24 Haziran 2024 Pazartesi

Asgari Ücretin Her Yıl Artması

Sosyal medyada şöyle bir alıntıya rastladım:

2001                   2024

       👇Asgari Ücret 👇

102 TL              17.002 TL

90 dolar           527 dolar

102 avro          488 avro

82 l benzin      412 l benzin

143 l mazot     418 l mazot

927 l LPG         890 l LPG

3,18 çeyrek      4,25 çeyrek

510 ekmek       1700 ekmek

12,4 kg et          23.6 kg et

Bu paylaşımda 2001 yılı ile 2024 yılının asgari ücreti ve bu asgari ücretle neler alınabildiğine yer verilmiş. Görünen o ki LPG dışında, diğer kalemlerde 2001 yılına göre 2024 yılında alım gücü daha iyiymiş. 

Bu tür paylaşımlar bir amaca mebni olarak hazırlanır ve sosyal medyada servis edilir. Nasılsa bedava servis yapacak gönüllüleri çok. 

Yine bu tür paylaşımlarla, öldük, bittik, enflasyondan belimizi doğrultamıyoruz diyenlere mesaj veriliyor. Yıllar kıyaslanıyor ve bununla, "Nankörlük ve fakir edebiyatı yapma, işte istatistikleri gör. Şimdiki haline şükret. Alım gücün daha iyi. Ne çabuk unuttun 2001'li yılları" mesajı verilmek isteniyor. 

Değerlendirmeye geçmeden şunu söyleyeyim. Niyetim siyaset değil. Zira siyasetle işim olmaz. Birilerini ya da Türkiye'nin bir dönemini kötülemek ya da övmek değil. Eskiden kötüydük, şimdi iyiyiz ya da şimdi kötüyüz eskiden iyiydik hiç değil. Bildiğim bir şey var. Bu tür paylaşımlarla istatistiki verilere yer verilerek algı oluşturmak isteniyor. Algılara da teslim olmam. Madem ki bir durum tespiti yapılmış ve bir veriye yer verilmiş. Ben de bu tespitten hareketle bir değerlendirmede bulunmak isterim. 

2001'de 102 lira olan asgari ücretin 2024 yılında 17 bin lira olması ne tür bir enflasyon halini yaşadığımıza en güzel örnektir. Adeta paramız erimiş. Erimesine paralel olarak her yıl katlanarak asgari ücret bu noktaya çıkmış. 

İsterim ki 2001 yılında 102 lira olan asgari ücret 2024 yılında da aynı olsun. Çünkü bu, fiyat istikrarı ve bu ülkenin parasının döviz karşısında erimemesi demektir.

Bildiğim kadarıyla parası kıymetli olan ülkeler, her yıl asgari ücretlisine, işçisine veya memuruna bu şekil katmerli zam yapmıyor. Çünkü o ülkeler fiyat istikrarını yakalamış ve parası pul olmuyor. Haliyle bizde olduğu gibi çalışanına bu derece yüksek zam vermeye gereksinim duymuyor. Bizde ise yeni zam verildiği zaman döviz cinsinden asgari ücret şu kadar dolar oldu deniyor. Aynı asgari ücret yeni bir zamma kadar döviz cinsinden adeta eriyor. Yeni zamla alım gücü biraz iyileşen sabit gelirlinin sonraki aylarda alım gücü yönünden zorlandığı bir vakıa. 

Aradan yıllar geçse de başta asgari ücretli olmak üzere sabit gelirlinin maaşının artmaması, üç aşağı beş yukarı aynı seviyede olması, enflasyon ve hayat pahalılığını yendiğimizin bir göstergesi olur. Bu da bu ülkenin hayrına olur. Değilse istatistiki veriler her yıl katlanarak gider, bol sıfırlı paramız olur. Bunun da bize ancak zararı olur. Paramız da durmadan itibar kaybeder.

Yürüyüş Parkuru Görgü Kuralları

Şehrin uygun yerlerine, insanımızın nefes alacağı yeşil alan yerleri oluşturmada belediyeler epey bir tecrübeli.

Belediyeler nereye bir park açarsa, yemyeşil yapıyor. Ağacından çimine, bankından kameriyesine, yürüyüş parkurundan ara geçiş yollarına, tuvaletinden kafesine varıncaya kadar hepsini düşünüyor ve halkın hizmetine sunuyor. 

Park yapmakla kalmıyor. Sulama, temizlik ve güvenliğini de ihmal etmiyor. Yürüyüş parkuru eskidikçe yeniliyor. 

Evinden bunalan; arkadaşıyla buluşmak, çayını bu parklarda içmek, kahvaltı yapmak, parkurunda yürümek isteyen bu parklarda buluyor kendisini.

Yediden yetmişe, kadınıyla erkeğiyle sabahın erken saatlerinde yürüyüş severlerle başlayan park sefası, gecenin geç saatine kadar devam ediyor. Adeta bir panayır yerini andırıyor bu tür parkların çoğu. Yaz akşamlarında iğne atsan düşmez buralarda.

Kısaca parklar önemli bir işlevi yerine getiriyor.

Bu tür parklara gelenlerin çoğu oturmak için geliyor. Kimi de sadece yürüyüş yapmak ve ter atmak için geliyor. Zevklerle renkler tartışılmaz. Elbette isteyen oturur isteyen de yürür. Yeter ki kimse kimseyi rahatsız etmesin. 

