20 Haziran 2024 Perşembe

Küçük İşletmelerdeki Nakit Sevgisi *

Alışverişlerde kredi kartı kullanmak hayatın bir parçası oldu. Çoğu kimse birden fazla kredi kartı kullanıyor. Kart olunca çoğunluk cebinde nakit de bulundurmaz oldu.

Bir zamanlar bir ay daha ötelemek, borcu döndürmek ve asgarisini ödeyerek günü ve ayı kurtarmak için kullanılan kredi kartı, şimdilerde nakit yerine kullanılıyor.

Her alışverişe cepte para olmaksızın giden çoğu kimse, alışveriş yaptığı yerden İban isteyerek aynı anda nakit EFT yapıyor. Yani hesabında nakit olmasına rağmen adeta nakitsiz yaşıyor insanımız. (Esnaf İbana yönelince, Maliye Bakanlığı İbanları incelemeye alacağını açıklayınca, ödemeyi İban ile yapmada daha dikkat edilir oldu.)

Kartlı hayat yaygınlaştıkça küçük bakkal dükkanlarında ve bazı pazarcı esnafında bile post makinesi var.

Bir zamanlar kartı uzatınca bozuk çalan esnaf, açık hesaba yazmaktansa kredi kartına çekmeyi daha ehven bulur oldu. Bir ara post makinesini göstermemek için bazı esnaf, cihazı havlunun altına gizlerdi. Bazısı da nakde ayrı, kredi kartına farklı fiyat çekerdi.

Şimdilerde başta büyük mağaza ve işletmeler olmak üzere hemen hemen her alışveriş yapılan yerde kredi kartı özümsendi. Hatta temassız özelliğiyle birlikte karttan ödeme daha hızlı ve pratik oldu. Kartlı ödemelerde kasa sırası hızla ilerlerken zaman zaman nakit ödemeye kalkan, kasada herkesi bekletir duruma geldi. Hele verilen nakitler küçük banknot olursa say say bitmiyor. Kasiyer için nakitte açık verme durumu da var.

Kredi karı ile alışverişlerde kayıt dışı alışverişin de önüne bir nebze geçilir oldu.

Kredi kartı ile yapılan alışverişlerde ihtiyaçtan öte harcama yapılsa da kredi kartları bugün hayatın bir parçası.

Buna rağmen bu çağa ayak uyduramayan ve küçük kalmaya devam eden esnaf da aramızda az değil. Bu tip yerlerden alışveriş yapınca, ardından kredi kartını uzatınca kart mı diye bozuk çalmaya devam ediyor.

Böyle bir yerden 150 liralık alışveriş yaptım. Kartı uzattım. Yüz hattı değişti hemen. Benim alavereyi çekmeye çalışırken, başka biri aynı yerden alışveriş yaptı. Nakit uzattı. Nakdi aldı. Allah bereket versin dedi. Benimkini de karttan alındı. Ama bana bereket versin demedi.

Anladım ki bereket versin duası nakit uzatınca oluyor. Kartı uzatınca ise herhalde içinden beddua ediyordur. Sattığımın hayrını görme diyordur.

Hasılı böyle hesap yapan küçük esnafın morali bozuluyor diye kredi kartı ile alışverişten vazgeçecek değilim. Ekmek, çay parası gibi küçük harcamalar ve pazar alışverişi dışında kartı uzatmaya devam edeceğim. Bu tür esnaf isterse bereket versin duası yapsın isterse bozuk çalsın. Hoş, onun bereket versin duasıyla bereket bulacak değilim. Gönülsüz karta çekince de bereketten mahrum kalacak değilim. Çağın gittiği yere doğru kendini geliştirmeyen esnaf da bu sektörlerden kaybolup gitsin. Onun keyfi için cebimi kabartacak şekilde çuvalla para taşıyacak değilim.

Çuvalla veya cebim kabarık para taşıma sözümü de abartı görmeyin. Geçen gün bir on bin çektim. Hepsi yüzlük idi. Yazlık pantolonumun cebine koymaya çalıştım. Olmadı. Elimde bir poşet olsaydı bari derken yanımdaki arkadaş, yarısını bana ver, evin orada veririm dedi de cebim para dolu dolaşmaktan kurtuldum.

