20 Haziran 2024 Perşembe

Böyle Bir Yazı Yazılmamalı *

Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş'in, menfur cinayete kurban gitmesinin üzerinden bir buçuk yıl geçmesine rağmen bu cinayet gündemden hiç düşmedi.

Savcılığın iddianame hazırlamasıyla bu cinayet daha yoğun bir şekilde belli platformlarda konuşulur oldu. 

Mahkeme günü yaklaştıkça eşi de televizyon ve YouTube'da görünür oldu.

Acılı eş, cinayette dahli olan kişiler tutuklu olmasına rağmen verdiği kaç sayfalık ifadenin iddianamede yer almadığını anlatıyor ekranlarda.

Belli ki yardım istiyor. Eşinin cinayetinde dahli olan kişiler de yargılansın deyip bazı isimlere yer veriyor. Onlar dışarıda geziyor diyor. Sıranın kendisine de geleceği endişesini dile getiriyor.

Derdini dile getirmek ve adaletin hakkıyla tecellisi için hangi kanal davet ederse gidiyor. TV dışında Youtube'a çıkıyor. Sesimi duyursunlar diye siyasi parti temsilcileri ile görüşüyor. Cumhurbaşkanı ile bile görüştü. Kısaca kimden yakınlık görmüşse gidip derdini anlatıyor.

Bir YouTube programında konuşmasını dinledim. Belli ki bu cinayete sessiz kalanlara gönül koymuş. Birilerinin bu işi basit bir cinayet olarak kalmasını istediğine dair endişesi var. İstiyor ki eşinin kanı yerde kalmasın. Katili, azmettiricisi, hedef göstereni cezasını çeksin.

İki çocuk annesi acılı anne yerden göğe haklı. Elbette derdini açacak, elbette değişik platformlara giderek merakını anlatacak. 

Bir defa mağdur. Mağdur ise hakkını aramak için nereden bir umut, nereden bir destek görürse tüm kapıları aşındırır. Derdinden dolayı herkesle, istediği şekilde konuşur. Adı üzerinde acılı anne ve eş. 

Belli ki adalet arıyor. 

Belli ki üzerinden bir buçuk yıl geçmiş olmasına rağmen ateş düştüğü yeri yakmaya devam ediyor. 

Bu durumda hakkını arayana kapı açılır, dinlenir, elden gelen destek verilir, başınız sağ olsun, sizi anlıyoruz, inşallah adalet yerini bulur. Failleri en ağır şekilde gereken cezasını alır. Bunun için elden gelen desteğin esirgenmeyeceği, bunun takipçisi olacağı söylenir. 

Gördüğüm kadarıyla da kadın nereye gitmişse bu minvalde ayrıldı değişik platformlardan. Çünkü herkes biliyor ki bu cinayet normal adi bir cinayet değil. 

Acılı annenin bu çırpınışından bir kişinin rahatsız olduğunu gördüm. Yazısını okuyunca da pes doğrusu. Böyle de yazılmaz dedim. Hele acılı anneye bunlar denmez dedim. 

Yazısını okuduğum kişi Yeni Akif gazetesi yazarı Ali İhsan Karahasanoğlu. Yazısının başlığını da "Sinan Ateş'in Eşi, HDP ile Hatta Kandil ile Ne Zaman Görüşecek" şeklinde koymuş. 

Yazının başlığını okur okur okumaz içeriğini okumaya gerek duymaz bir insan. Yine de okudum. Okudukça böyle bir kalem ulusal bir gazetede, acılı bir eş için nasıl böyle başlık koyar, nasıl böyle bir içeriğe yer verir dedim. Yazısını da  "Acılı eş kendisine sormalı: Ben nerede hata yapıyorum" şeklinde bitirmiş.  

Belli ki Ali İhsan Karahasanoğlu, acılı eşin derdini anlatmak için her kapıyı çalmasından, her platforma çıkmasından rahatsız. Zaten katiller içeride. Daha ne istersin. Çekil köşende otur, diyor. Oldu olacak HDP ve Kandil'den destek iste diyerek acısını daha da depreştiriyor. 

Sayın Karahasanoğlu nasıl yazar bilmem ama belli ki insan psikolojisinden anlayan biri değil. Olayı manipüle etmeye çalışıyor ve kadının niyetini okuyor. 

Ne diyeyim. Yazıklar olsun gerçekten.

*24.06.2024 tarihinde Anadolu'da Bugün gazetesinde yayımlanmıştır. 

Huzur ve Sükûnetin Adresi, Fethi Sekin MTAL (11)

Öğrencileri değerlendirirken bu sene derslerine girdiğim 11 Bilişim sınıfından bahsetmeden olmaz. Bu okulda bu sınıfı çok özel gördüm. Saygı, sevgi, dinleme, nezaketin her türlüsünü bu sınıfta gördüm. Okulun her türlü etkinliğini bu sınıf çekti. Yetenekleri mükemmel. Edebiyat öğretmenleri ilmek ilmek işlemiş bunları. Ders işlemek bile farklıydı bu sınıfta. Akademik başarı da çıkar bu sınıftan. Yeter ki bu öğrenciler kendilerine güvenmiş, azmetmiş ve takviye almış olsun.

Aile bütçesine katkı olsun diye şimdiden okul dışında çalışan öğrenciler var. Bu öğrenciler büyüdüklerinde ekmeğini taştan çıkarırlar. 

Bence bol bol İHL açılacağına bu okul türleri açılmalı her yere. 

Okulun handikapları, okulun pek tanınır olmaması, şehir merkezine uzaklığı, öğrenci mevcudunun azlığı, açılan bölümlere uygun, okul çevresinde esnaf, sektör ve sanayinin olmaması, çoğu öğrencinin iki vasıtayla okula ulaşması. 

Otobüsünü kaçıran, yolda bekleyen öğrencileri yol üzerinden geçen öğretmenlerin aracına alması ayrı bir güzellik. 

Okul idaresinin otobüs saatlerine göre giriş ve çıkışları planlaması da yine ayrı bir güzellik. 

Okulun akıllı tahta eksikliği de giderildi. Tahtalar takıldı. Tahtalara İnternet de verilirse daha iyi olacak.

Okul mezunlarında aidiyet duygusu var. Bir yıl okuyan DTP öğrencileri bile mezuniyet yaptılar, pilav döktüler. Kep töreni düzenlediler. 

Hasılı toplamda 1,5 yıl çalıştığım bu okuldan buruk bir şekilde ayrılıyorum. Bugüne kadar çalıştığım en kısa süreli okul oldu benim için. Bu kısa süreli çalışmaya bu uzun yazıyı ayırdım. Şunu söylemek isterim ki teşehhüt miktarı çalıştığım bu okul bende ayrı bir tat ve lezzet bıraktı. Tecrübeme tecrübe kattı. Bu okulun bir ferdi olmaktan gurur duydum. Tadı damağımda kaldı vesselam.

Kısaca huzurun ve sükûnetin adresi Şehir Fethi Sekin Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde çalışma bahtiyarlığına ulaştım. Oranın bir ferdi oldum.

İyi ki bu okulu tercih etmişim.

İyi ki bir de meslek lisesinde çalışayım demişim.

İyi ki bu okulda çalışmışım.

İyi bu okulun idareci, öğretmen ve personelini tanımışım.

İyi ki Türkiye’nin yüz akı ve geleceği olan bu okulun öğrencilerini tanımışım.

Hepsi sağ olsun, var olsun.

Hoşça kal Fethi Sekin MTAL...

Hata etmiş isem af ola...

Not: İçimi döktüm. Çalakalem, cep telefonu marifetiyle bu kadar oldu.

Blogta yazdığım bu yazıyı Word’a aktarınca karşıma 12 sayfalık bir yazı çıktı. Yazmaya başlarken hiç böyle ummamıştım. Böyle de bir niyetim yoktu. Özetleyerek bu kadar oldu.

Düşündüm de iyi ki bu okulda bir buçuk yıl çalışmışım. Bir de uzun yıllar çalışmış olsaydım, kim bilir kaç sayfalık bir kitap çıkardı karşıma. Ondan sonra ayıkla pirincin taşını olurdu.

Yanılıp okumaya kalkana şimdiden sabırlar diliyorum.

Huzur ve Sükûnetin Adresi, Fethi Sekin MTAL (10)

Öğretmen ve idareci yönünden bu uzun değerlendirmenin ardından öğrenci değerlendirmesine geçmek istiyorum. 