Kim kimi rahatsız ediyor parklarda? Özellikle parkurda yürürken belli bir tempoyu yakalamış yürüyüş severler rahatsız ediliyor.

Kimler rahatsız ediyor? O parkta uzun süre oturup biraz da yürüyeyim diyenler, parkı transit geçerken parkuru kullananlar, parkuru ters kullananlar, parkuru kesip geçenler, parkurda kalabalık yürüyenler, köpekler, bir de bisiklet sürenler. Bunlar yürüyüş yapanların hızını kesiyorlar. 

Malumunuz yürüyüş yapanlar bu işi günlük rutine bindirmiş, yürürken de belli bir tempoyu yakalarlar. Bir tempoda yürürler. Ama gel gör ki yukarıda saydığım kesimler bu tempolu yürüyüşü kesmede pek mahirler. Hele dört kişinin yürüyeceği parkuru 2-3 kişi öyle kapatıyor ki arkadan gelen isterse geçebilsin. Parkura öyle bir yayınlıyorlar ki yanlarından ve aralarından geçebilmek mümkün değil. Bu yürüyenler gerçek yürüyüş yapsalar tempoları bu dersin. Ama amaçları yürümek falan değil. Adeta yürüyenleri engellemek için parkura kullanıyorlar. 

Bence bu tür parkura yayılanları, futbol maçlarında kale önünde defans olarak görev vermek lazım. En azından memlekete bu şekil bir hayırları olur. Bak bakalım o zaman gol olur mu? Çünkü aralarından ne top geçer ne de insan. 

23 Haziran 2024 Pazar

Müslüman ile İslamcı *

Birbirinin yerine kullanılan iki tabir var. Bunlar: Müslüman ve İslamcı. 

Önce TDK bu iki tabire ne anlam vermiş bir bakalım. 

Müslüman: İslam dininden olan. İslam dininin kurallarını yerine getiren kimse. 

İslamcı: Müslümanlığın esaslarını sadece dinî hayatta değil, hukuksal, ekonomik ve siyasal düzenlemelerde de geçerli kılmak isteyen. 

Bu iki tabir bazen birbirinin yerine de kullanılır ise de her İslamcıya Müslüman denirken her Müslüman İslamcılığı kabul etmeyebiliyor. 

Bu iki kavram arasındaki ayrımı, Sunucu Mehmet Akif Ersoy'un kısa bir videosunda gördüm. Tanımadığım biriyle konuşuyor. Sizlerle paylaşmak isterim.

Sunucu, kendi dindarlığıyla meşgul olana Müslüman, başkasının Müslümanlığıyla meşgul olana İslamcı denir dedikten sonra sözü muhatabı aldı. 

Muhatabı, ben kendi dindarlığımla uğraşırım dedi. Ardından tasavvufta şöyle bir hikayeye yer verilir deyip hikayeyi anlatmaya başladı:

Şeyhin oğlu büyümüş. Şeyh, oğluna haydi sabah namazını kılmak için camiye gidelim demiş. 

Baba oğul camiye giderlerken oğlanın gözü mahalledeki evlere kaymış. Bakmış ki hiçbir evin ışığı yanmıyor. Hemen dönüp babasına, baba! Mahallede tek bir ışık yanmıyor. Hiç kimse sabah namazına kalkmamış deyince, şeyh:

Evlat, daha ilk defa sabah namazına gidiyorsun. Hemen mahalleliyi yargılamaya başladın demiş.

Sanırım Müslüman ile İslamcı tabirleri bu hikayeden daha güzel anlatılamazdı. Çünkü kendimizi ister İslamcı ister Müslüman görelim, kendi dindarlığı dışında başkasının dindarlığıyla uğraşan herkes, isterse İslamcı olmayı kabul etmesin, bir nevi İslamcı demektir.

Kendi Müslümanlığıyla uğraşanlar var aramızda. Onlara sözümüz olamaz. Ama kendini Müslüman gördüğü halde ya da Müslümanlığını yaşamaya çalıştığı halde başkasının Müslümanlığını sorgulayan milyonlar var bu ülkede.

Bu tür İslamcılar, İslamcılığını sosyal medya aracılığıyla yapıyor. Bunlara sosyal medya İslamcısı dense yeridir. Bunlar ha bire bu alem vasıtasıyla emir ve talimat yağdırıyor, birilerini eleştiriyor, yargılayıp duruyor:

Açık giyinene kızıyor. 

Oruç tutmayana veryansın ediyor. 

Alenen oruç yiyene demediğini bırakmıyor. 

Camiler bomboş, giden yok deyip maça gidenle, camileri karşılaştırıyor. Statlar dolu, camiler boş diyor.

Kendi düşüncesinde olmayan birilerinin namaz kılmasını, camiye gitmesini samimi bulmuyor. Gösteriş için gidiyor diyor. 

İçki içene köpürüyor.

Kısaca kendi Müslümanlığıyla meşgul olacağı yerde durmadan başkasının Müslümanlığıyla uğraşıyor. 

Bu demek değildir ki başkasına bakmayıp sadece kendimizle uğraşacağız. Kastım bu değil. Elbette her alandaki eksik ve aksak yönlere değinilecek. Ama önce kendimize bakmamız gerekiyor. Müslümanlığını iyi yaşayan birinin, sözünden ziyade yaşantısı insanlara örnek olur. Yaşantıyı bir tarafa bırakarak sürekli sözle dövmek iş değil. Çünkü bunun kimseye faydası olmaz. 

*28.06.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.