13 Haziran 2024 Perşembe

Karpuzlar Bir Çeşit Bu Sene

Babam iyi karpuz seçer, alırsa en iyisini alır der çocuklarım benden için. Verilen bu gazdan sonra kim tutar beni. Koşarım markete karpuz almaya.

Babam iyi karpuz seçer, alırsa en iyisini alır der çocuklarım benden için. Verilen bu gazdan sonra kim tutar beni. Koşarım markete karpuz almaya.

Marketin karpuz reyonuna gelir, o değilden bir bakarım karpuzun fiyatına. Çünkü benim için önce fiyatı gelir. Karpuzun iyiliği de fiyatıdır. 

Fiyatını makul görürsem, gözüm karpuzlara kayar. Önce gözümle seçer. Ardından sol elime alır, sağ elimle karpuza şaplak atarım. Tın tın öttü mü benim için bu karpuz iyi karpuzdur. Öyle ya fiyatı iyi ise üzerine bir de tın tın ötüyorsa daha ne isterim.

Üzerine elimle taşıyabileceğim birkaç kalem daha bir şey aldıktan sonra elime sağlı sollu alır, sonra evin yolunu tutarım. Çünkü genelde arabasız alışverişe giderim. Dinlene dinlene yol alırım. Mübarekler, yürüdükçe kurşun gibi olur.

Evde "Niye bu kadar büyüğünü aldın? Dolaba nasıl sığacak” muhabbeti olur. Alışkın olunca ninni gibi gelir.

Karpuz birkaç gün mutfakta bekledikten sonra kesilir. Karpuzun rengini görüp tadı da sulu ve tatlı olunca tüm yorgunluğum gider, büyük karpuz aldığımdan dolayı evin kızması da geçer. Afiyetle yeriz. Yedikçe ve böyle karpuz yemedim deriz. Ama birden bitiverir. Sonra tekrar marketleri aşındırırım. Çünkü yaz günü karpuz da yemeyecektik de ne yiyecektik. 

Bir böyle, iki, beş böyle. Taşı babam taşı. Bu karpuz nasıl taşınır, bu karpuz neyle alınır, bu paranın suyu nereden denmez. Baba getirecek, ev yiyecek. Nasılsa baba iyi karpuz seçiyor. 

Karpuz seçiminde karpuzun püf noktasını iyi bildiğim anlaşılmasın. Tek kriterim var. Karpuz gözüme güzel görünecek, bir de vurdukça tın tın ötecek. Tın tın ötmezse tın tın öttürünceye kadar vururum. Parası zaten iyi olacak. Bir de Adana karpuzu olacak. Çünkü başka yerlerin karpuzu pek ötmüyor. Ötmeyince benim sihir bozuluyor. 

Böyle böyle geldim 2024 karpuz sezonuna. Aynı yol ve yöntemle üçüncü karpuzumu aldım. İkinci hariç 1. ve 3. iyi çıkmadı. Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar dedikleri bu olsa gerek. Bakalım aldığım 4.karpuz nasıl çıkacak? 

Kötü karpuzun bir iyi yönü var. Bereketli olması. Birden bitmemesi. Dolaptan çıkarıp çıkarıp sofraya koyuyorsun. Herkes buyur ye diye birbirine ikram ediyor. Birkaç dilimden sonra tekrar dolaba kaldırıyorsun. Karpuz bitmeyince markete karpuz için gitmiyorsun ve yorulmuyorsun. Param da cebimde kalıyor. 

Sahi bu seneki karpuzlarım niçin böyle çıktı. Aynı bildik yöntemimi denemedim mi? Denemez olur muyum? Ben muhafazakar biriyim. Öyle eski yöntemleri bırakacak biri değilim. Aynı yöntemle karpuzu elime alıp sonra arka arkaya vuruyorum. Kulağımı da hafifçe karpuza yaklaştırıp sesini dinlemeye koyuluyorum. Ama bu seneki karpuzların hangisini elime alırsam, hepsi tın tın ötüyor.

Şaşırtıcı değil mi bu seneki tüm karpuzların ötmesi ve ben iyiyim, al beni demesi. 