Adı üzerinde bu okul bir meslek lisesi. Sınavsız öğrenci alıyor. Öğrencilerin ekseriyeti akademik yönden başarılı olmayan öğrencilerden oluşuyor. Akademik başarıları olmasa da ahlaki ve davranış yönünden öğrenciler benden tam puan aldı. İyi ki bu okula gelmişim dedim öğrencileri tanıdıkça. Harbi çocuklar. Yalan ve dolanla pek işlerini görmedim. Başlarında öğretmen olmasa da sorumluluklarının farkındalar. Okul bir başına öğrencilere bırakılsa okula bir şey olmaz. Teneffüslerde dahi okulda gürültü, patırtı yok. Sessiz mi sessiz okul. 

Akademik yönden gözle görülür bir başarıları olmasa da her bir öğrenci, seçtiği gıda, muhasebe ve bilişim alanında uzman öğretmenler eliyle bir güzel yetişiyor. Lise mezunu olurken her birinin kolunda altın bileziği olarak mezun oluyorlar. Her biri de bölümünde başarılı. 

Bu okulun öğrencileri, milyonlarca akademik yönden ilerlemek için okuyan öğrencilere göre daha şanslı. Diğerlerinde teori varken bunlarda pratik var. Okul bitince diğerlerinin çoğu işsizler ordusuna katılırken bu okulun öğrencileri mesleğine uygun sektörlerde iş bulup çalışma imkanına sahipler. 

Boşuna dememişler, meslek liseleri memleket meselesi diye. Bu okullara çoğu kimse, bu okullardan başarılı kimseler çıkmaz diye burun kıvıradursun. Bu okullar Türkiye'nin geleceği. Her biri üretim sektöründe bu ülkeye katma değer üretmeye namzet. 

Davranış ve kişilik yönünden bu okulun öğrencilerini eskinin imam hatip okul öğrencilerine benzetirim. Bunlarla ders işlemek de kolay, anlaşmak da. Söz dinledikleri gibi saygıyı da elden bırakmıyorlar. Kendi aralarındaki bir tartışmadan dahi gelip öğretmenden özür dilemekten kaçınmıyorlar.

Burada bir anekdota yer vermek isterim. Karne haftasına bir hafta kala 9.sınıfları bir sınıfa toplayarak ortak sınav yaptım. Sınavını bitiren diğer şubenin öğrencileri bir ders sonrası olacakları sınava hazırlanmak için sınıflarına geçmek istediler. Gürültü yaparsınız, olmaz. Çalışacaksanız, ders malzemenizi alın gelin, burada çalışın dedim. İkili çalışmamız lazım deyince haydi geçin, yalnız kapınız açık olacak, gürültünüz buraya gelmeyecek dedim. 

Az sonra bir bağrış bir bağrış. Sesten birbirlerini yiyorlar sandım. Bir hızla kalkıp yanlarına vardım. İki öğrenci, var gücüyle birbirlerine kızıyor, bağırıyordu. Kavga olmayınca sevindim. Güç bela teskin ettim. Bir tanesini yanıma alıp yan sınıfa geldim. Teneffüste bu işi büyütmeyin dedim. 

Aradan bir teneffüs geçti. İkisi birden yanıma geldi. Yaptıkları davranıştan dolayı özür dilediler. Bu davranışları hoşuma gitti. 

Karne günü İstiklal Marşı söylenmeden yanıma çağırdım. Hatanızı anlayıp incelik gösterdiğinizden dolayı sizi tebrik ediyorum dedim. 

Açıkçası, daha bu okulu görmeden meslek lisesi öğrencileri kaba saba ve kavgacı olur, karşı gelirler, itiraz ederler, diklenirler diye düşünüyordum. Gördüğüm ise bunun tam zıddı idi. Ne karşı gelme var ne diklenme. Saygıda kusur etmediler hiç. En ufak bir uyarıda özür dileriz dediler. Hasılı kafamdaki meslek lisesi öğrenci profilinin yanlış olduğunu yaşayarak görmüş oldum. Türkiye'nin geleceği ve gençliğin bu durumu adına sevindim doğrusu. 

Bu öğrenciler üzerinde iyi durulursa, bu okullara önem verilirse Türkiye'nin gelişimi daha hızlı olur. 

Bu okulun öğrencilerinde gördüğüm eksiklik çoğunun sigara içmesi. Bunu da bırakırlar inşallah. (Devam edecek)