9 Mayıs 2024 Perşembe

Teksas Olma Yolunda İlerliyoruz

Bu ülke şiddet ülkesi. Genelde öğretmen ve sağlık çalışanları olmak üzere makam, mevki, meslek, cinsiyet ve statü gözetilmeden herkes şu ya da bu şekilde bu ülkede şiddete maruz kalıyor. Yani kimin gücü kime yeterse. 

Şiddetle kalsa iyi. Sonu ölümle bitenleri bile var. Konya'da bir kalp doktoru hasta yakını tarafından kurşun yağmuruna tabi tutulmuş. Yakın mesafeden aldığı kurşunlarla doktor oracıkta öldürülmüştü. Şimdi de yabancı uyruklu bir öğrencinin, okuldan atılmasının suçlusu olarak gördüğü okul müdürünü öldürmesi gündemde.

Şiddet ve cinayete başvuranların çoğu, sonu çözümsüzlük olsa da kendi çözümünü kendi buluyor ve kendince cezalandırma yoluna gidiyor. İzlenen bu yolda ise maalesef akıl devre dışı kalıyor. Akıl devre dışı kalınca bir anlık sinirle gözü hiçbir şeyi görmüyor.

Gündemdeki okul müdürünün Irak uyruklu bir yabancı tarafından öldürülmesi bana manidar geldi. Çünkü şiddet ve cinayet haberleri şu ana kadar hep bu ülke insanından gelmişti. Tek eksiğimiz, bir yabancı uyruklunun öldürmediği kalmıştı. Bunu da görmüş olduk.

Garibime giden;

Bu yabancı öğrenci bu ülkeye ne ara geldi?

Özel okula gidecek parayı nereden, nasıl buldu?

Hangi cesaretle okul müdürünü planlayarak taammüden cinayete yeltenebiliyor?

Sorunlu olduğu için okuldan atılan bu öğrenci, belinde tabancasıyla elini kolunu sallayarak okula nasıl girebiliyor?

Okul müdürünün odasına kadar nasıl gidebiliyor?

Kapıda güvenlik falan yok mu? Hoş olsa kaç yazar. Ben şununla görüşeceğim diyen içeriye rahatça girebiliyor. Gerçi okul kapısından içeri girmek zor olsa bile çoğu okullar Nasrettin Hocanın türbesi gibidir. İhata duvarından atlanarak pekala okula girilebiliyor.

Çoğu okullarda güvenlik zaten yok. Okulların güvenliği, cebinde kaleminden başka malzemesi olmayan nöbetçi öğretmenler aracılığı ile sağlanıyor. Dışarıdan okulu basmaya gelene, elinde bıçak, belinde tabancası olana bunlar ne yapabilir?

Bu yönüyle bakıldığı zaman okullar, bu tür sorunlu öğrenci ve bazı problem veliler yönünden tehlike arz ediyor. ABD’de zaman zaman okula makineli tüfekle gelip rastgele ateş açıp onlarca kişinin ölümüne sebep olan cinnet hali bizim okullarımızda da olmaması için bu tür hasta ruhlu insanların önünde hiçbir engel yok. Çünkü okullar yol geçen hanı gibi.

Güvenlik yönünden bu durum, sadece okullara mahsus değil. Hastanelerimiz de okullar kadar güvenliksiz. Her ne kadar hastanelerde güvenlik görevlisi olsa da güvenlik görevlileri çok etkili değil. Etkili olsa da bir polis gibi onları pek ciddiye alan yok. Çoğu hastanede X-Ray cihazı yok. Olsa da hastaneye giren, bu cihaza girmeden içeri girebiliyor. Bunu gören güvenlik görevlisi de sesini çıkarmıyor. Bildiğim kadarıyla günlük binlerce hasta ve hasta yakınının girdiği Konya Şehir hastanesinde X-Ray cihazı yok. Nitekim bir güvenlik görevlisi, belinde tabancasıyla bu hastaneye girip kurşun yağdırdığı doktorun ölümü belleklerde hala tazeliğini koruyor.

