorsun dedim. Evet dedi. İyi de herkesi uyarıyorum, çoğu kimsenin numarasını aldım. Aldığımla kaldı. Çünkü bundan dolayı da hiçbir şey yapmadım. Görmedin mi dedim. Hayır dedi. Yani sana kafayı taktım öyle mi dedim. Evet dedi. Tamam şimdilik gidebilirsin dedim. 

Ertesi günü tören alanında öğrencilere, bugüne kadar kılık kıyafetinden dolayı uyardığım öğrenciler parmağını kaldırsın dedim. Okulun üçte ikisi parmağını kaldırdı. Kendisine kastımın olduğu imajını edinen öğrenciye, bak arkadaşlarının parmaklarına. Bu kadar kişiyi uyarmışım dedim. Şaşırdı. Kendisine bir kastımın olmadığını uygulamalı olarak bu öğrencime göstermiş oldum. 

Bununla da yetinmedim. Başka ikna yolunu devreye soktum. Çünkü öğrencinin böyle düşünmesi, birine farklı, diğerine farklı muamele anlamına gelirdi. Bir öğrenci de olsa bu imajı yok etmeliydim. 

Kalkmayan parmaklar arasında en ön sağ tarafta son sınıf bir kız öğrencinin parmağının kalkmadığını gördüm. Kızım, bugüne kadar seni de uyardım. Sen niye kaldırmıyorsun dedim. Öğrenci, "Yanlışınız var. Beni hiç uyarmadınız. Tamam sizin hafızanız iyi. Hiç unutmazsınız. Geçmişte olup biteni hatırlarsınız ama bu defa yanıldınız" dedi. İyi düşün dedim ise de öğrenci hep hayır cevabı verdi. 

Bak kızım, mevsim kış günüydü. Dışarıda kar vardı ve hava soğuktu. Sen o zaman 9.sınıf idin. İstiklal Marşı'nı koridorda söyleyecektik. Sizler koridorda sıraya girmiştiniz. Sen elektrik panosunun önünde idin. Üzerinde kırmızı bir giysi vardı. Ben bu giysiden tutup kızım bu ne? Bir daha böyle giymeyeceksin demedim mi dedim. Kız öğrenci, "Evet, şimdi hatırladım. Valla doğru. Aynen öyle olmuştu." dedi. Ardından kızın hayreti gitti. Maşallah, hafızanız aynen duruyor dedi. Gülüştük. 

Her ne kadar bir öğrenci de olsa adaletsiz damgası yememek için verdiğim iki örnekle öğrenciyi ikna edip bundan memnun olsam da nicedir bu ilk müdürlüğümde yaptığım gereksiz kılık kıyafet ve saç sakal kontrolleri gözümün önüne geldikçe yanlış yapmışım. Keşke daha önce gördüğüm kötü örnekleri yapmasaydım dedim. Müdürlüğü bırakmadan kendimi sorguladım.

İlk müdürlük yerim değiştiği zaman diğer okullarda farklı da olsa kılık kıyafete, saç ve sakala çok karışmadım. Tören alanında kıyafet de kıyafet demedim. Çok anormal giyineni görmüşsem, çağırıp odamda rehberlik yaptım. Şöyle giyinsen daha iyi olur dedim. Geri olumlu dönüşler aldım.

Bir diğer yazımda okul forması dediğimi tek tip kıyafet üzerinde duracağım.

Bir Zamanlar Öğrencinin Saçı

En sevmediğim yönüm idarecilik. Mizacıma ters olmasına rağmen memlekete gelmek için müdürlük sınavına girerek hiç müdür yardımcılığı yapmadan bir lisede müdür oldum.

Acemiliğin doruğunu yaşadım. Ne yapayım ne edeyim derken öğrenciliğim gözümün önünden film şeridi gibi geçti: 

İdarecilerimiz her sabah içtima alanında kılık-kıyafet, saç-sakal kontrolü yapardı.  Bununla da yetinmezler. Olur ya gözden kaçırdığımız olur diye ellerinde makas bir de sınıf sınıf dolaşırlardı. Büyük saç gördüler mi tren yolu açarlardı. Çünkü saçlar üç numara olmalıydı. Öyle ya disiplin ve okul başarısının yolu bunların kontrolünden geçerdi.

