20 Haziran 2024 Perşembe

Huzur ve Sükûnetin Adresi, Fethi Sekin MTAL (1)

Barbaros ULU müstear ismiyle yazdığım yazılardan biri, birine dokunmuş. Bu yazıdan bir şey çıkmayacağını anlayınca müflis tüccar eski defterlere sarılır misali, eski yazılarıma bel bağlamış. O kadar yazımdan altı tanesini seçip hakkımda şikayetçi olmuş. 

İnceleme ve soruşturma sonucunda muhakkikler altı yazının beşinde suç unsuru tespit edince üzerimdeki idarecilik görevi sona erdi ve il emrine atandım.

İkisi aynı binada, biri İHO, diğeri ortaokul, öbürü de bir meslek lisesi idi. Seç beğen, elimizde bunlar var dendi. 

Her iki mevki de şehir merkezine uzaktı. Hangisini seçeyim diye pek düşünmedim. Zaten düşünmek için elde fazla seçenek yoktu. Hiç meslek lisesinde çalışmadım. Bir de o ortamı göreyim deyip meslek lisesi olsun diye dilekçe verdim.

Tercih ettiğim meslek lisesini duyan, keşke ortaokulları tercih etseydin, ne işin var meslek lisesinde dedi. Okulun ismini duyan da neredeymiş bu okul, böyle bir okul var mıymış dedi. Okulu tanıyan da olumsuz bir şey söylemese de yüz hattından memnuniyetsizliğini belli etti. 

Edindiğim intiba, tanıyanlar ve tanımayanlar gözünde okulun iyi bir imajının olmamasıydı. 

27 Aralık 2022 olsa gerek. Hangi otobüs gider diye baktım. 124 ve 125 numaralı otobüsler geçermiş okuldan. Mehil müddetini beklemeden otobüse binip okula gittim. 40-45 dakika sürdü dur kalk şehir içi toplu taşıma aracıyla okula gelişim.

Alakova gibi Konya'nın uzağında, kırın yüzünde üç binadan ibaret bir okul kompleksi ile karşılaştım. Sağlı-sollu zemin artı üç katlı iki ayrı bina, ortadaki bina ise zemin artı dört kattan ibaret idi. 

Okulun adı ise Konya Şehit Fethi Sekin Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi. 

Ana binaya yöneldim. Kapının önüne gelince kafamı kaldırıp yukarıdaki tabelayı bir kez daha okudum. Adeta Şehidimiz, ismim Fethi ile aç (açma, yol gösterme) bu kapıyı, soyadım Sekin (sükunet içerisinde sakin ve suskun olma) ile sekinet bul bu okuldan der gibiydi. Çünkü sekinetin olduğu yerde huzur ve mutluluk olurdu. 

Girişin solunda, Okulun adını alan Şehidimizin fotoğrafı ve kısa bir özgeçmişi vardı. Burası tam sana göre. Nicelerinin başka başka yerlerde huzuru bozularak buraya geldi. İstemeye istemeye geldi ama huzur bularak gitti bu ırak, uçsuz, bucaksız okuldan der gibiydi. 

Üst kattaki müdür odasına çıkarken bir sıcaklık hissettim içimde. Okul uzak olmaya uzaktı ama yeter ki insanın huzuru olsun. Uzaklar yakın olurdu. 

Üst kattaki müdür odasına çıktım. Daha önce birlikte okul müdürlüğü yaptığımız okul müdürünün odasına girdim. Sağdan, soldan, havadan, sudan konuştuk. Çaylarımızı yudumlarken göreve başladım. Geri kalan yıllık iznimi kullanacağım, ikinci döneme başlarım deyip çıktım odadan. 

Karşısındaki öğretmenler odasının kapısından, içerideki öğretmenlere selam verip kendimi tanıttım. Hayırlı olsun sesleriyle okuldan ayrıldım. (Devam edecek)

18 Haziran 2024 Salı

Bu İnat Niye?

Her kurban bayramında kurban kesme esnasında yaralananlar haber değeri taşımıyor artık. Çünkü her bayramda o kadar çok kişi yararlanıp soluğu hastanelerin acillerinde alıyor ki bu tür yaralanmalar vakayiadiyeden oldu artık. 

Bu bayramın ilk gününde yaralanıp sağlık kuruluşlarına müracaat edip tedavi olanların sayısını Sağlık Bakanı yaklaşık 16.000 olarak açıkladı. Bu sayının dışında, öyle zannediyorum, yaralandığı halde hastaneye gitmeyip elini, kolunu sarmak suretiyle kendi kendine tedavi olan kaç on altı bin vardır.

Bayramlarda kurbanlıkların kaçması, kurban kovalamaca da olağan haberlerden.

Bu haber de Konya'dan. Videoya çekmişler. Bir büyükbaş evin çatısına çıkmış. Çatıdan dama derken, damdan yere atladı hayvan. Ayağa kalkması zor derken, baktım kalktığı gibi yine koşmaya devam etti kurbanlık. Videoya alınmayan daha nice kaçan kurbanlıklar vardır. 

Yine piyasa resmi kasapların dışında amatör kasaplarla dolu. 

Daha bir de hacca kasap olarak giden görevli kasaplarımız var. Bunlar da amatör kasaplara dahil değil. Bunlar da bencileyin daha hayvanı yatırıp eline bıçağı almamış kişiler. 

Yetkililer o kadar uygun yerlerde, ehil insanlara kestirin kurbanınızı demesine ve yaralanan o kadar kişiye rağmen yine kendimiz kesmeye devam ediyoruz. Sanki kurbanlık hayvan yerine kendimizi kurban ediyoruz. 

Kurbanda hem yaralanma hem hayvanı kaçırma riskine rağmen niye ehil yerlere değil de kendimiz kesmeye kalkıyoruz?

Bu bir cahil cesareti mi? Her şeyden anladığımız gibi kasaplık da bizim için çocuk oyuncağı mı? Öyle ya toplum olarak anlamadığımız yok. Bize göre en zor iş kendi yaptığımız iş. Bunu da bizden başka kimse yapamaz.

Hepimiz kurbanımızı bayramın ilk günü kesmek istememizin bir aceleciliği olabilir mi? Çünkü hiçbirimiz ikinci, üçüncü güne kalsın istemiyoruz. İlk günü kurban kesim yerleri çok kalabalık. Sıra var. Kimse o kadar sırayı kim bekleyecek, kendimiz hallederiz diyoruz. Kendimiz kasap aramaya kalksak zaten kasap bulamayız. Çünkü tüm kasaplar kesim yerlerinde yevmiyeli çalışıyor. Zaten kasap bulsak bile kasap kesim bedelini de gözümüzde büyütüyoruz. O zaman iş başa düşüyor. Hele içimizde az buçuk ben anlarım diyen olursa kalkıyoruz kendimiz kesmeye.

Kendi kesip evimize kadar getiren firmalara zaten pek sıcak bakmıyoruz. Çünkü kasaptan et almaya benzetiyoruz bunu.

Hasılı aceleciliğimizin, inadımızın ve cahil cesaretimizin tipik bir örneği bizim kendi kendimize kurban kesmeye kalkmamız.

Kendi kendimize kurban kesmeye kalktığımız yerlerin çoğu da kurban kesmeye çok müsait olmuyor.

Sonuç olarak bayramın ilk günü azımsanmayacak bir sayı soluğu hastanede alarak bayramı kendine ve ailesine zehir ediyor.

Ne yapıp ne edip profesyonel kurban kesim yerleri dışında ister büyükbaş ister küçükbaş kurban kesimine son vermemizde fayda olduğunu düşünüyorum. Hele kasaplık belgesi olmayanların kesimine izin vermemek gerekir diyorum. Kurban kesecek herkes, resmi izinli kurban kesim yerlerine kestirmeli. Kesim, parçalama, bölme ve dağıtım buralarda yapılmalı.

13 Haziran 2024 Perşembe

Her Doğru Bir Şekilde Söylenmeli

Eski zamanlarda bir kralın  çok sevdiği bir atı varmış. O atı o kadar çok severmiş ki sadece o atın bakımı için özel adamlar görevlendirmiş.

Vezirine de “Bu atıma hiçbir şey olmayacak. O kadar iyi bakacaksınız ki asla ölmeyecek. Şaşar yanılır da biriniz bana öldüğünü söylerse bilsin ki onun da kellesi gider.” demiş.

Başta vezir olmak üzere herkes atın sağlığıyla  yakından ilgilenir olmuş.

Aradan yıllar geçmiş. Her canlı gibi at da hastalanmış. Ne yaptılarsa hayvanı iyileştirememişler ve hayvan ölmüş.

Vezir durumu krala nasıl bildireceğini düşünmeye başlamış. Krala atınız öldü dese, vezir  kellesinin gideceğini biliyor. Söylemese kral atım nerde derse ne yapacak. Vezir düşünmüş, taşınmış, sormuş, soruşturmuş. Sonunda atının öldüğünü krala haber vermeye karar vermiş.

Kralın huzuruna çıkmış. Kralla aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:

Kralım sizin atınız var ya

-Eee var.

Sizin atınız ahırda yere yattı.

Tabi ki ahırda yatacak. Bunda ne var?

At ayaklarını uzattı ama toplamıyor.

-Canı istediğinde toplar vezir.

Gözlerini kapattı ama açmıyor.

Olsun belki uykudadır. Uyanınca açar.

Hiç  nefes de almıyor.

-Desene vezir, bizim at ölmüş.

-Haşa kralım! Ben öyle bir şey demedim. Siz dediniz.

Der ve kralın gazabından kurtulmuş olur.

Bildiğiniz bir hikayeyi anlattım. Kıssadan hisse çıkarmak istersek, etkili ve yetkili makam sahiplerinin hoşuna gitmeyen bir haberi vermek için onun gazabından korkarız endişesiyle olumsuzlukları gizlemenin alemi yok. Bunu bir şekilde bu makam sahiplerine duyurmak gerek. Güzel bir üslup birçok şeyi çözer. Nitekim vezir ilmi siyaseti bilen biri imiş. Kendi usulünce gazaba uğramadan çözmüş.

Burada “Her doğru her yerde söylenmez” sözüne gelmek istiyorum.  Bu söz de geçen gün bana söylendi bir yerde. “Yazdığın doğru. Ama bu yazılamaz. Bunun için bedel gerek. Bu bedele de herkes gelemez. Ama her doğru her yerde söylenmez” dedi. İyi de kim söyleyecek dedim. Kimse dedi.

Tamam, her doğru her yerde söylenmesin. Adamın anası, babası ölmüştür. Zamanlama ve ortam gözetilmeli. Kişinin bir yanlışı olur. Bu yanlış ulu orta düzeltilmez ve doğru budur denmez. Kimsenin olmadığı bir ortamda bu yanlış söylenmeli.

Yine bir kimse, geçmişte bir yanlışa imza atmış, suç işlemiş. Bu suçundan dolayı pişmanlık duymuş ve hatırlatılmasından da mahcubiyet duyuyor. Bu kimsenin suçunu da ifşa etmenin bir gereği yok.

Ama kişinin suçları katlanmış, yaptığı yanlışlar başkalarına da zarar veriyor, sürekli U dönüşü yapıyor, dünkü ayıpladıklarına bugün imzasını atıyor. Tüm bunlar sağır sultan tarafından da duyulmuş. Kısaca herkesin bildiği, umuma mal olmuş şeyleri gizlemenin bir anlamı yok. Böylelerine sessiz kalındıkça her yaptığını doğru biliyor. Buna da mı bir şey söylenmeyecek ve etrafta dillendirilmeyecek? Burada suç ortağı olmamak için her doğru her yerde söylenmez sözünü askıya alıp gerçeği haykırmak gerek. Haydi haykırma da olmasın. Vezirin izlediği yol ve yöntem gibi bir yol izlenerek bu doğrular bir şekilde söylenmelidir.