Bugün hastane, okul vb. yerlerde bireysel olan şiddet ve cinayet olaylarının, yarın daha büyük menfur olaylara zemin hazırlayacak tehlike ve potansiyel bu ülkede var. Tabiat boşluk kabul etmez ve tedbir almada da ihmal büyük olaylara gebe olabilir. Ne yapıp ne edip şiddet ve cinayeti minimuma indirecek caydırıcı tedbirlerin zamanı geldi geçiyor. Bir yabancı uyruklu öğrencinin işlediği müdür cinayeti, bu işin tuzu ve biberi oldu.

Belki de bu olup bitenler daha bir başlangıç. Yabancıların uyguladığı şiddet ve cinayetlere belki de bundan sonra daha fazla şahit olacağız. Çünkü Türkiye her bir kıtadan, özellikle gelişmemiş ülkelerden gelen düzenli ve düzensiz göçmenler cenneti olma yolunda hızla ilerliyor. Böyle giderse Teksas ya da Beyrut olmamız hiçten değildir. Sonra biz ne ara Teksas olduk deriz de o zaman ağlayanımız olmaz.

Başka Nasıl Başarılı Olunur?

Hocam, yazılıdan 1 aldım.

2.sınavdan kaç bekliyorsun?

Bundan da 1 bekliyorum.

Niye böyle oldu? Çalışmadın mı?

Çalışmaz olur muyum? Elimden geleni yaptım ama gözetmenler takdir hakkını benden yana kullanmadı.

Yani suçlu gözetmen mi?

Sadece gözetmen değil, kağıdımı okuyan öğretmen de takdir hakkını benden yana kullanmadı. Yabancı gözetmen olsa iyi olur.

Kağıtları da yabancı okusun ister misin?

Hay aklınla bin yaşa. Neden olmasın.

Yahu birlik kağıt vermişsin her ikisinde de. Yabancı gözetmen, yabancı kağıt okuyucu ne yapsın buna?

Olsun, yine de şansımı denemek isterim.

Ne istiyorsun? Onu söyle.

Dersten geçmem mümkün mü?

Sence?

Size bağlı.

Ne yapabilirim?

Benim için takdir hakkınızı kullansanız.

Oğlum, sen ölmüşsün. Haberin yok. Adeta başarılı olmamak için elinden geleni yapmışsın.

Öyle deme hocam. Matematiksel olarak dersten geçme iddiam devam ediyor.

Nasıl olacak bu?

Performans notuma iki tane yüz verirseniz...

Eee...

Eder 202 puan. Böl dörde. Al sana 50,5

Başka isteğin var mı?

Ne gibi?

Mesela astar falan.

O kadar da değil. Yalnız görüyorum ki şimdiden beni bırakmayı kafaya koymuşsunuz.

Nereden çıkardın oğlum? Sonra tekilden nasıl da çoğula geçtin birden? Yoksa diğer derslerin de mi zayıf?

Sizinki gibi genelde.

Diğer öğretmenlerden de yüksek performans göstermesini istedin mi?

Elbette. İstemek ayıp mı sonra. Sonuçta benim sadece bir yüzüm kara olur.

Benim iki yüzüm kararsa da bunu yapmayacağım.

Ama bu haksızlık.

Haksızlık burada nerede?

Hocam, matematiksel olarak sınıf geçme hakkım var. Siz daha karneyi vermeden tüm öğretmenler anlaşmışçasına beni bırakacaksınız. Buna Milli Eğitim Bakanlığı da dahil.

Bakanlık ne yaptı?

O da bir üst sınıfa geçmeyi üç dersle sınırlandırdı. Öğretmenlerin hali zaten ortada. Ben bu durumda kime güveneceğim? Sonra da bu ülkede eğitim kötü diyorsunuz. Söyler misiniz bu anlayışla eğitim nasıl düzelir? Ben okumak istiyorum. Siz ise bana takoz oluyorsunuz. Başarımın önündeki en büyük engel sizsiniz.

Peki evladım. Sen bu kafayla gidersen, daha çok başarılı olur, sınıf geçersin.

Dalga geçmeyelim lütfen.

Ama sen başlattın.

8 Mayıs 2024 Çarşamba

Emir Komuta Merkezi

Üstadım! 

Bazı etkili ve yetkili olan kişilerin bir sözüne bakıyorum bir de eylemine. Çıkan sonucu midem kaldırmıyor. 