Açılan tren yolundan kurtulmak için saçı üç numaraya ya da sıfıra vurdurmak da yetmezdi. Ancak ustura kurtarırdı saçı.

Okul idaresinin ve nöbetçi öğretmenlerin kontrolünden geçen saçlarım, dersimize giren bir İngilizce öğretmeninin gözüne arardı. Her derste saçların uzamış demesinden usandığımdan ona tepki olsun diye saçımı iki defa usturaya vurdurmuşluğum bile var. 

Her içtimada saçlar üç numara olacak sözlerini bugün bile unutmuş değilim. 

İçtimadan geri döndürülmemek için pazartesiye hazırlık olsun diye cumartesiden berbere gidip saçları kestirirdim. Kesilen bu saç üç numaradan büyük görüldüğü için pazartesi ikinci defa tekrar tıraş olmuşluğumuz var. 

Saçın üç numara olup olmadığının kontrolünü beş parmağı tıraş makinesi gibi saçlara girdirerek yaparlardı. Parmaklar saçın altında kalırsa, bu saçlar kesilmeliydi.

Saçtan kurtulan sakal tıraşı kontrolüne tabi tutulurdu. Sinekkaydı tıraş olup olmadığı eller çeneye konur, bir sağa bir sola bakılır, kıldan eser yoksa haydi geç denirdi. Tüy görünürse git, kes gel bunları derlerdi. Askerde iken bir haftalık sakalla içtimalara çıktım. Hiçbir komutan bu sakallar ne böyle demedi. Ama benim okuduğum okulun idarecileri yakın temas ile benim sarı kılları görürdü.

Kimi öğrenci bakkaldan permatik alır, tuvalete giderek aynanın karşısında alelacele çıkan sakallarını tıraş ederdi. Bunu beceremeyen soluğu berber koltuğuna oturmada alırdı.

Saç-sakal konusundaki bu anlaşılmaz ve bezdiren tutum dolayısıyla o günün öğrencileri burnundan solusa da o günün idarecileri okula yakın berberlerden bol bol hayır dua almışlardır. Çünkü 4.000 öğrenciden çoğu müşterileri olmuştur.

Ortaokul ve liseyi okuduğum yıllarda tek tip okul formaları yaygın olmadığı için forma zorunluluğu yoktu. Aynı renk olmasa da takım veya pantolon ve ceket olmalıydı üzerimizde. Bunlar varsa sorun yoktu. Bir de aynı renk forma kontrolü olsaydı, okulun kapısından girebilen öğrencilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi.

Bütün bunlar müdür olduktan sonra gözümün önüne geldi. Zamanında nefret ettiğim bu uygulamaları nasıl yapacaktım. İmdadıma milli eğitim müdürü yetişti. Bir toplantıda müdürlerden birine, “Hocam, bayram töreninde senin öğrencilerin saç sakalları neydi öyle? Kaymakam ve protokolün önünde hiç olmadı” dedi.

Okula gelen bazı veliler, “Nerede o eski öğretmen ve müdürler. Biz bu saçlarla giremezdik okula. Şimdiki öğrencilere bak. Müdürlerinden de çekinmiyor. Yok yok. Şimdiki müdürlerde iş yok” dedi durdu.

Öpretmen olarak görev yaparken de okul müdürlerinin birinci görevi yine saç-sakal ve kılık-kıyafet idi. Kötülüğün başı idi be de olsa bunlar. 

İyi de benim eski müdürlerden ne eksiğim vardı? Milli eğitim müdürü ve veliler böyle istiyorsa, ben de bir zamanlar nefret ettiğim kılık-kıyafet, saç ve sakal kontrolü yapmalıydım. Ne de olsa insan gördüğünü uygulardı.

Bir sonraki yazımda da “Gördüğünü Uygulama Biz” başlıklı yazımla bir anekdotumdan bahsetmek isterim.