Düşünüyorum düşünüyorum, tek aklıma gelen, bu karpuz yetiştiricilerinin ya da kabzımalların bizim karpuz seçimindeki bildik yönteme tedbir almaları. Bu millet karpuza şak şak vuruyor. Biz de bu karpuza öyle bir şey yapalım ki tın tın ötsün diye karpuza bir şey yapmaları ya da karpuzun, anamdan doğdum doğalı insanoğlu beni dövüyor. Bari tın tın öteyim de vurup durmasınlar demiş olabilir. Öyle ya bu kadar dayağa hangimiz dayanabilir. Akşama kadar gelen vuruyor, giden vuruyor gariplerime.

Olur mu böyle şey demeyin. Hani adam buzağısını satmak için pazara götürmüş ya. Gelen müşteri, kapak atmış mı, bundan kurban olur mu diye kontrol için hayvanın ağzını açıp bakıyormuş. Bir böyle beş böyle. Hayvanın akşama kadar ağzı yara olmuş. Sonunda hayvan bunun bir yolunu bulmuş. Yeni müşteri gelir gelmez buzağı bak ağzıma dercesine ağzını iyice açar olmuş. Böylece kimse gelip hayvanın ağzını açmak için uğraşmamış.

Sanırım karpuzlarınki de aynı hesap.

Yoksa dış güçlerin bir oyunu bu? 

Of... Gel de düşünme. 

Farelerin Dili Olsa (2)

O değilden “Batan gemiyi önce fareler terk eder deyimi hakkında başkası ne demiş diye sanal aleme baktım. X hesabındaki profilinde biri şöyle paylaşmış:

Batan gemiyi önce fareler terk eder. Farelerin korkaklığına vurgu yapan bir deyim.

Yanlış.

Fareler geminin sintinesine yakın yerlerde yaşar.

Gemi batarken ilk onların olduğu yerler suyla dolar. 

Yani korkaklıktan değil.

İlk fark ettikleri için.” Alp Sirman

Burada çarpıtmayalım, bu deyimler kastedilen bu değil diyebilirsiniz. Tamam bu anlamda kullanılmasa da olur olmaz her yerde bu deyimi kullanmayalım. Kişi doğru yolda iken bu uğurda mağdur oldu, başına tehlike geldi diye kaçmayalım. Ama kırdığı yumurta kırkı geçmiş, her yeri kokutmuş, oturduğu koltuğa ben ustayım deyip arkasından o kadar uyarana rağmen gemiyi kayalıklara toslatmaya götürüyorsa, bırakın da bu tehlike anında bu tehlikeyi görenler söz dinlemeyen usta şoförü bir başına bırakıp fareler gibi atlasın. Akıllıca hareket budur.

Anca beraber kanca beraber, biz bu yola beraber çıktık. Uğrunda ölürüz demesin.

Bir yerde, birileri ustalığına güvenerek faydadan ziyade zarar veriyorsa, laftan sözden anlamıyorsa, o kaptanı kendi düşene ağlanmaz deyip bir başına bırakmaktır.

Basiret, feraset, öngörü ve sağduyu budur.

Unutmayalım ki gemiyi kayalıklara toslatmaya götüren kaptanın en büyük destekçisi, tüm bu tehlikeye rağmen arkadan destek veren yolculardır.

Ortada bir suç, bir tehlike varsa ve bu telafisi mümkün olmayan yaralar açıyorsa, bunun en büyük suç ortağı o kaptana destek veren yolculardır. İyilik onu bir başına bırakmaktır. Akıl ve izan bunu gerektirir.

Hasılı “Batan gemiyi önce fareler terk eder” deyimini yerli yerinde kullanalım. Fareleri her daim günah keçisi ilan etmeyelim.

Farelere söz söylenecekse, bir söz de zararı ayyuka çıkmışlara olsun. Adalet bunu gerektirir. Değilse, kimse yola çıktıklarını yolda değiştirmez.

Farelerin Dili Olsa (1)

"Batan gemiyi önce fareler terk eder" deyimi herkesin dilinde pelesenk olmuş durumda. Kullanan kullanana. 

Bu deyim yerinde kullanılırsa cuk oturur. Buna eyvallah. Ama öyle yerlerde kullanılıyor ki iyice kabak tadı veriyor. 

Öbür dünyada herkes birbirinden davacı olunca herhalde fareler bizden davacı olurlar:

Ya Rabbi, ne korkaklığımız kaldı ne ihanetimiz. Buldular bizim gibi küçük ve güçsüz bir hayvanı. Önüne gelen vuruyor, giden vuruyor.

Yaşamak için bir şeyler bulmamız lazım. Nerede bir yiyecek kokusu alırsak, erişmek için aç köpek fırın deler misali deler gireriz.

Bizden yiyeceğini esirgemek için tuzak kurup üzerine peynir koyanı mı aran, bizi yakalasın diye kedi besleyeni mi aran, özellikle sağlık alanında yaptıkları ilacı test etmek için bizi kobay olarak kullananı mı aran...

Hepsinden geçtim. Hepsini yapsınlar. Kabulümüzdür.

En çok zorumuza giden de bizi korkaklıkla itham etmeleri. Evet korkuyoruz. Zira etimiz ne budumuz ne? Zira biz ormanların kralı değiliz. Kendi halimizde evrendeki misyonumuzu yerine getiriyoruz.

Ne ister bu insanoğlu bizden? Görevimizi ifa etmeyelim mi? Kendileri gibi yan gelip yatalım mı? Ölelim mi bu durumda biz?

Bizden tiksindikleri yetmediği gibi tutturmuşlar korkak hayvan diye. Diyorlar ki "Batan gemiyi önce fareler terk eder. İyi de gemi batıyor. Bu durumda ne yapalım? Biz gemiyi terk etmeyiz deyip pisipisine ölelim mi? Bilin ki biz geminin en altında yaşıyoruz. Gemi batarken suyun içine gömülüyoruz. Bu durumda şu her şeyi bildiğini ve korkusuz olduğunu iddia eden ve kendinden başka kimseyi beğenmeyen insanoğluna göre biz tehlikenin ilk farkına vardığımız zaman kaçmayıp boğulup öleceğiz. Bizden bunu bekliyor.

Kendisi ne yapıyor, bizim bu korkusuz korkak insanoğlu. Boğulmamak için gerekirse gemiden atlıyor. Bu gemiden atlayan akıllı oluyor. Biz ise korkak oluyoruz.

Sahi siz insanoğlu, batmakta olan geminin farkına varamadıysanız bu da mı bizim suçumuz? Geminin battığını gördüğü halde atlamayıp biz bu gemide yolculuk yapıyoruz. Gerekirse boğulup ölürüz deyip atlamayacak mı? Bu durumda atlamamak kerizlik değil mi? Ayıpladıkları intihar değil mi?

Birbirinizi boğazlamaktan, dünyayı kana bulamaktan başka bir marifeti olmayan insanoğlu, bizimle uğraşacağına, kendinize baksaydınız ya. Bize taş atacaksanız, içinizde temiz kalan varsa o atsın. Değilse gidin işinize.

Sonra düşünün ki bir deprem olduğu zaman ellerinizle yaptığınız o evlerin enkazında kalmamak için kendinizi dışarı atmıyor musunuz? Bu durumda sizin bu yaptığınız korkaklık olmuyor mu?

Ayrıca depremleri önceden fark eden kedi, köpek vs. hayvanları önceden fark edip kaçtılar diye övmüyor musunuz? O hayvanları yeteneklerinden ve gelmekte olan tehlikenin farkına vardıkları için be kadar da akıllılar demiyor musunuz? Bizim yaptığımız da bu.

Diğer hayvanlar kaçarken onlara korkak demiyorsunuz, siz kaçarken korkak olmuyorsunuz, biz kaçarken korkak oluyoruz. Bu yaptığınız çifte standart değil mi?

Yahu üzerimize o kadar tuzak kuran insanoğluna karşı bu kadar da korkak olalım.

Unutmayın ki bize kurulan tuzakların binde biri size kurulsa, yatağınızda rahat yatamaz, çarşı ve pazarda arkanıza bakmadan yürüyemezsiniz. Müsaade edin de neden, nasıl korkup kaçacağımıza biz karar verelim. 

Herhalde farelerin dili olsa, bizden böyle şikayetçi olurlar. (Devam edecek)