U dönüşünü de hayat felsefesi edinmiş. Dün ak dediğine bugün kara diyebiliyor. Bu kişi dünkü mü bugünkü mü, hangisi anlayamadım. 

En son söyleyeceğini ilk başta söylüyor. Kırıp döküyor, mangalda kül bırakmıyor. Meseleyi Filistin-İsrail haline dönüştürüyor. Sonra bir bakmışsın, kızıp bağırdığıyla, ayar vermeye çalıştığıyla bir araya gelmiş, sarmaş dolaş olmuş.

Sözüne bakarsan, yunmuş yıkanmış. Alemin dürüstü. Sanırsın ki dünyada bir iyi o var. Ayet, hadis okuyor. Ben bundan ötesini bilmem. Bunlar benim hayat felsefem. Benden başkasını beklemeyin profili çiziyor. Bir zaman böyle gidiyor. Gören ve duyan da adam dediğin böyle olmalı. Uğruna ölürüm ben diyor. Sonra bir bakmışsın tersi biri olup çıkmış. 

Ha bu demek değildir ki hiçbir şey yapmadı. Peşine takılan kişilerin istediği bazı simge şeyleri yerine getirdi. Alın istediklerinizi, tepe tepe kullanın. Bu iyiliğimi de hiç unutmayın dedi. Peşinden gidenler de bak, dediğini yaptı. Görmedik böylesini. Ölsem de gam yemem. Başımın tacıdır artık deyip destek verdikçe verdi. 

Hasılı simge olan ne varsa elde edildi ama gelinen nokta itibariyle görüldü ki simgelerin içi hep boşalmış ya da boşaltılmış. Anlamını kaybetmiş. Anlamını kaybetmemesi mümkün değil. Çünkü o kadar kullanıldı ki kullanıla kullanıla simgeler, eskidi.

Ezcümle eline ne aldıysa kırdı, döktü, yaptı, yıktı. Şimdi jübileye hazırlanıyor. Tüm bunlar olup biterken sevip sayanı ise ne idik ne oluyoruz, ne umduk ne bulduk demedi. Kokuşmuşluğa ve çürümüşlüğe rağmen gözünü kapattı, burnunu tıkadı ve var bir hikmeti. Bu yol ve uğurda ölmek var dönmek yok dedi ve yoluna devam etti. Kendilerine eşlik etmeyenleri nankör ve hain ilan etti. Nasıl bir mide varsa. Belli ki burunları koku almıyor. Belki de bu koku bağımlılık yaptı. Kokunun farkında değiller.

Geldiğimiz nokta itibariyle amaçlanan ile ulaşılan sonuç, umulan sonuç değil. Artık simgeler serbest ama o simgeler ben değil. Dışı seni, içi beni yakar. 

Tüm bu olup bitenlerden sen bir şey anladın mı? Bu insan ve peşine takılan insanlar hangi kafayı taşıyorlar böyle? Ne dersin bu konuda? 

Ne diyebilirim ki?

Dersin bir şeyler.

Diyeceğim odur ki etkili ve yetkili bir büyüğümüz yolun başında, "Emir komuta merkezim bana papaz elbisesi giy diyorsa giyerim ve görevimi yaparım" şeklinde bir söz söylemişti. Kimsenin içini bilemem elbet. Ancak sonuçları itibariyle diyebilirim ki belki gördüğümüz derviş görünümünün veya sarık ve cübbenin altında papaz elbisesi vardır. Benden görünüp bana vuruyordur. Müslüman mahallesinde salyangoz satıyordur. Alıcısı da varsa niye satmasın değil mi?

O kadar da değildir herhalde.

Hatice’ye değil, neticeye bak. Ben neticeyi böyle okuyorum. Sen ise Hatice’den gözünü alamıyorsun. Dikkat et, bu gözde duygular vardır. Fakat akıl yoktur. Aklın geri plana itildiği yerde pislik paçadan akar. Duygular o pisliği görmez. Görse de eskiden bu pislik bile yoktu dedirtir insana. Gözün olayların perde gerisini görsün. Senarist gibi görünen aktörün, senaryoyu oynayan bir oyuncu, perde gerisinde ise gerçek senarist emir komuta merkezi olabilir. Ben olup biteni ve sonucu böyle okuyorum. Ümit ederim ki bu okumam yanlış çıkar.