Bir diğer husus, kurban parasını İbana göndermeyeyim. Kurban günü elden vereyim dedim. Üç gün boyunca para çektim ATM’den. Bayram öncesi çoğu ATM’de para yoktu. Buna karşın sıra bekleyen çoktu. Millet o ATM’den diğerine mekik dokudu. Biri gelip yüklü miktarda para yatırmasa arife günü para çekemeyecektim. Sonunda tamamladım deyip kurban hissemi nakit verdim. O kadar saymama rağmen 600 eksik vermişim.

Hasılı devir nakit devri değil, kart ve İban devri. Küçük hesap yapan esnafımız bu çağa ayak uydurma iyi olur.

*17.07.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Sınavda Bir MESEM Öğrencisi

MESEM 9.sınıflara ilk saat 2/2. yazılılarını yapıyorum.

Kağıtları dağıttım. 

Tek kelimelik cevap yazacakları. 

Daha önce de sorumlu tuttuğum ünitenin sorularını cevaplarıyla birlikte yazarak çalışma sorusu olarak göndermiştim. 

36 kişilik sınıf mevcudundan 15 kadar kişi gelmişti sınava.

Sınıfın yarısından fazlası okul kıyafetiyle gelmediği için aşağıda mıntıka temizliğine kalmıştı. 

Beş on dakika geçtikten sonra gruplar halinde öğrenciler sınıfa sökün etmeye başladı.

Her gelen öğrenciye kağıtlarını önlerine bıraktım. 

Bazıları yazmaya başlarken bazıları bekliyor. 

Niye bekliyorsunuz dediğimde, kalemimiz yok dediler. 

Öyle ya sınav da olsa MESEM'lerin en büyük eksiği kalemlerinin olmayışı idi.

İki tükenmez kalemim vardı. İki kişiye verdim. Diğerlerine gidin diğer sınıflardan bulun gelin dedim. 

Sınıf sınıf dolaşarak kalem bulan olduğu gibi bir kısmı da bakkala kalem almaya gitti. Birkaç kişinin yine kalemi yoktu. Arkadaşlarınız bitirince onlardan kalem alırsınız dedim. Arkadaşları yazarken onlar beklediler.

Dersin ortasına doğru elinde simit ve meyve suyu ile bir öğrenci geldi. Önüne kağıdı bıraktım. 

Ben yazamam. Elimde dikiş var. Bakın sarılı dedi. Elini gösterdi.

Sol elinle yaz dedim. O elimle yazamam dedi. Ne yapacağız dedim. Bilmem dedi. Bugün son gün. Haftaya kadar yoksunuz. O gün de karne alacaksın dedim. Tık yok.

Sınava devam ediyoruz. Bu arada da 36 mevcudunun hepsi geldi sınava.

Elinde dikiş olan sırtını duvara dayamış bekliyor. Az sonra bir eline simidi, diğerine meyve suyunu aldı. Simitten koparıp koparıp yemeye başladı. Delikanlı elin kalem tutmuyor ama aynı elle maşallah simit yiyor, meyve suyu içiyorsun. Görüyorum ki elini oynatıyor ve eline bir şeyler alıyorsun. Tek sorun kalem tutmada mı dedim. Evet dedi. Peki, seni nasıl sınav yapacağız dedim. Bilmem dedi. Simitten bir daha kopardı. Kaybetmezsem bulmuştum sabah sabah.

Bazıları da kahvaltı yapmak için izin istedi. Sınavınız var. Teneffüste yiyin desem de aç karna beynimiz çalışmıyor dediler. İyi, yiyin bakalım dedim. 

Az sonra bir öğrenci sınavını bitirdi. Ona, kaleminle beraber şu arkadaşın yanına otur. O simit yemeye devam etsin. Aynı zamanda soruları okusun. Ne cevap verirse yazıver. Sakın kendinden bir şey yazma dedim. Tamam hocam dedi. O söyledi, o yazdı.

Başka da bir çözüm aklıma gelmedi. Çocuk yazıverdi sağ olsun. 

Böyle Bir Yazı Yazılmamalı *

Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş'in, menfur cinayete kurban gitmesinin üzerinden bir buçuk yıl geçmesine rağmen bu cinayet gündemden hiç düşmedi.

Savcılığın iddianame hazırlamasıyla bu cinayet daha yoğun bir şekilde belli platformlarda konuşulur oldu. 

Mahkeme günü yaklaştıkça eşi de televizyon ve YouTube'da görünür oldu.

Acılı eş, cinayette dahli olan kişiler tutuklu olmasına rağmen verdiği kaç sayfalık ifadenin iddianamede yer almadığını anlatıyor ekranlarda.

Belli ki yardım istiyor. Eşinin cinayetinde dahli olan kişiler de yargılansın deyip bazı isimlere yer veriyor. Onlar dışarıda geziyor diyor. Sıranın kendisine de geleceği endişesini dile getiriyor.

Derdini dile getirmek ve adaletin hakkıyla tecellisi için hangi kanal davet ederse gidiyor. TV dışında Youtube'a çıkıyor. Sesimi duyursunlar diye siyasi parti temsilcileri ile görüşüyor. Cumhurbaşkanı ile bile görüştü. Kısaca kimden yakınlık görmüşse gidip derdini anlatıyor.

Bir YouTube programında konuşmasını dinledim. Belli ki bu cinayete sessiz kalanlara gönül koymuş. Birilerinin bu işi basit bir cinayet olarak kalmasını istediğine dair endişesi var. İstiyor ki eşinin kanı yerde kalmasın. Katili, azmettiricisi, hedef göstereni cezasını çeksin.

İki çocuk annesi acılı anne yerden göğe haklı. Elbette derdini açacak, elbette değişik platformlara giderek merakını anlatacak. 

Bir defa mağdur. Mağdur ise hakkını aramak için nereden bir umut, nereden bir destek görürse tüm kapıları aşındırır. Derdinden dolayı herkesle, istediği şekilde konuşur. Adı üzerinde acılı anne ve eş. 

Belli ki adalet arıyor. 

Belli ki üzerinden bir buçuk yıl geçmiş olmasına rağmen ateş düştüğü yeri yakmaya devam ediyor. 

Bu durumda hakkını arayana kapı açılır, dinlenir, elden gelen destek verilir, başınız sağ olsun, sizi anlıyoruz, inşallah adalet yerini bulur. Failleri en ağır şekilde gereken cezasını alır. Bunun için elden gelen desteğin esirgenmeyeceği, bunun takipçisi olacağı söylenir. 

Gördüğüm kadarıyla da kadın nereye gitmişse bu minvalde ayrıldı değişik platformlardan. Çünkü herkes biliyor ki bu cinayet normal adi bir cinayet değil. 

Acılı annenin bu çırpınışından bir kişinin rahatsız olduğunu gördüm. Yazısını okuyunca da pes doğrusu. Böyle de yazılmaz dedim. Hele acılı anneye bunlar denmez dedim. 

Yazısını okuduğum kişi Yeni Akif gazetesi yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu. Yazısının başlığını da "Sinan Ateş'in Eşi, HDP ile Hatta Kandil ile Ne Zaman Görüşecek" şeklinde koymuş. 

Yazının başlığını okur okur okumaz içeriğini okumaya gerek duymaz bir insan. Yine de okudum. Okudukça böyle bir kalem ulusal bir gazetede, acılı bir eş için nasıl böyle başlık koyar, nasıl böyle bir içeriğe yer verir dedim. Yazısını da  "Acılı eş kendisine sormalı: Ben nerede hata yapıyorum" şeklinde bitirmiş.  

Belli ki Ali İhsan Karahasanoğlu, acılı eşin derdini anlatmak için her kapıyı çalmasından, her platforma çıkmasından rahatsız. Zaten katiller içeride. Daha ne istersin. Çekil köşende otur, diyor. Oldu olacak HDP ve Kandil'den destek iste diyerek acısını daha da depreştiriyor. 

Sayın Karahasanoğlu nasıl yazar bilmem ama belli ki insan psikolojisinden anlayan biri değil. Olayı manipüle etmeye çalışıyor ve kadının niyetini okuyor. 

Ne diyeyim. Yazıklar olsun gerçekten.

*24.06.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır.